Hayatın kıyısında

Güncelleme Tarihi:

Hayatın kıyısında
Oluşturulma Tarihi: Nisan 25, 2019 16:20

Norveçli yazar Ingvar Ambjörnsen, ‘San Sebastian’da Hüzün’de polisiye ile yeraltı türleri arasında gidip gelen bir hikâye anlatmış. Türkiye’de ‘İnsan Postuna Bürünmüş Köpek’, ‘Beyaz Zenciler’, ‘Tavandaki Kukla’, ‘Gece Gündüzü Düşlüyor’ ve ‘Berkvik Cinayetleri’ romanlarıyla tanıdığımız Ambjörnsen, bir kez daha Norveç’in öteki yüzünü sergiliyor...

Haberin Devamı

1956’da Norveç’in güneyinde yer alan Larvik adlı küçük bir kentte doğdu. 15 yaşında kitaplara tutulup yazar olmaya karar verdi, okulla ilişkisini kesti. Okuldan ayrıldıktan sonra 10 yıl boyunca –kendi deyimiyle– uyku tulumunun içinde yaşadı, çeşitli kentler, ülkeler dolaştı ve her çeşit işte çalıştı. Bu 10 yıl boyunca yazdığı şiirler yerleşik yayınevleri tarafından basılmadı; şiir ve yazıları ancak 1970’lerin başında Norveç’te gelişen karşı kültür hareketi içinde yankı buldu ve bu kültürü temsil eden Gateavisa (Sokak gazetesi) türü dergilerde yayımlandı. Şiir ve yazılarının ilgiyle karşılanması roman yazmaya teşvik etti Ambjörnsen’i. İlk romanı, Norveç’in sorunlu bireylere yaklaşım tarzını ele aldığı -aslında sert bir dille eleştirdiği- ‘23 Salen’ (23 Satır, 1981) yarı-otobiyografik bir anlatıydı. Kitap yayımlandığında 25 yaşındaydı. Ardından ‘Sarons Ham’ı (İnsan Postuna Bürünmüş Köpek, 1982) tamamladı. Ancak asıl ününü, toplumun kenarlarında yaşayan insanların gündelik hayatlarına yer verdiği ‘Hvite Niggere’ (Beyaz Zenciler, 1986) romanıyla sağlayacaktı. O günden bu yana çok sayıda kitabı yayımlanan Ingvar Ambjörnsen çok sayıda ödüle değer görüldü, romanları TV dizilerine ve sinemaya da uyarlandı.

Haberin Devamı

ARAYIŞ HİKÂYESİ 
Ambjörnsen, yazarlık kariyerinin çıkışa geçtiği yıllarda kaleme aldığı ‘San Sebastian’da Hüzün’ü bir arayış hikâyesi tarzında kurgulamış. Roman kahramanı Alex, 35 yaşında. Bir vakitler gazetecilik yapmış, kitapları yayımlanmaya başlayınca işini bırakmış, günlerini içki ve biraz da uyuşturucu ile geçiren amaçsız bir adam. Eski sevgilisinin deyişiyle “evden kaçmış bir yeniyetme gibi dolanıp duruyor” kentin sokaklarında. Edebiyat çevrelerinde ‘bohem’ yakıştırması yapılan Alex, aslında pek de mutlu sayılmaz. Tersine, hayatı sürdürmekte zorlanıyor:

“Midem bulanıyordu. İlkbahar yüzündendir, dedim kendi kendime. Tıpkı geçen yıl, ondan önceki yıl ve geçmiş bütün yıllarda olduğu gibi canına okuyacak bu bahar senin. Bu uzun akşamüstlerine çırılçıplak fırlatılıp atılmış olmak duygusu. Sarı ışık. Göz pınarlarında kum taneleri, ayakkabı tabanlarının altında köpek boku. Tıpkı çürüyen bir cesetten çıkan kurtlar gibi, erimekte olan kar birikintilerinin altından görünen, yılbaşından önce kullanılıp atılmış prezervatifler. İzmaritler, kırılıp yere düşen buz sarkıtları, pis su birikintileri ve de iki ayaklılara yıvışık çamur püskürten o lanet şoförler. Yaz saatine geçildikten sonra günler ışık yılı kadar uzamıştı ve o günleri dolduracak hiçbir şeyim yoktu. Nisan ayında Oslo sokaklarında dolanıp, rasgele bir gerzeği mi pataklayayım yoksa ümitsizliğimi kendime yöneltip kısa yoldan işimi mi bitireyim diye düşünüyordum. İlkbahar mevsimi beni daima yerin dibine, açık pencerelere, baş döndürücü yüksek köprülere, emniyetsiz tren yolu geçitlerine ve barbitur cinsi ilaçlarla dolu ecza dolaplarına çekmiştir.”
İşte böylesi günlerden birinde, kentin yeraltı âlemine hükmeden -eski ahbabı- Kral Knut ile karşılaşır. Knut’un Alex’ten istediği Alex’in ona ortak dostları Vidar Skei’yi bulmasıdır. Birkaç gün sonra Vidar kendisi arar Alex’i. Onun bulmak istediği ise Lisa Monraden adlı bir porno oyuncusudur. Alex, Vidar’a ihanet etmez ancak kısa bir süre sonra öğrendikleri ve ortaya çıkan bir ceset, olayı ölüm kalım meselesi haline getirecektir. Alex, Vidar’ın ve onun Kral Knut’tan çaldığı paraların izini sürmek için İspanya’nın güneyine, San Sebastian kasabasına doğru yola çıkar.

