GeriKitap Sanat Güzin ve Abidin Dino’yla yediğim akşam yemeği
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Güzin ve Abidin Dino’yla yediğim akşam yemeği

Güzin ve Abidin Dino’yla yediğim akşam yemeği

Güzin Dino’nun yıllar önce Tanzimat romanı üzerine yazdığı inceleme kitabını okumuş ve bir Frankfurt Kitap Fuarı sonrasında Paris’e geçerek kendisini aramıştım. Beni o akşam evlerine akşam yemeğine davet etti Güzin Hanım.

Abidin Dino’nun Türkiye’de resimseverlere ve edebiyatseverlere ulaşmasında Ferit Edgü’nün öncü rolünü anarak yazıma başlamalıyım.
Güzin Dino’nun yıllar önce Tanzimat romanı üzerine yazdığı inceleme kitabını okumuştum. Ferit’in kurduğu dostluk bağı üzerinden, Frankfurt Kitap Fuarı’ndan sonra Paris’e geçtim. Otelime girer girmez, Abidin ve Güzin Dino çiftini aradım. Güzin Dino, “Akşam yemeğe bekliyoruz” dedi. Ferit “Demek ki Güzin seni seviyor, herkesi evine yemeğe çağırmaz” dedi. O akşamdan beni en çok etkileyen şey konuştukları temiz İstanbul Türkçesiydi. Bir, iki aylığına yurtdışına gidenlerin bile sanki uzun yıllar dışarıda kalmışlar da kelimelerin Türkçe karşılıklarını hatırlamakta zorlanıyormuş gibi yapmalarını hatırladım, gülümsedim. Bunca yıl Türkiye’den uzak yaşayacaksını ve arı bir İstanbul Türkçesi konuşacaksın...
Türkiye’deki dostlarıyla sık sık buluşurlar, çıkan kitapları yakından takip ederlerdi. Abidin Bey, Türkiye’deki yazarlar hakkında, kendine özgü nezaketiyle konuşmaya başlamıştı. Güzin Hanım’ın uyarısını unutmuyorum: “Abidin, Hızlan bütün yazarların ne olduğunu bilir, onları anlatma.” Çok hoşuma gitti bu gerçekçi girişim. Canlılıkları, karşısındakileri de etkiliyordu. Bir gece önce Milva bir meydanda tangolar söylemiş, onlar da dans etmişti.
Kırtasiye tutkum söz konusu olunca, Abidin Bey, beni bir kırtasiyeciye götüreceğini söylemişti. Buluştuk. Meğer ünlü Rus romancı Konstantin Simonov da kırtasiyeye meraklıymış ve o dükkândan alışveriş yaparmış. Abidin Bey’in elleri çok güzeldi ve onları çok güzel kullanırdı. İstediğim dolmakalemi hanım tezgâhtara tarif ederken, dışarıdan baksanız adeta ilan-ı aşk ettiğini sanırdınız.
Güzin Dino, dostlarının aramamasına gönül koyardı. Paris’teki Türk Filmleri Haftası’na gitmiştim. Havaalanından telefon ettim, evde yoklardı, telesekretere not bıraktım. Büyükelçilik’teki resepsiyonda karşılaştığımızda ilk sorusu “Beni aramadın mı?” oldu. Not bıraktığımı söylemem üzerine telefonunu aradı ve notumu duydu. Güzin Dino ile İstanbul’da birkaç kez görüştüm, hatta Çırağan Oteli’nde bir televizyon çekimi yaptık.
Abidin Dino Sergisi’ni Güzin Dino, Ferit Edgü, Nazan Ölçer’le birlikte gezdiğimi de yazımda mutlak anmalıyım. Doçentken her şeyi terk edip Adana’ya giden Güzin Dino ile Abidin Bey’in birbirine duydukları büyük aşkı onları görünce hemen anlardınız. Kitapları okuyunca daha da hayran kalırsınız. Aşka bakar mısınız? Güzin Dino ne diyor? “Sabah evden ayrılır ayrı yerlere gideriz, akşamüstü karşılaştığımızda hemen birbirimize sarılırız.” Abidin Bey ne diyor? “Sevgilim seni milim milim öperim.” Yazılarımızın amacını anımsatalım. Abidin Dino’nun, Güzin Dino’nun kitaplarını okuyun.


Yorumları Göster
Yorumları Gizle