GeriKitap Sanat ‘Hâlâ yakaladığımız başarıya hayret ettiğim oluyor’
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

‘Hâlâ yakaladığımız başarıya hayret ettiğim oluyor’

‘Hâlâ yakaladığımız başarıya hayret  ettiğim oluyor’

Çocukluğunda hayranı olduğu Miles Davis’den Jimi Hendrix’e pek çok isimle çalışmış; kariyeri boyunca caz, rock, blues, flamenko ve Hint müziği gibi farklı kültür ve sesleri harmanladığı sayısız projesiyle efsaneleşmiş bir gitarist John McLaughlin. Davis’in grubuyla başladığı müzikal yolculuğuna 77 yaşında The 4th Dimension ile devam eden McLaughlin, 25 Nisan akşamı Zorlu PSM Caz Festivali’nin açılışını yapmak için bir kez daha İstanbul’da. Konser öncesi McLaughlin ile konuştuk.

Uzun kariyeriniz boyunca sizi hep müzik yapmaya ve farklı projelerde yer almaya iten ne oldu?
11 yaşımdan bu yana pek çok farklı müzik kültürüyle haşır neşir oldum. Farklı müzik türlerini deneyimleme konusunda ise doğuştan bir merakım vardı. Tüm bunlar şüphesiz beni farklı türleri keşfetmeye itti.

Miles Davis’in grubuna nasıl katıldınız?
Davulcu Tony Williams’ın beni, grubu Lifetime’a davet etmesiyle 1969 yılının ilk haftasında New York’a gittim. Williams’ın planı grupta benim ve Larry Young’ın (Khalid Yaseen) bir araya gelmesiydi. Tony o esnada Miles ile bir aradaydı ve New York’a geldiğim ilk gün onunla bu sayede tanışmış oldum. Şansıma Miles, grubu için bir gitarist arıyordu ve ertesi gün beni ‘In A Silent Way’i de kaydettiğimiz stüdyoya çağırdı. Gerisi malum...

Gruba girmeden önce Miles Davis hayranıydınız. Kariyerinizi nasıl etkiledi?
Kesinlikle! ‘Milestones’ ve ‘Kind of Blue’ albümlerinin çıkışından sonra 1959 yılında onun büyük hayranlarından biri oldum. Miles dört dörtlük bir sanatçıydı; sadece mükemmel bir müzisyen değil aynı zamanda müzik alanında farklı biçim ve konseptlerin de yaratıcısıydı. Müzikal kariyerimde kendimi bulmam onun müziğini dinleyerek oldu.

Kendi grubunuzu kurmaya ne zaman karar verdiniz? Sizce Davis’in grubunu bırakmanın zamanı gelmiş miydi?
Kendi grubum Mahavishnu Orchestra’yı kurmamı öneren Miles’ın kendisiydi. Fakat ölümüne birkaç ay kala onunla çalmaya ve kayıt yapmaya devam ettim.

‘Hâlâ yakaladığımız başarıya hayret  ettiğim oluyor’

Mahavishnu Orchestra’nın bu kadar tutulacağını öngörüyor muydunuz?
Evet, fakat hâlâ yakaladığımız başarıya hayret ettiğim oluyor.

Farklı müzik türlerini keşfe nasıl başladınız?
İlk müzik eğitimim klasik piyano üzerineydi. 11 yaşımdan itibaren gitar ve Mississippi Blues’a yöneldim. 14 yaşımda flamenko gitar, 15 yaşımda ise caz ilgi alanıma girdi. O sıralar farklı müzik türlerinden ilham almaya ve onları harmanlamaya başlamıştım.

Bu türler üzerine çalıştıktan sonra Doğu felsefesi ve sesleriyle nasıl tanıştınız? Bu felsefe müzikal kariyerinizin yanı sıra kişisel olarak sizi nasıl etkiledi?
1960’ların ortasında Britanya’da pek çok kişi, ki bunlara Beatles, The Stones gibi gruplar da dahil, psikedelik rüzgârın etkisi altına girmişti. Birkaç deneyimden sonra, potansiyelimi artırmak adına hayatımı değiştirmeye karar verdim. Hayatı algılama konusunda daha fazla farkındalık kazanırsam, müzik konusunda da algı ve farkındalığımı kuvvetlendireceğimi anladım. Yoga ve meditasyon yapmaya başladım, vejetaryen oldum. Bu farkındalığı artırmanın yolu Hint kültürünü benimsemekten geçiyor ve tam bu noktada bu kültür hayatımın bir parçası oldu. Ardından Hint müziğinin gelmesi ise kaçınılmazdı.

