GeriKitap Sanat Felsefeyle tanışmaya var mısınız?
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Felsefeyle tanışmaya var mısınız?

Felsefeyle tanışmaya var mısınız?

Felsefe demek en basit haliyle bilgi sevgisi demek. Merak eden, soru soran ve bilginin peşine düşen felsefe ile erken yaşta tanışmak demek ise dünyaya bu motivasyonla bakan, sorgulayan, araştıran ve öğrenmek isteyen nesiller demek. Özgür Sinan’ın Doğan Egmont’tan yayımlanan 'Felsefeyle Tanışıyorum' kitabı çocuklara felsefeyi hem eğlenceli hem de kendi sorularını kendi sordurarak öğretirken, aynı zamanda onları düşünmeye de sevk ediyor. Yazarla felsefe ve çocuk ilişkisini ve kitabı konuştuk...

Sizce çocuklar kaç yaşında felsefeyle tanışmalı? Ve neden bu yaşta tanışması gerektiğini düşünüyorsunuz?

 Zihnin bir konuyla ilgili bilgileri karşılaştırması, belirli ayrımlar ya da birleştirmeler yaparak bunların arasındaki bağlantıları ve biçimleri kavrama yetisine düşünme diyoruz. Düşünme ediminin ürünü olan bilinç içeriğine ise düşünce diyoruz. Kavramlar ve soyutlamalar üzerinden yürütülen yüksek bir düşünce tarzı olarak felsefenin asıl konusu düşüncedir. Bu yanıyla felsefe yapma, değişik düşünceleri ele alma, sorgulama, eleştirme ve temellendirmeden başka bir şey değildir. Felsefenin neliğiyle ilgili yapılabilecek en basit ve en yalın tanım şu olabilir: felsefe yapma, düşünmenin öğrenilmesidir!

Ne var ki, düşünmenin, öğrenilmesi gereken bir teknik, ustalık gerektiren bir beceri olduğu önermesi, insanlara hem komik hem de saçma gelir. İnsanlar kendilerini bildikleri andan itibaren düşünüp durduklarından, değişik düşünceler üreterek bu düşünceler sayesinde yaşamlarını başarıyla sürdürdüklerinden, kendilerine deli ya da aptal denilmediği için akıllarına ve düşüncelerine güvenmekte son derece haklı olduklarından emindirler.

Bisiklet sürme, testere kullanma, örgü örme gibi günlük yaşamla ilgili herhangi bir becerinin; doktorluk, mühendislik, mimarlık gibi bilimsel bir uzmanlığın ya da ressamlık, müzisyenlik, oyunculuk gibi sanatsal bir yeteneğin edinilmesi için belli bir eğitimin zorunlu olduğunu herkes kabul eder. Ama bir teknik ve ustalık olarak düşünmenin öğrenilmesine gelince iş değişir. İnsanlar bu konuda eksikliklerinin olduğunu kabullenmeye ve sıkı bir eğitim sürecinden geçmeleri gerektiğine bir türlü ikna olmazlar.

 Her birey, doğumundan itibaren bebeklik, çocukluk, ergenlik ve yetişkinlik aşamalarında belli toplumsallaşma ve kültürlenme süreçlerinden geçer. Bu süreçler boyunca yalnızca içinde yetiştiği toplumun düşünsel-kültürel kodlarını, örüntülerini ve davranış kalıplarını benimsemekle kalmaz, aynı zamanda sağduyuya dayalı görgül düşüncenin tuzaklarına sık sık düşerek yüzeysel ve sığ bilinç biçimlerini, düşünce üretimindeki mantıksal tutarsızlık ve çelişkileri, tutarsız ve sığ düşünce tarzlarını da benimser. Böyle olduğu için, yani insanlar doğru ve sağlıklı düşünmeyi bilemedikleri, yalnızca duygularına, basit algılarına ve benimsedikleri toplumsal önyargılara/kalıplara göre düşündükleri için insanlık tarihindeki bilimsel keşiflerin ve devrimci düşünce atılımlarının taşıyıcıları (Sokrates, Abelardus, Galileo, Bruno, Servette, Spinoza, vb.) büyük bedeller ödemek zorunda kalmışlardır.

Bu söylediklerim ışığında sorunuza kısa yanıtım şudur: çocuklar konuşmaya başladıktan sonra felsefe öğrenmeye koyulmalıdır, çünkü felsefeyi öğrenme, doğru ve sağlıklı düşünmeyi öğrenmekten başka bir şey değildir. Başarılı bir müzisyen ya da sporcunun yetiştirilmesinde olduğu gibi düşünmeyi öğrenme eğitimine ne kadar erken yaşta başlanırsa, başarı şansı o kadar fazla olacaktır.

 Erken yaşta verilen felsefe eğitiminin çocuklara nasıl bir artısı olduğunu anlatabilir misiniz?

