GeriKitap Sanat Geleceğin kadın orkestra şefleri arasında bir Türk kızı
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Geleceğin kadın orkestra şefleri arasında bir Türk kızı

Geleceğin kadın orkestra şefleri  arasında bir Türk kızı

Tutucu dinleyicilerce yadırganan kadın şeflerin sayısı artık gözle görülür biçimde artıyor. Türk anne ve İtalyan babadan doğma 22 yaşındaki orkestra şefi Nil Venditti, geleceğin büyük orkestra şeflerinden biri olmaya şimdiden aday gösteriliyor. İtalya’nın prestijli Claudio Abbado Ödülü’nü şeflik dalında kazanan Venditti ile Serhan Bali konuştu.

Önceleri podyumlarda tek tük görülen ve belki de bu nedenle, tutucu dinleyicilerce yadırganan kadın şeflerin sayısı artık gözle görülür biçimde artıyor. Orkestra şefliği mesleği, geçmiş yüzyıllarda olduğu gibi günümüze gelene kadar da hep ‘erkek işi’ görüldü. ‘Kadından şef olmaz’ bir özdeyiş gibi müzik dünyasına yerleşti. Halbuki, kadının orkestra şefliğinde de başarılı olabileceğinin artık herkes farkında. Nasıl mı? Her yıl ortaya çıkan başarılı kadın şefler sayesinde... Türk anne ve İtalyan babadan doğma 22 yaşındaki orkestra şefi Nil Venditti, geleceğin büyük orkestra şeflerinden biri olmaya şimdiden aday gösteriliyor. İtalya’nın prestijli Claudio Abbado Ödülü’nü şeflik dalında kazanan Venditti, podyumda bir marka olan baba-oğul Jarvi’lerin ve bizden de Fazıl Say’ın övgüsünü kazandı. Doğup büyüdüğü İtalya’da çello ve şeflik eğitimi aldıktan sonra şimdilerde Zürih’te yüksek lisans eğitimini sürdüren orkestra şefi Nil Venditti ile ailece tatil yaptıkları Datça’ya bağlanıp sohbet ettik.


Perugia’da doğduğuna göre ailen yıllar önce İtalya’ya yerleşmiş olmalı. Seni tanımaya ailenden başlayalım mı?
Annem İtalya’ya henüz 18 yaşındayken İtalyanca öğrenmek amacıyla gelmiş ve yabancı öğrencilerin tercih ettiği, ülkenin en ünlü ve eski üniversitesinin bulunduğu Perugia’ya yerleşmiş. Babam, Roma doğumlu bir İtalyan. İkisi günlerden bir gün karşılaşıyor ve birbirlerine âşık oluyorlar. Babam bugün poliklinik sahibi bir dişçi. Annem de onun yardımcısı. Aynı zamanda, bana ve kemanda gerçek bir dâhi olan 17 yaşındaki erkek kardeşim Federico’ya annelik yapmakla meşgul.


Annenle babanın müzikle araları nasıldır? Çocuklarını profesyonel müzisyen olarak yetiştirdiklerine göre çok seviyor olmalılar.
Evet, hem de nasıl! Ama gel gör ki, müzik eğitimi almaya fırsat bulamamışlar. Babam şimdi çok iddialı bir odyofil. Tüm tatillerini kesintisiz müzik dinlemekle geçirir. Çocuklarının verdiği kararların arkasında duran bir ailem olduğu için çok şanslıyım. Bu destek sayesinde Perugia’da Sol’Orchestra adlı bir gençlik orkestrasıyla Insieme adında bir müzik festivali kurabilme cesareti ve gücünü kendimde bulabildim.
Hep İtalya’da mı yaşadın? Türkiye’ye arada bir gelip gidiyor musun?
Evet, İtalya’da doğdum, büyüdüm ve bu ülkede konservatuvara gittim. Ama her yaz mevsimi hazirandan eylüle kadar ailece Datça’ya gelip tatil yaparız. Son beş yıldır o kadar yoğun bir tempo içine girdim ki çok sevdiğim Datça’ya pek gelemez olmuştum. Tatil dönüşü hayatımda yeni bir sayfa açıp Zürih’e taşınıyorum! Zürih Güzel Sanatlar Üniversitesi’nin (Zürcher Hochschule der Künste) Müzik Bölümü’ne kabul edildim!


Senin ilk göz ağrın şeflik değil, viyolonsel! Bu güzelim çalgıyla nerede ve nasıl tanıştığını hatırlıyor musun?
Küçükken annemle birlikte bir oda müziği konserine gitmiştim. Sahnede çalan yaylı çalgılar dörtlüsü üyelerinden beni en çok etkileyeni viyolonsel olmuştu çünkü o kadar muhteşem bir solo pasaj çalmıştı ki... O soloyu dinlediğim anda viyolonselin ses rengine vurulduğumu unutabilmem mümkün değil.


Çalgında hangi hocalarla çalıştın?
Perugia Konservatuvarı’nda Francesco Pepicelli ile 10 yıl çalıştım ve sonunda diplomamı aldım.