Hint müziği ve caz arasındaki benzerlikler ve ayrıştırıcı noktalar neler? Farklı sesleri bir araya getirirken öngörüleriniz nelerdi?
Kuzey ve Güney klasik Hint müziğinin caz ile ortak bir zemini var. Caz müzisyenleri dışında doğaçlama konusunda sıkı disipline sahip tek müzisyenler onlar. Doğu ve Batı kültürünün kesişim noktalarından biri bu. Biz Batı’da ahenk ve ritmi bir araya getirerek doğaçlama yaparken, onlar Ragas sistemini kullanarak benzersiz ritmlerle aynısını yapıyorlar. Hiçbir zaman ‘füzyon’ müziği yapmak gibi bir niyetim olmadığının altını çizmek istiyorum. Shakti’nin müziği, benim Doğu ve Batı’nın müzikal kültürleri hakkında bilgilerimi kullanmamla birlikte kendi kendine şekil aldı.

Son projeniz The 4th Dimension’ın çalışmaları bazı yayınlarca ‘21. yüzyılın Mahavishnu Orchestra’sı’ olarak yorumlandı. Bu proje ‘bir geri dönüş’ü mü sembolize ediyor?
Aslında 1970’lerin başından, yani Mahavishnu’nun çıktığı dönemden birkaç besteyi hayata geri döndürmeyi amaçladık. Bu aynı zamanda The 4th Dimension’ın talebiydi ve şunu söylemeliyim ki; bu müziği hayata geri döndürmek benim için çok büyük bir zevk. The 4th Dimension’ın farklı müzik türleri bakımından Mahavishnu’ya nazaran daha çok deneyimi var. Bu nedenle repertuvarımız oldukça geniş aslında. Dahası, gruptaki müzisyenlerin müzik ve hayata bakış açısı çok benzer. Dolayısıyla aramızda kuvvetli bir bağ ve paylaşım var. Grubun hayatına güçlü bir şekilde devam etmesinin nedeni bu.

Geçmişe baktığınızda, favori albümleriniz hangileriydi?
Favori albümlerim hep farklı müzisyenlerden. Mesela Miles Davis’den ‘Kind of Blue’, John Coltrane’den ‘Impressions’, Bill Evans’dan ‘Sunday Afternoon At the Village Vanguard’.

Büyük isimlerden etkilenmiş biri olarak şimdi genç isimlere ilham vermek nasıl bir his?
Eğer birilerine ilham verebiliyorsam, o zaman hayatım işe yaramaz değilmiş. Yıllar önce müzisyen olmanın ne kadar ayrıcalıklı olduğunu fark etmiştim, bu nedenle hayatımı müziğe adadım. Pek çok harika müzisyenden ilham aldım, eğer aynısını ben yapabiliyorsam bu beni mutlu eder.

Şimdiye kadar İstanbul’da pek çok kez konser verdiniz. Bu kadar sene içinde İstanbul’a dair gözlemlediğiniz değişimler nedir?
İstanbul, muhteşem bir tarihe sahip. Şehir çok güzel, insanları ise çokkültürlü. Evet, seneler içinde değişimler gözlemledim fakat her şey gibi şehirler de değişiyor. Pek çok ülke gibi, Türkiye de son zamanlarda cahil ve şiddete eğilimli insanların hedefi oldu. Bana göre Türkiye, Avrupa Birliği’ne girmeli. Belki pek çok insan benimle aynı fikirde olmayacak fakat Müslüman bir ülkenin Avrupa Birliği’nde yer alması çok önemli. Farklı kültürlere sahip insanlar olarak birlikte yaşayarak ve çalışarak, hepimizi ilgilendiren küresel problemlere çözüm üretebileceğimizi düşünüyorum.

John McLaughlin & 4th Dimension, 25 Nisan Perşembe saat 21.00’de Zorlu PSM Turkcell Sahnesi’nde.

Yorumları Göster
Yorumları Gizle