GeriKitap Sanat Gezginler ve mülteciler
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Gezginler ve mülteciler

Gezginler ve mülteciler

‘Uykuyayatanlar’ genelde mülteciler, özelde İsviçre’nin göç nedeniyle karşılaştığı sorunlar üzerine yazılmış bir roman. Dorothee Elmiger, sınırları, göçü ve bu konudaki tartışmalara dair kafa karışıklığını -farklı sesler üzerinden- tartışıyor.

1985 doğumlu İsviçreli yazar Dorothee Elmiger, yükseköğrenimine siyaset bilimi ve siyaset felsefesi bölümünde başlamakla birlikte kısa süre sonra Edebiyat Enstitüsü’ne geçti. Eğitimini bir süre Leipzig’de sürdürdü. İlk romanı ‘Cesurlara Davet’ (2010) ile edebiyat dünyasına parlak bir giriş yapan, 2014 yılında yayımlanan ikinci romanı ‘Uykuyayatanlar’da çizgisini koruyan Elmiger, İsviçre edebiyatının gelecek vaat eden yazarları arasında gösteriliyor.

‘KİM VAR ORADA?’
Öncelikle söylemek gerekir ki ‘Uykuyayatanlar’ alışılmış roman anlayışının çok dışında kurgulanmış bir kitap. Elmiger ne belli bir zamana ne belli bir mekâna odaklanıyor ne de romanı taşıyacak çekici/sürükleyici bir hikâye anlatıyor. Bunun yerine, bir avuç karakterin kendi yolculuklarına, sınırları geçerken gördükleri, duydukları ve hissettiklerine dair bir dizi diyalog ve monoloğa yer vermiş. Bir tür konuşma tiyatrosu. Kimler mi sahne alıyor bu tiyatroda; sınırlara yaptığı -öldürücü olmasa da her daim aşağılayıcı- gezileri anlattığı 20 kitap yazmış bir yazar, mültecilerle ilgili haberler yapan bir gazeteci, uykusuzluktan mustarip bir lojistikçi, bir çevirmen, yazardan etkilenen bir öğrenci, pek çok yer gezen A.L. Erika, Bayan Boll, Fortunat, Esther... Hepsi de sembolik karakterler. Nerede, ne zaman ve neden bir araya geldikleri muğlak kalan bu karakterler sınırlar üzerine konuşuyorlar. Kimi zaman vicdan ve adalet öne çıkıyor, kimi zaman ithalat ve ihracat, bazen gelenlerin maruz kaldığı durumlar konu ediliyor, bazen gidenlerin deneyimleri. Üzerine döne döne yapılan konuşmalara gerçek kişilerden yapılan alıntılar, gerçek olaylar, İsviçre medyasının haberleri, talk show’lar ve yasal düzenlemeler de eklenmiş. Ancak bu konuşma tiyatrosunda bir çözüme ya da senteze varmak mümkün görünmüyor, tersine çözümlerin hiç olmadığını ortaya koyan yoğun bir söz kakofonisi kalıyor geride. Kısacası, ‘Uykuyayatanlar’ düşünce parçacıklarından oluşan ve özetlenmesi imkânsız bir roman. Bu karmaşık kurgu ve konuşmalar arasında kaybolup gidebilirsiniz. Tam da gerçek yaşamda kaybolup gitmişliğimize denk düşen, 21. yüzyılın göçleri ve göçmenleri karşısında ne yapacağını, nasıl bir tavır alacağını bilemeyen Batılı ülkelerin düştüğü karmaşayı yansıtan bir kurgu bu.

Dorothee Elmiger’in bilerek yarattığı karışıklığın bir sistematiği var elbette. Öncelikle göçün yeni -çağımıza özgü- bir durum olmadığının farkındalığıyla geçmişe dönüyor, özellikle İsviçrelilerin bir zamanlar ABD’ye yaptıkları göçlerle ilgili dramları hatırlatıyor. Tarih bilinci ekonomik sıkıntılarla göçleri, göçlerle sosyal teorileri, farklı içerme ve dışlama mekanizmalarıyla mültecilere reva görülen muameleleri kolaylıkla ilişkilendirebiliyor.
Mültecilere yakıştırılan ‘Uykuyayatanlar’ nitelemesi de tarihsel köklere sahip. 19. yüzyılda kente göçenlerin maruz kaldığı konut sorunu, bu sorunun yatakların münavebeli kullanımıyla üstesinden gelinmeye çalışılması, uyumak için kendi yataklarına bile sahip olamayan göçmen işçiler... Elsinger, 21. yüzyılın yersiz yurtsuz mültecileriyle 19. yüzyılın yoksul proletaryasını ‘uykuyayatanlar’ metaforuyla birbirine bağlamış.
Roman karakterleri bazen birbirlerine teğet geçen, bazen birbirlerine hiç değmeyen diyaloglar arasında duygu, düşünce ve deneyimlerini ortaya dökerken insanın insana reva gördüğü -mesela bir sanatçıya yapılan kabalıktan tutun da sokak ortasında polislerin toplu saldırısına uğrayan karaderili ABD’lilere, sınırlardan uyuşturucu geçirmek isterken hayatını kaybeden kaçaklardan yere yatırılıp ‘etkisiz’leştirilmiş ‘şüpheli’lere kadar- pek çok davranışa şahit oluyoruz. Peki ya demokrasi, insan hakları, insanı insan yapan değerler... Ne yazık ki yanıt pek iç açıcı olmayacak. Gelinen noktayı roman kişilerinden birisinin ağzından şöyle sorguluyor Elmiger:
“Şu anda aklımı kurcalayan şey, dedi Öğrenci, birinin zorla alıkonulmasına ne ad verildiği; bir elin başka birinin vücuduna değmesine, birinin tutuklanmasına, bir beden üstünde açıkça üstünlük kurulmasına, bir insanın vücudundan çekilip sürülmesine, birilerinin kısa ya da uzun süreliğine alıkonmasıne ne ad verildiği.”
Elmiger adlandırmayı bize bırakarak bitirmiş ‘roman’ını...