Haberin Devamı

YERALTI POLİSİYESİ
Otobiyografik romanı ‘23 Satır’ ve hemen ardından kaleme aldığı ‘İnsan Postuna Bürünmüş Köpek’ ile yazarlık kariyerinde izleyeceği yolu baştan seçmişti Ingvar Ambjörnsen; bütün romanlarında uyumsuz, eşcinsel, madde bağımlısı, depresif, yalnız yaşayan insanları anlatacaktı. Kendisine ününü sağlayan romanı ‘Beyaz Zenciler’ ise tam anlamıyla bir yeraltı edebiyatı manifestosuydu:
“Beyaz Zenciler uyku tulumları, sırt çantaları ve bira kasalarıyla Çingene hayatı yaşayan dumancılar, beyazcılar, asitçilerdir... Beyaz Zenciler şairdir, çılgındır, düş kurmayı ve küfretmeyi severler: Onları en iyi polisler tanır!.. Beyaz Zenciler, mahkûm edildiğimiz rezil, yoz televizyon dizilerine benzeyen hayatlardan; eğitim, kariyer, başarı ve benzeri cüce düşüncelerden nefret ederler... Beyaz Zenciler sevgi edebiyatı yapmazlar, severler: Bütün enerjilerini kendilerini garantiye almak için harcayanların hiçbir zaman anlayamayacağı kadar çok severler... Beyaz Zenciler gerçekten ‘düzen karşıtı’dırlar, tüm ideallere ve ideolojilere karşı ihanet içindedirler. Onlar toplum dışına atılmamışlardır, orada, ‘imkânsızın kıyısında öfkeli ve eğri bir hayat’ yaşamayı seçmişlerdir...”

Haberin Devamı

‘San Sebastian’da Hüzün’de de çizgisini bozmamış. Roman kahramanı Alex, ‘İnsan Postuna Bürünmüş Köpek’te canlandırdığı karakterle pek çok yönden benzerlikler gösteriyor. Gemisini kurtarmaya çalışan, yapayalnız bir adam o. Sevmeyi bilmiyor, hatta küçük kızına bile pek bir yakınlığı yok. Kişiliği yazarlığına da yansımış Alex’in. Ekmeğini, çevresinde gelişen -kendisinin de dahil olduğu- olayları yazıya geçirmekle kazanan, işine yarayacağını anladığı her şeyi yazılarında kullanan, kısaca hikâyeleri manipüle etmekten başka bir yeteneği olmayan Alex, bir yandan Vidal’i bulmakla uğraşırken bir yandan da bu hikâyeyi nasıl satacağını düşünüyor. Bu noktada Ambjörnsen’in Alex üzerinden edebiyat dünyasına bir eleştiri yaptığını söyleyebiliriz...

Haberin Devamı

‘San Sebastian’da Hüzün’ çok hızlı bir tempoda akan, gerilimli, sürprizlerle dolu ama aynı zamanda roman kişilerinin hayatlarına derinlemesine nüfuz eden bir roman. Alex’in amaçsızlığı, Vidal’in boş vermişliği, Lisa’nın sürüklenişi, Knut’un intikam arzusu, hepsi de böyle bir toplumsal hayatın çarklarını ortaya koyacak biçimde ve gerçekten çarpıcı betimlemelerle ortaya konmuş.

Ambjörnsen ‘San Sebastian’da Hüzün’de, modern kentlerin steril sokaklarının hemen kenarına konuşlanmış karanlık dünyaları anlatırken bu kez polisiye kurgudan da yararlanıyor. Şaşırtıcı değil. Zira yeraltı edebiyatının insan tipleriyle gerçekçi polisiyelerin insan tipleri ya da sorunları birbirinden kolaylıkla ayırt edilemez. Ve her ne kadar Türkçeye sadece birisi çevrilse de 1991 yılında polisiye kitap yazarlarına verilen Riverton Altın Tabanca Ödülü’nü kazanan Ambjörnsen, polisiye romanlarıyla da tanınan bir yazar. ‘San Sebastian’da Hüzün’ ise yeraltılara özgü bir atmosfer ve yeraltına yakışan insan tipleriyle kotarılmış, Fransız ‘noir’lerini andıran, sürükleyici bir suç romanı...

Haberin Devamı

Hayatın kıyısında

SAN SEBASTIAN’DA HÜZÜN
Ingvar Ambjörnsen
Çeviren: Banu Gürsaler Syvertsen
Ayrıntı Yayınları, 2019
192 sayfa, 18,52 TL.

BAKMADAN GEÇME!