GeriKitap Sanat Hep deniz olunmalı
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Hep deniz olunmalı

Hep deniz olunmalı

Anıl Mert Özsoy’un yeni romanı 'Yeniden Deniz Olmak' da küçük okurlarını Akdeniz sahilinde, sevgi ve umut dolu bir aile öyküsüne davet ediyor.

Deniz; özgürlüğün, sonsuz bir ufkun, coşkunun, bazense felaketlerin ve hüznün metaforudur. Moby Dick’ten Yaşlı Adam ve Deniz’e kadar edebiyatın denizde geçen onlarca hikâyesi işte hep bu bereketli metafordan beslenir. Belki de bu nedenle benim gibi denizden uzak şehirlerde yaşayanların en büyük hayalleri daima denize dönmektir. Hatta deniz olmaktır. Anıl Mert Özsoy’un yeni romanı 'Yeniden Deniz Olmak' da edebiyatın bu kadim metaforu üzerine hikâyesini inşa ediyor.

Yaşadıkları şehrin hız ve gürültüsünden bunalan ve daha sakin bir hayat sürmek isteyen çoğu beyaz yakalının hayali, bir sahil kenarında küçük bir lokanta açmaktır. Kahramanımız Gece’nin anne ve babası ise bu hayali gerçek kılmak için bir sene önce Fethiye sahiline taşınmış. Mühendis Nâzım ve eşi mimar Leyla, küçük kızları Gece’yle birlikte şimdi Fesleğen Lokantası’nda hayata kaldıkları yerden daha huzurlu ve mutlu devam etmek niyetindeler. Aslında bir açıdan kendi evlerindeler. Çünkü Nâzım’ın çocukluğu burada geçmiş ve Gece’nin dedesi Levent de Fethiye’nin gediklilerinden. Fakat kahramanlarımız açısından yine de işler hiç kolay değil.

Gece’nin değişen okulu, taşındıkları eskilerden kalma gibi kutu ev ve yeni öğrenmeye başladıkları lokanta işletmeciliği, aslında onlara oldukça yabancı. Üstelik buna Nâzım’ın babası Levent’le olan sorunları ve Leyla’nın dinmek bilmeyen hüznü eklendiğinde, hayatta yeni başlangıçların, hayatı kaldığı yerden devam ettirmek kadar zorlu ve çileli olduğu da anlaşılıyor.

Gece bu yeni hayata alışmış, okuluna uyum sağlamış ve tuzluklarla karabiberlikleri doldurarak lokantacılığı öğrenmiş olsa da annesi Leyla için işler o kadar da kolay değildir. Hele bütün aileyi mutlu eden o müjdeli haberden, yani aileye dördüncü üye olarak küçük bir kızın daha yolda olduğunun öğrenilmesinden sonra Leyla’nın o nedensiz hüznü daha da artar. Şehir ve hayat tarzından sonra şimdi de bedeni ve hormonları hızla değişirken hangimiz Leyla’yı keyifsiz olmakla suçlayabilir ki!

Leyla bu kadar değişikliği kaldıramayınca, onu sürekli ağlayarak görmekten kendini çaresiz hisseden Gece devreye girer ve dedesi Levent’e meseleyi açar. Sonunda bir sabah üç kuşağın temsilcileri olarak dede Levent, baba Nâzım ve torun Gece baş başa verip bu konuyu konuşurlar. Leyla hamileliği kaldıramamaktadır. Levent’e göre çözüm, Leyla’yı sevgiyle ikna ederek bir süreliğine sahilin karşısındaki yeşillikler içindeki küçük Can Adası’na yollamaktır. Ne de olsa tebdil-i mekânda ferah vardır.

Anne ve babası derman bulmak için Can Adası’na gittiklerinde Leyla da dedesiyle birlikte kalır. Bu tarz seyahatler sadece gidene değil, kalıp bekleyene de yarar. Nitekim Gece de anne babasının ve doğmamış kardeşinin özlemiyle geçip giden günler boyunca dedesini daha yakından tanıma ve dedesiyle babası arasındaki sorunu anlayıp öğrenme fırsatı bulur. Şimdi bütün küskünlükleri dindirmenin, nedensiz hüzünleri defetmenin, mutlu ve tekrar büyük bir aile olmanın zamanıdır.

İşte tam o anda çıkar babasının yıllar öncesinden kalan kayıp ve köhne kayığı. Böylece Levent ve Gece çok özledikleri Nâzım ve Leyla’yı beklemek yerine, Can Adası’na doğru yola çıkıp onlara sürpriz yapabileceklerdir. Oysa teknenin bakıma ihtiyacı vardır ve büyük bir fırtına hızla yaklaşmaktadır. Hayatta olduğu gibi biz ne zaman bir şey arzulasak, her şey planlarımızın aleyhine gelişmektedir sanki. Aksilikler ve felaketler, ancak sevdiklerimizle bir arada ve tek yürek hareket ettiğimizde aksilik ve felaket olmaktan çıkar. Geçinemeyen iki aksi ve asabi denizci eskisi ihtiyar Levent ile Bakkal Cemal’in omuz omuza verip önce bozuk motorun, ardındansa fırtınanın yarattığı sorunların üstesinden gelmesi gibi.

Her fırtınanın ardından gökkuşağı açmasa da her kışın ardından bahar ve yaz gelir. İnsan içindeki huzur ve sevgiyle, bir yük olarak görmeden kendi elleriyle toprağa ektiğinde, fesleğenler kokusu bütün lokantayı saracak kadar yeşil açar. Yeter ki doğumun, yeniden başlamanın, yan yana olmanın keyfini çay içerken beraber çıkarabilecek bir ailesi olsun insanın. Kucağında yedi aylık minik bebeği Deniz’le denize karşı oturup büyük kızı Gece’yle sohbet ederken Leyla bunu anlıyor. Anlıyor ki bütün bir aile yaşadıkları şehri terk edip yeni bir hayat kurmak için Fethiye’ye bunun için gelmişler: yeniden deniz olmak için...

Bütün sıkıntıların aşılmasının ve ardından özgür, huzurlu ve kendine ait küçük bir hayatının olmasının metaforu olarak deniz ve fesleğen, !Yeniden Deniz Olmak’a ilhamını vermiş görünüyor. Mis gibi kokan fesleğenler yeşertebilmek için dönüm dönüm arazilere sahip olmak gerekmediği gibi, yeniden deniz olmak ve hep deniz olmak için deniz kenarında yaşamaya gerek olmadığını da Anıl Mert Özsoy bize kibarca hatırlatıyor. Sevdiklerimizin bakışlarında ve dokunuşlarında bütün kırgınlıklarımızı unutup, fesleğenlerimizi yeniden açtırıp, hep deniz olabilelim diye.

Hep deniz olunmalı

YENİDEN DENİZ OLMAK
Anıl Mert Özsoy
Resimleyen: Merve Atılgan
Can Çocuk Yayınları, 2018
104 sayfa, 13 TL.

 


Yorumları Göster
Yorumları Gizle