‘BU REJİMDE LEGAL OLAN TEK YAŞAM TARZI İLLEGAL OLANDIR’
Açıkça adlandırmamış ama mültecilerin maruz kaldıkları durumun demokrasinin değerleriyle çeliştiğinin farkında. Başkalarında da farkındalık yaratmak, sınırdaki insanların durumunu anlayamasalar bile bu duruma ilgi duymalarını sağlamak için yazmış ‘Uykuyayatanlar’ı. Bir alıntıyla pekiştireyim:
“Gazetecinin aradığını hatırlıyorum, dedi Lojistikçi, etrafımda her gün birileri, sahip olduğu her şeyi tehlikeye atarken benim gayet sakin bir şekilde evde oturuyor olmamı anlayamadığını söylüyordu; şu hatta; hemen benim evimin yanından geçen sınırda bir sürü insanın, yanlış bir yola saptıklarında yaşadıkları çöküş, düşüş, kaybolma tehlikesi ve kendilerini yeniden ücra köşelerde, topraklarda bulmaları...”
Gazeteci mültecilerin toplandıkları karşılama merkezlerine de dikkat çekecektir: “Bu merkezler ve hücreler ve şüpheli bölgeler, kolayca bulunmalarına rağmen ve hatta yayan ya da arabayla buralara kolayca gidilebilmesine rağmen, içlerine girmek aynı zamanda imkânsızdı, çünkü o bölgeler, kişiye dair tüm kuralların geçerliliğini yitirdiği bölgelerdir.”
Kişiye dair tüm kuralların geçerliliğini yitirdiği bölgeler barındıran bir rejim meşruiyetini yitirmiştir. Bundan böyle “Bu rejimde legal olan tek yaşam tarzı illegal olandır...”

‘Uykuyayatanlar’ın konuşmacılarının hemen hepsi sınırları aşmış, başka ülkeleri gezmiş, başka kültürleri görmüş, oralarda bir süre yaşamış, böylelikle deneyimlerini zenginleştirmiş insanlar. Kötü bir muameleyle de karşılaşmamışlar. Zira sınıfsal ve ulusal aidiyetleri onları geçmişin ve günümüzün zorunlu mültecilerinden farklılaştırıyor. Sınırları aşmak deneyiminin yabancılaştırıcı etkisini yaşamışlar belki de ama “kendi yabancılığının büyüsüne kapılıp tek bir vücuda odaklanmak, ekonomik ve karmaşık daha büyük bir bağlantıyı görmezden gelmek” hatasına düşmüyorlar.
Mülteciler konusunda geniş bir malzemeyle yola çıkan, pek çok bilgiye ve pek çok kişinin sesine yer veren Elmiger’in romanında sadece mülteciler kendi ağızlarından dillendirilmiyorlar. Bir eksiklik, üstelik romanın dramatik boyutuna etki edebilecek bir eksiklik gibi görünebilir. Elmiger bilinçli -ve etik- bir tercih yaptığını söylüyor; “Onların pozisyonunu almak istemedim -bunu yapamadım ve ne yaşadıklarını tahmin edemezdim.” İşte bu yüzden mültecilerin dramını anlatmak yerine mültecilik sorunu karşısında bocalayan Batılı insanın durumunu anlatmayı seçmiş.
İlk romanı ‘Cesurlara Davet’ ile farklı anlatım yollarını aradığını göstermişti. Dağınık pasajlar halinde kotarılmasına rağmen ‘Uykuyayatanlar’ da üzerinde çok çalışılmış, deyim yerindeyse deneysel bir roman. Elmiger, politik saçmalığı siyasetin dilini kullanmadan teşhir ederken siyaset ve şiir arasında bir alana girmeye çalışıyor; okuyucunun sabrını zorlamak pahasına...

Gezginler ve mülteciler
UYKUYAYATANLAR
Dorothee Elmiger
Çeviren: Olcay Mağden Ünal
DeliDolu Yayınları, 2018
144 sayfa, 25 TL.


Yorumları Göster
Yorumları Gizle