GeriKitap Sanat Güvercin tedirginliği
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Güvercin tedirginliği

Güvercin tedirginliği

Romanı ‘Yolcu’da kendisini iyi bir Alman vatandaşı olarak gören Yahudi bir iş adamının, Nazilerin insan avından kaçmak için çıktığı yolculuğun hikâyesini anlatmış Ulrich Alexander Boschwitz; yerinden yurdundan edilmiş insanların dramını...

Ulrich Alexander Boschwitz, 1915’te Birinci Dünya Savaşı’nda ölen Yahudi bir tüccarın oğlu olarak Berlin’de dünyaya geldi. Annesi Martha Wolgast Boschwitz ise varlıklı bir Alman ailesinin kızıydı. Annesi tarafından iyi bir Protestan olarak yetiştirildi. Ne var ki Nazilerin gözünde o ve kız kardeşi hâlâ Yahudiydi. Kız kardeşi 1933’te Filistin’e göç etti. Boschwitz ve annesi 1935’e kadar Almanya’da kaldı. Boschwitz ilk romanını yazmaya başlamıştı. ‘Menschen neben dem Leben’ (Yaşamın Kıyısındaki İnsanlar) önce İsveç’te, John Grane takma ismiyle yayımlandı. Kitabın başarısı anne ve oğluna İsveç’e kaçma fikri verecekti. Boschwitz, ikinci romanı ‘Yolcu’yu 1937 kasımında tamamladı. Kitap ABD’de ve Fransa’da müstear isimle basılmıştı.

Anne-oğul 1939’da İngiltere’ye gittiler. Ancak savaşın başlamasından sonra İngiliz hükümetinin en utanç verici uygulamalarından birine maruz kaldılar ve Man Adası’ndaki toplama kamplarına götürüldüler. Hemen ardından İngiliz hükümeti kamptaki tüm erkekleri sınır dışı etme kararı da alacak ve Boschwitz 1940 yazında Avustralya’ya gönderilecekti. Almanlara karşı savaşmayı kabul edenlerin geri dönmesine izin verildiğinde Boschwitz’e yeniden yol görünmüştü. Ne yazık ki bu, son yolculuğuydu. Bindikleri gemi 29 Ekim 1942’de bir Alman U-botu tarafından torpillendi. Sadece 27 yaşında olan Ulrich Alexander Boschwitz, öldürülen 362 yolcu arasındaydı.

‘Yolcu’ ABD’de ve Fransa’da yayımlanmasına karşılık Almanya’da yakın zamana kadar bilinmeyen bir romandı. Editör ve yayıncı Peter Graf’ın çabalarıyla 2018’de yayımlandı ve gerek küresel mülteci krizinin güncelliği gerekse de aşırı sağın yeniden yükselişe geçmesi nedeniyle büyük ilgi topladı. Boschwitz ‘Yolcu’yu Kasım 1938’de, birkaç haftada tamamlamıştı. Zira ülkesinde birkaç ay önce Naziler tarafından gerçekleştirilen Kristal Gece saldırısını teşhir etmek istiyordu. Tarihe ‘Kristal Gece’ adıyla geçecek linç ve yağmalama eylemleri Almanya’nın Paris büyükelçisinin bir Yahudi tarafından öldürülmesi üzerine başlamıştı. Suikasti fırsat bilen Nazi hükümetinin organize ettiği saldırılarda yaklaşık 1.500 kişi öldürüldü, sayısız işletme ve daire parçalandı, 1.400 sinagog imha edildi ve 30 bin Yahudi erkek, toplama kamplarına hapsedildi. Avrupa devletleriyse kayıtsız kaldı. Üstelik göç politikalarını sertleştirerek Almanya’dan kaçan siyasi mültecilere ve Yahudilere sığınma hakkı vermediler.