Orkestra şefliği Nil Venditti’nin dünyasına nasıl girdi?
10 yaşımdan beri Roma Santa Cecilia Ulusal Akademisi’ndeki Juniorchestra adındaki senfonik toplulukta çalıyordum. Bir keresinde çok sevdiğim şef Simone Genuini, oyun olsun diye, bana değneğini verip orkestrasını yönetmemi istedi, ben de istediğini memnuniyetle yaptım. Galiba bende bir ışık gördü ki o günden sonra bana sürekli şeflikle ilgili, “Şunu şöyle yapmalısın, buraya gitmelisin, şu hocadan ders almalısın” şeklinde öğüt ve öneriler paylaşır oldu. Ne dediyse yaptım ve bunların sonucunda 2015’te İtalya’da düzenlenen Claudio Abbado Şeflik Yarışması’nı kazandım. O gün kendimi orkestra şefi olmuş hissettim!


Kimlerle, nerede orkestra şefliği tahsili yaptın?
Önce L’Aquila’da maestro Marcello Bufalini ile üç yıl çalıştım. Zürih’teki yeni okulumda ise maestro Johannes Schlaefli’den iki yıllık lisansüstü eğitim alacağım.


Claudio Abbado Şeflik Yarışması şeflik dünyasının efsanesinin ismini taşıyor, İtalya’da büyük değer atfedilen bir yarışma olsa gerek. Biraz bahseder misin?
Evet, İtalyan müzik dünyasının en prestijli etkinliklerinden biri olmuştu 2015 yılında düzenlenen Premio Abbado. Hükümet yarışmanın birincisi olarak bana yüksek bir para ödülü ve çok sayıda konser yönetme olanağı verdi. Günümüz İtalya’sının durumu düşünüldüğünde çok büyük hediyeler bunlar! Elemelere 30 kişi girdik ve Stravinski’nin ‘Askerin Öyküsü’ adlı eseriyle Beethoven’ın ‘Beşinci Senfoni’sini yönettik. İkinci tura geçmeye hak kazanan şef sayısı sadece dörttü. Finalde ise Beethoven’ın ‘Yedinci Senfoni’sinin ilk iki bölümüyle Mendelssohn’un ‘Hebrides Uvertürü’nü yönetmemiz istendi bizden. Sonuçta yarışmayı kazanan şef ilan edildim ve ödül olarak Sinfonica Abruzzese’yi çok sayıda konserde yönetme şansına sahip oldum.


Viyolonsel çalmayı bıraktın mı yoksa çalgını hâlâ eline alıyor musun?
Kesinlikle bırakmış değilim ama şefliğe ağırlık verdikten sonra arada sırada çalabiliyorum. Çalgımı çok seviyorum.


Kariyerini viyolonselci-şef olarak sürdürmek gibi bir niyetin var mı?
İkisini birden çok iyi seviyede yapmak olanaksız gibi duruyor. Şu an şefliğe odaklandım. Hem bu alanda çok önemli bir ödül kazanmışken ve önüm de açılmışken sanırım böylesi daha mantıklı.


Seni yolundan çevirmek isteyen oldu mu? Kimi geleneksel tutumlu insanlar ‘kadından şef olmaz’ argümanını önüne koydu mu?
Güzel soru! (Gülüyor) Her şeyden önce podyuma çıkarken “Kadınlar orkestra şefliği yapabilir mi? Ben de bir kadınım, o halde ben de mi yapamam, bana saygı duymazlar mı?” gibi vesveselere kapıldığım takdirde, ortada bir sorun var demektir ve evet bu durumda yönetemem! Ama ben şu düşünceyle sahneye çıkmayı benimsiyorum: ‘Ben ne kadın ne erkeğim, ben sadece sahnedekilerle birlikte müzik yapmak isteyen bir müzisyenim’.


Ölmüş ve yaşayan şefler arasında Abbado dışında kendine model aldığın başka isimler var mı?
Carlos Kleiber... Tek kelimeyle büyüleyici bir müzisyen... Yaşayan şefler arasında Neeme Jarvi ve oğlu Paavo Jarvi’yi herkesten ayrı tutarım. İkisi de harikadır. İnsan olarak da...


Günümüzde sayıları mutluluk verici biçimde gitgide artan kadın şefler arasında takip ettiklerin var mı?
Elbette var, aynı zamanda arkadaşım olan iyi şef Irene Gomez Calado, ki kendisiyle geçmişte bir konser paylaşmışlığımız da var. Zürih’teki sınıfımdan Holly de çok ama çok iyidir. Finlandiyalı Susanna Mälkki adını mutlaka duymuşsunuzdur, onu da çok takdir ederim.


En sevdiğin besteciler ve eserlerden örnek verir misin?


Beethoven! Tüm senfonileri! Çaykovski’nin ‘Altıncı Senfoni’sine karşı da büyük bir sevgi besliyorum.
Fazıl Say geçen ay sosyal medya hesaplarında seni öne çıkartıcı ve övücü yorumlarda bulundu. Ne zaman tanıştınız?
İsviçre Gstaad Menuhin Festivali’nde tanıştım Fazıl Say’la. Onun festival programında konseri vardı, ben de şeflik akademisinin aktif katılımcısıydım. Gelecekteki projelerinde bana da mutlaka yer vermek istediğini söyledi, mutlu oldum.
Söyleşinin tamamını Andante dergisinin ekim sayısında okuyabilirsiniz.

Yorumları Göster
Yorumları Gizle