GeriKitap Sanat Gezegen mutlaka kayıt altına alınmalı
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Gezegen mutlaka kayıt altına alınmalı

Gezegen mutlaka kayıt altına alınmalı
küçük İskender / Fotoğraf: Muhsin Akgün

Yıl bitmeden ikisi yeni üç kitapla birden okur karşısına çıkan usta şair küçük İskender, “Bütün zamanımı kelimelerin asıl söylemek istedikleriyle geçiriyorum. Yeryüzü ile bir nehir söyleşi yapıyorsunuz ister istemez ve hiçbir şey kaybolmasın diye yazıyorum. Gezegen mutlaka kayıt altına alınmalı” diyor.

İki yeni kitabınız daha çıktı yıl bitmeden: ‘Türkçe Sözlü Hafif Mavi’ ve ‘Kırık Kadeh Sineması İftiharla Sunar’. Bir de ‘Periler Ölürken Özür Diler’ adlı şiir kitabınızın yeni baskısı... Bu yıl küçük İskender okurları bir hayli şanslıydı, çünkü çok üretken bir döneminizdesiniz. Bu üretkenlik size de iyi gelmiş olmalı.
Çekmeceler, küçük kutular, bir kenarda bekleyen defterler, yüzlerce not kâğıdı fikirlerle, saptamalarla dolu. Bütün zamanımı kelimelerin asıl söylemek istedikleriyle geçiriyorum zaten. İnsan bedeni de dahil tüm nesneler konuşmaya başladı. Ya da belli bir aşamadan sonra siz onları konuşmaya zorluyorsunuz. Üretkenlikten çok canlı/ cansız varlıkların tamamıyla iletişime geçmek demeli bence. Yeryüzü ile bir nehir söyleşi yapıyorsunuz ister istemez ve onun anlattıkları evreni kapsıyor. Kapsamak da değil, kapıyor, kaplıyor, yutuyor olup bitenleri, hatta olacakları. Böyle bir alev topunun içinde hiçbir şey kaybolmasın diye yazıyorum. Çağdaş vakanüvisliği popüler kültürle karıştırmadan. Gezegen mutlaka kayıt altına alınmalı çünkü.

‘Türkçe Sözlü Hafif Mavi’de artık unutulmaya yüz tutmuş bir şairlik geleneğini yâd ediyorsunuz. Sizin deyişinizle “Dünyanın sabıka kaydını şairler tutar”. Siz bu geleneğin neresinde görüyorsunuz kendinizi?
Gelenek okulundan kendini kovdurmayı becerebilmiş biriyim. Dışarıda nefesim açıldı, ufkum genişledi elbette ama oranın koruduğu kimi incelikleri, ölçülü davranışları, kısaca edayı göz ardı edemem. Saldırgan hayatın sevmediği yanlar bunlar. Bir edebiyat terbiyesini savunmuyorum şüphesiz, ancak amacını aşan, amacını unutmuş tavırların faydası yok. İnsanlık tarihi bilim, sanat ve vahşetle yazılmış; bilim ve sanatın olmadığı, bulunmadığı her cephe ilkeldir, ilkelliği koruyan bir cehalet kaynağıdır. Toparlarsam bilim ve sanatın dışladığı, önemsemediği ne varsa ben de onlardan uzak duruyorum. Bana bilimsel kanıt gösterin, kanıt yoksa sanatsal yoldan ifade edin; aksi takdirde sizden değilim.