TRENLERE SIĞINMAK
‘Yolcu’nun kahramanı Otto Silbermann da bu sürecin mağdurlarından. Kendisini Yahudi olarak bile tanımlamayan, Birinci Dünya Savaşı’nda ülkesi için savaşmış, Alman kültürünü özümsemiş, yüksek sınıftan bir iş adamı... Olaylar başladığında, güçlükle inşa ettiği dünyası paramparça olacaktır. İş yerinin hisseleri Alman ortağı tarafından değerinin çok altında bir parayla gasp edilir, evi yağmalanır, canını güçlükle kurtarırken Yahudi olmayan karısı ailesinin evine sığınmıştır. Tek umudu Paris’te okuyan oğlunun Fransa’ya giriş izni çıkartmasıdır. Ancak izin bir türlü çıkmaz... Her an yakalanmak, linç edilmek ya da hapse atılmak tehdidi altındaki Silbermann’ın ‘güvercin tedirginliği’ndeki yolculuğu başlamıştır...

‘KÖTÜ ÇOĞUNLUĞUN PARÇASI OLMAKTANSA...’
‘Yolcu’yu yazarken sadece 23 yaşındaydı Boschwitz. Kuşkusuz ki heyecanlı, öfkeli ve tedirgindi. Buna karşılık romanın kurgusu olgun ve başarılı. Yukarıda özetlediğim hayat hikâyesini çok iyi kullanmış. Birinci Dünya Savaşı’nda ölen -Yahudi bir tüccar olan- babasıyla, yarı Alman yarı Yahudi olan kendisini tek bir karakterde, Otto Silbermann’da bir araya getirmiş. Hikâyenin ilerledikçe bir polisiyeyi aratmayacak kadar hız, heyecan ve tekinsizlik barındırdığını söyleyebilirim. Silbermann’ın kurtulmak için trenlerle bir kentten bir kente geçişi, günübirlik kalınan oteller, terdirgin ruh hali hikâyeyi sürükleyen lokomotif işlevi görüyor.
‘Yolcu’, İkinci Dünya Savaşı arifesindeki Almanya’nın, faşizmin ürkütücü atmosferinin ve bu atmosferi soluyan insanların nasıl zehirlendiğinin, aslında utanç verici bir suç ortaklığının edebi bir belgesi olarak eşsiz bir roman. Genç bir yazarın başarıyla yaptığı insan tahlilleri dikkat çekici. Toplumsal tabloyu sergilemek amacıyla çok çeşitli karakter sokmuş romana; Silbermann’a yardım etmeye çalışan ama ondan kendi kaçış parasını da tedarik etmeye çalışan Yahudi zanaatkâr, nişanlısı komunist olduğundan bankadan borç alamadıkları için evlenemeyen genç kadın, zulmetmeyi hak bilen Nazi yardakçıları, durumdan yararlanan çıkarcılar ve Yahudilerin karşılaştığı adaletsiz durumlara kayıtsız kalan diğerleri...

Bütün haklarını yitirmiş, özgürlüğünü ya da hayatını da kaybedeceği korkularıyla güçsüzleşmiş bireyin karşısında işte böyle bir toplumsal manzara var. Bu durumun bir toplumun, dahası insanlığın intiharından başka bir şey olmadığını gösteriyor Boschwitz. Bir başka Yahudi ile Silbermann arasındaki diyalog, toplumun ne hale geldiğini göstermesi açısından önemli. Arkadaşı üzüntüsünü şu cümlelerle ifade eder: “Hepsi eski tanıdıklarımdı. Savaşçı derneğinin eski üyeleri, briç kulübündekiler, meslek birliği. Tümü eskiden arkadaşınızken orada öylece, yalnız başınıza oturduğunuzu düşünün. (...) Biriyle aynı okula gittim, diğeriyle birlikte çıraklık yaptım, ötekiyle içki masasını paylaştım, peki ya şimdi? Şimdi onlar için bir hiçim, kirli bir hiç!”
Silbermann, ona -romanın ana fikri diyebileceğim- bir yanıt verecektir: “Bu yeni beraberliğe dahil olmadığınız için şükredin! Daha kötüsü, aptalcası ve zalimcesi düşünülemez. Her şeye karşın kötü bir çoğunluğun parçası olmaktansa iyi bir azınlığın parçası olmak yeğdir.”

Güvercin tedirginliği
YOLCU
Ulrich Alexander Boschwitz
Çeviren: Suzan Geridönmez
Delidolu Yayınları, 2019
284 sayfa, 39 TL.

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle