Hazzın, bedenin ve kadınlığın keşfi

Güncelleme Tarihi:

Hazzın, bedenin ve kadınlığın keşfi
Oluşturulma Tarihi: Mayıs 24, 2018 15:50

Amerikalı şair, romancı ve sosyal aktivist Marge Piercy, ‘Örülü Hayatlar’da genç bir kızın kadınlık bilincine kavuşma sürecini anlatıyor. Bu aynı zamanda iki kadın arasındaki dostluğun ve doğum kontrolünün yasaklarla çevrildiği zamanlarda kadınların maruz kaldıkları acıların hikâyesi...

Haberin Devamı

1936 Detroit/Michigan doğumlu Marge Piercy, başta Vietnam Savaşı karşıtı hareket ve kadın hareketleri olmak üzere zamanımızın önemli ilerici siyasi mücadelelerinde yer aldı, ABD’de en çok satanlar listesine giren ‘Gone to Soldiers’, ‘Örülü Hayatlar’ ve ‘Zamanın Kıyısındaki Kadın’ dahil 17 roman, 18 şiir kitabı ve eleştirmenlerden övgü toplamış hatırat ‘Sleeping with Cats’ kitaplarını yazdı.
‘Örülü Hayatlar’, iki kadının üniversitedeki ve üniversite sonrasındaki arkadaşlıkları etrafında gelişiyor. Kitabın iki ana karakteri, Jill ve Donna. Hikâyeyi artık 40’lı yaşlarının sonlarına gelmiş başarılı bir yazar olan Jill’in ağzından dinleyeceğiz. Bir yolculuktan evine döndüğünde hatırlayacak geçmişi. Güzel bir iç monolog: “Geri dönmek ne güzel, geri dönmek ne güzel şey. Genç halinle yüzleşmek konusunda o kadar kararlı mısın harbiden? Şu anda olduğum kişinin annesi, keriz, numaracı, çocuk; hem de itiraf etmek isteyeceğimden daha toy bir çocuk, gelgelelim, bir leşçilin ihtiyatına ve sağlam midesine sahip bir savaşçı aynı zamanda. (...) Ama asıl kaburgalarımın arasında bir bıçak gibi hissettiğim, dımdızlak bir korku: Sakın o zamanki zihnime gireceğim derken o incecik, 16’sındaki vücutta kısılıp kalmayayım?”
Jill korkularına pabuç bırakmayacak, 1953’ten, henüz 16 yaşında gencecik bir kız olduğu günlerden başlayacak anlatmaya. Jill, Rus göçmeni Yahudi kökenli bir ailenin çocuğu. Babası işçi, annesi ev kadını. Ailesi kızlarının eğitimine karşı kayıtsız. Jill’inse aklı fikri ne yapıp edip -parayı denkleştirip- üniversiteye gitmekte. Donna ise orta sınıftan Katolik bir ailenin kızı. Her ikisi de yaşadıkları dönemin katı kurallarıyla yetiştirilen kızların hayatı üniversitede kesişecek ve aralarında uzun yıllara yayılan sancılı bir dostluk kurulacak.
Piercy’ye göre, “Jill kolayca düştüğü aşkların pençesinden hep son anda kurtuluyor. Şair olmayı, ilişkilerinde gerçek olmanın yolunu bulabilmeyi istiyor. Biraz hırsız, biraz maceracı, biraz da siyasete meraklı; Jill, kendini sokak kedisine benzeten bir felaketzede. Donna aradığı güven ve doyumu erkeklerde bulmayı uman ve seksi bir yıkım aracı olarak kullanma dürtüsünü yenemeyen kırılgan, güzel bir sarışın.” Etraflarındaki diğer kız öğrenciler gibi Jill ve Donna da cinsel kimlikleri, hırsları ve erkeklerle ilişkileri konularında zorlanacaklar. Bir yanda yeni yeni filizlenmeye başlayan kadın hareketlerinin özgürlük çağrısı, diğer yanda ailelerinin ve sevgililerinin dayattığı basmakalıp evlilik anlayışının deli gömleği arasında kendi yollarını bulabilecekler mi?..