Cemal Süreya, Ahmet Oktay, Edip Cansever, İsmet Özel, Didem Madak, Rimbaud... Kitaptaki şair ve yazarların listesi bir hayli kabarık. Birçoğu herkesin tanıyıp sevdiği, okuduğu isimler. Ama Koray Feyiz gibi, Gonca Özmen gibi daha az bilinen, biraz belki karanlıkta kalmış şairlerden de bahsediyorsunuz. Siz de sanki şairlerin kaydını tutmaya soyunmuşsunuz... Bu kitap, sizin şairlerle ve şiirle olan hesabınızın bittiği anlamına geliyor mu?
Şairler bir kumpanyadadır; hepsinin ayrı yeteneği, becerisi, etkisi var okur üzerinde. Hangisiyle dertleşmek, güzelleşmek isterseniz sizi beklemektedir. Şairin büyü kozunu kullandığını iddia edebiliriz. Şiirin hipnoz gücüyle hepimiz hayata katlanabiliriz. Böyle şahane insanların hesabı asla kapanmaz. Okudukça, yazdıkça çoğalabilmek için zaman zaman bir döküm yapılabilir; belki benim gözlemlerim de bu yönde anlaşılabilir. Bu ‘tahammül figürleri’nin tasviri. Evet, sanırım ben şairin gördüğünü anlatmakla yükümlüyüm, o sorumluluğu iliklerime kadar hissediyorum.
‘Kırık Kadeh Sineması İftiharla Sunar’ adlı kitabınızda ise rakı adabından hareketle bütün bir hayatı hizaya çekiyorsunuz. Burada da filmler, öyküler, şiirler, Zeki Müren, eski meyhaneler ve eski şarkılar var... Şiirle rakının yolları hangi sofralarda kesişiyor sizin için?
Rakının iksir olduğunu söylememde sakınca yok. Meyhaneler ve barlar üzerinden yürüyen bir senaryo çalışması ‘Kırık Kadeh Sineması İftiharla Sunar’. İksirin etkisi altında masalsı bir set kuruluyor orada. Bir tarafıyla meyhaneler, meyhanelerdeki sağlam / hakiki portreler, meyhanelerdeki müzik, atmosfer anlatılırken öte tarafıyla buruşturulmuş kent insanına bir nimet gibi sunulan karanlık, izbe barlardaki postmodern karakterlerin çürüyüşü, talihsizliği, kötücüllüğü, yok edilmiş masumiyeti karikatürüze ediliyor. Şiir burada belki sadece meyhanede kendine bir yer bulur, barlarda ise sonu trajediyle düğümlenen hikâyeler vardır yalnızca. Evet, alkolün edebiyatla uzak da olsa bir akrabalığı olmalı gibi.

Bunlar gibi tematik ya da en azından belli eksenler üzerinden biçimlenecek başka kitaplar da gelecek mi? Yeni bir şiir kitabı var mı yolda?

Belli bir eksen üzerinden yazmak yorucu, aşırı dikkat gerektiren bir uğraş. Samimi olmanız, o konuyla aranızdaki duvarları yıkmanız ve yazıyı bir mesele gibi algılamamanız şart. Uzun zamana yayılıyor bu tür çalışmalar ve bir projeye dönüşüyor. Yıllar önce yazdığım ‘Dicle ile Fırat’ adlı uzun soluklu şiir trajedisi handiyse yirmi yılımı almıştı. Yine o tür bir belaya bulaştım, rahat duramam ben. Çok açık etmeden şu ipucunu verebilirim ki, canlı inşası üzerine çalışıyorum yazı kanalından. Bitmeyi bekleyen senaryoları, romanları da sıralarsak süre açısından benim ölüp, gidip, geri gelip devam etmem artık mecburi sanki. Bu ömür yetmeyecek bana.

TÜRKÇE SÖZLÜ HAFİF MAVİ Gezegen mutlaka kayıt altına alınmalı
küçük İskender
Can Yayınları, 2017
224 sayfa, 18.50 TL.

 

 

 

 

 


KIRIK KADEH SİNEMASI İFTİHARLA SUNAR Gezegen mutlaka kayıt altına alınmalı
küçük İskender
Can Yayınları, 2017
128 sayfa, 12 TL.

 

 

 

 

 

 

PERİLER ÖLÜRKEN ÖZÜR DİLER Gezegen mutlaka kayıt altına alınmalı
küçük İskender
Can Yayınları, 2017
152 sayfa, 13 TL.

 


Yorumları Göster
Yorumları Gizle