GeriKitap Sanat Gülme meselesi...
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Gülme meselesi...

Gülme meselesi...

Gülmeyi bir tutku olarak tanımlayan, feminizmden felsefeye, politikadan uygarlık tarihine, sinemadan edebiyata kadar konuyu genişleten bir kitapla baş başayız: Anca Parvulescu’dan ‘Gülme-Bir Tutkuya Dair Notlar’.

İlkgençliğimde okuduğum dini kitaplardan birinde ağız dolusu gülmenin günah olduğu yazıyordu. Gülmenin değil de gülümsemenin önerildiği, hatta bunun bir tür sosyal armağan olarak sunulduğunu da okudum sonradan başka yerlerde. Ama gülmeye, kahkaha atmaya her zaman kaş kaldırıp parmak sallayan bir gelenekten geldiğimiz inkâr edilemez. Hele iş kadınlara geldiğinde, neredeyse onlara açıktan gülmeyi tamamıyla yasaklayan sert bir ayrışma var. Belki de gülme üzerine, onun doğası hakkında yeterince kafa yormayıp, kavramsallaştırmalara gitmeyişimizdendir bu. Şarkılar, şiirler, fıkralar, folklor (o unutulmaz ‘Gülen Ayva Ağlayan Nar’) hayat olarak onun izleriyle doludur üstelik. Nasrettin Hoca’yı, Bekri Mustafa’yı, Anadolu’nun her bir şehrinde şöhret bulmuş gülmece meczuplarını bir yana bırakıyorum.

Henri Bergson’un ‘Gülme’ kitabından beri, zaman zaman gülme üzerine doğrudan ve dolaylı yazılmış kitaplara rastlıyoruz. Bu kez, onu bir tutku olarak tanımlayan, feminizmden felsefeye, politikadan uygarlık tarihine, sinemadan edebiyata kadar konuyu genişleten ve oradan alışılmadık gülme yorumları getiren bir kitapla baş başayız: Anca Parvulescu’dan, ‘Gülme-Bir Tutkuya Dair Notlar’. Mehmet Doğan çevirisiyle sunulan eserde Slavoj Zizek’in bir önsözü bulunuyor. Gülme, Georges Bataille’ın deyişiyle ‘tek çıkış yolu’ mudur bunu bilmiyoruz; ama Parvulescu, söze 1909’da Rus fütürist şair Velimir Hlebnikov’un ‘Gülmenin Sihri’ şiiriyle başlıyor. Ne yalan söyleyeyim, bu şiiri okuyunca zihnim ister istemez beni Metin Eloğlu’na götürdü, onda gördüğümüz nice açılımın içerdiği modernist hamlenin okunmamış olmasına hayıflandım. Kültürü (!) düşününce insan, Rus şaire hak veriyor ister istemez: “Hah, gülün, siz gülücüler!/Hah, katılarak gülün siz gülücüler!”

Gülmeyi derinleştirmek ve açıklamak için ağızdan, ağız yapısından, yüzün gülerken aldığı hallerden tutun da kutsal kitaplardaki izdüşümlere değin pek çok alana dalıyor yazar. ‘Godot’yu Beklerken’e uğruyor, bu konuda çocuklarla yetişkinler arasındaki nitelik farkını açığa çıkarıyor. Ona göre “yalnızca çocuklar ‘içten’ güler. Uygarlaşma süreci, gülmeyi törpülemiş, ılımlı bir boyuta getirmiştir: Gülüşlerimiz ılımlı ve uygardır”. Anlaşıldığı gibi doğa dışı bir eylem olarak görüyor yazar bugünkü gülmeyi. İnsanın gülmesini. Gülüp geçmesini. Her toplumda olduğu gibi Batı’da da ‘edep’le ilişkilendirilmiş gülme. Edepli dünya, kilise (!), onu da tanımlamıştır.
Bataille’dan hareketle Hegel eleştirisi üzerinden ilerleyen bölümde ise bambaşka bir konuyla karşılaşırız. ‘İç deneyim’ kavramını ölüm arzusuyla içselleştiren Bataille, gülmenin, iç deneyime açılan bir yol sunduğunu söyler. İlk gülme nesneye bağlıyken ikinci gülme nesneden yoksundur ve asıl şimdi gülmek söz konusudur. Belki bu bizdeki “Ağlarım hatıra geldikçe gülüştüklerimiz” mısraının da tam karşılığıdır. Feminizm yanında sinemadaki gülme de özel bir yer tutuyor ‘Gülme’de. Marleen Gorris’in ‘Sessiz Soru’ filmini seyrederek, “ikinci dereceden bir patlama olan gülmeyle, zaten askıya alınmış olan hukuku askıya alır” ilkesini görebilir miyiz, bu da gülünesi bir sorudur.

Gülme meselesi...
GÜLME
BİR TUTKUYA DAİR NOTLAR
Anca Parvulescu
Çeviren: Mehmet Doğan
Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi, 2017
305 sayfa, 35 TL.

 


Yorumları Göster
Yorumları Gizle