POLİTİK VE LİRİK
Marge Piercy’nin “İhtiyaç duyduklarının bir parçasına sahip olana kadar; eyalet meclislerindeki vekillerine tiratlarını dinletmek için kendilerini yollara vurmuş, hakları için sokaklarda yürümüş, kadınları onlara yardım edecek doktorlara götürmüş, götüremezlerse kürtajlarını bizzat yapmış tüm kadınlara” adadığı ‘Örülü Hayatlar’, feminist bakış açısıyla yazılmış manifest bir kitap. Yazarın deyişiyle; “50’lerin kültürel savaşlarıyla dolu bu roman, erişkinliğe ulaşmakta olan bir genç kızın önündeki tüm iş imkânları ve sosyal imkânlar, tüm yasalar ve sağlık kurumları kadın cinselliğinden nefret eden erkeklerin tam kontrolündeyken bir kadın olmanın ne demek olduğuna odaklanıyor.”
Marge Piercy’nin “Şiirlerim hariç, yazdığım tüm mensurların içinde düşünme ve konuşma şeklime en yakın eserim” diye nitelediği ‘Örülü Hayat’ta anlatılan hikâyenin ne kadarı kurmaca ne kadarı gerçek kestirmek zor. Yazara göre gerçek bir otobiyografik eser değil; “Daha çok, o yılların bazıları benim yaşadığımdan alabildiğine farklı hayatlardan ayıklanmış olaylarının üzerinde yükselen büyük, girift bir yapı.”
Gerçekten de girift, çoklu okumalara açık bir roman. Özellikle kadın konulu kültürel incelemeler açısından zengin bir kaynak olduğundan hiç kuşkum yok. Piercy, ABD toplumunun 50’li, 60’lı, 70’li yıllarının pek çok karakteristiğini sergiliyor. Sadece üniversite çevrelerini değil taşradaki kadınlık ve erkeklik durumlarını yansıtmayı da başarmış. Bu yılların ABD’si, erkeklerin mutlak egemenliğinde, savaşçı, tutucu, ayrımcı, ırkçı ve ikiyüzlü bir toplum olarak tarif ediliyor. Böyle bir toplum içinde yaşama mücadelesi veren kadınlar kimliklerine ve bedenlerine sahip çıktıkları ölçüde özgürleşebiliyorlar. ‘Kürtaj hakkı’ talebi radikal bir savaş parolasına dönüşüyor. Belki kendi deneyimlerinden hareket etmiş Piercy ama bütün bu temaları hakkıyla işleyerek romanına evrensel bir geçerlilik, anlatıların dünyanın herhangi bir yerinde yaşanabileceği duygusu katmış.
80’li yıllarda büyük heyecan yaratan ‘Örülü Hayatlar’da tartışılan meselelerin önemi nedeniyle içeriği üzerinde biraz fazla durmuş olabilirim. Oysa düşüncelerinin zenginliği kadar Piercy’nin hikâyeciliğini de övmek gerekir. Üniversite gençliğinin hayatını lirik diliyle canlandırıyor Piercy. Didaktik bir söyleme hiç yakalanmamış. Siyasi meseleler hikâyenin içine gömülü. ‘Örülü Hayatlar’ cinsellikten dostluğa, edebiyat sohbetlerinden dedikodulara, arzulara, eğlence biçimlerine, sevinçlere ve hüzünlere kadar yayılan, hayatı yaşamaya değer kılan zevkleri coşkuyla anlatan bir roman. Şair yanıyla da tanınan Piercy’nin roman dili de zengin ve şiirsel.

ÖRÜLÜ HAYATLAR

Hazzın, bedenin ve kadınlığın keşfi

Marge Piercy
Çeviren: Ege Candemir
Ayrıntı Yayınları, 2018
592 sayfa, 40 TL.

Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!