Erken yaşta verilen felsefe eğitiminin çocuklara sağlayacağı birçok yarar ve avantaj var. Her şeyden önce çocuk, soru sorma ve sorgulama becerilerini kazanarak dünyaya daha geniş bir açıdan bakmayı öğrenecektir. Böylece kendisine sunulan her türden düşünce, çözüm önerileri ve farklı seçenekler karşısında bocalamayacak, doğru yolu daha kısa sürede ve daha az çabayla bulabilecektir. Felsefe eğitiminin ona kazandıracağı eğitilmiş merak duygusuyla birlikte kendisini ve çevresini daha iyi tanıyacaktır. Buna koşut olarak edineceği olumlu eleştiriler yapabilme becerisi sayesinde kendi düşüncelerini daha rahat, daha güvenli, daha sağlam bir biçimde temellendirebilecek ve savunabilecektir.

Felsefi eğitimin çocuğa kazandıracakları bunlarla sınırlı değil elbette. Bu  saydıklarımdan daha önemli kazanımlar da söz konusu olabilecektir. Farklı düşünceleri sabırla dinlemeyi, onları sorgulamayı ve eleştirmeyi öğrenen çocuk, bu yolla birçok yeni beceri ve yetenek kazanacaktır: başkalarına ve onların düşüncelerine tahammül etmeyi, onları hoşgörmeyi ve giderek onlarla empati kurma becerisini içselleştirecektir. Felsefi eğitim sayesinde kendisine yönelik her eleştiride kötü niyet ve düşmanca bir çaba aramaktan vazgeçecek, eleştirinin yararlı dinamizmini keşfedecektir. Başkalarını ve onların görüşlerini sabırla dinlemeyi öğrendikçe kendisine olan güveni artacak, intikamcılık, mızıkçılık ya da şımarıklık yapmak yerine kendisine yönelik eleştirilerle nasıl başa çıkabileceğini öğrenecek, hatalarını kabullenmeyi ve onları birer yenilgi olarak görmeden ilerideki zaferlerinin basamakları haline getirmeye alışacaktır. Kısacası, felsefi eğitim onu kendine güvenen, hoşgörülü, empati duygusu gelişkin, bağışlayıcı, sevecen ama bir o kadar da güçlü bir kişilik haline getirecektir.

Yeni eğitim sisteminin gözde olduğu STEAM’e felsefenin de eklenmesi gerektiği tartışılıyor. Sizce eklenmeli mi neden?

STEAM'ın "bir eğitim programından çok, çocuğun kendini keşfetmesini destekleyen bir program" olduğu söyleniyor. Bu açıdan çocuğun kendisini ve kendi güçlerini tanımasını, bunları özgürce kullanmasını sağlayan felsefi eğitimin STEAM'la uygunluk taşıdığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Felsefi eğitim ile STEAM'ın "meraklı, sorgulayan, eleştiren, yaratıcı ve yeni çözümler üreten/yenilikçi bireyler yetiştirme" ortak hedefinde buluşmamaları için hiçbir neden yok. Dolayısıyla STEAM'a felsefi eğitimin eklenmesinin bir zorunluluk olduğunu düşünüyorum. Felsefe olmaksızın STEAM'ın hedeflerine ulaşması bana göre pek olanaklı değil. STEAM modelinin kuruluşunda yer alan bütün eğitimcilerin bu gerçeğin bilincinde olduklarından eminim.

Bu kitapta yer verdiğiniz 10 temel kavramla günlük hayatımızda bağlantı kuruyorsunuz. Söz konusu 10 temel kavramın öğrenilmesi günlük hayatta ne gibi farklılıklar yaratır?

Kitapta ele aldığım kavramlar (felsefe, doğru/yanlış, adalet, özgürlük, iyi/kötü, mutluluk, başarı/ödül, suç/ceza, eleştiri, yalan), felsefenin neliğiyle ilgili olarak süregelen tartışmalarda kilit öneme sahipler. Bu kavramların günlük yaşamla ilgilerinin kavranması, felsefenin neliği ve felsefe yapmanın içeriği konusunda önemli ipuçları sunuyor. Neden böyle diyorum? Montaigne bir denemesinde şunları yazıyor: "Asıl felsefe bize yaşamayı öğreten felsefedir ve madem ki çocuğun da öbür yaştakiler gibi, ondan alacak olduğu dersler vardır; niçin çocuğa felsefe öğretilemezmiş?" Montaigne çok haklı, gerçekten de asıl felsefe bize yaşamayı öğreten felsefedir. Dolayısıyla felsefenin içeriği, yaşamla birebir örtüşmek zorunda. Kitapta ele aldığım kavramların günlük hayatla bağlarını göstererek çocuklara felsefenin neliği üzerinde sağlıklı bir bakış açısı sunmaya çalıştım: Asıl felsefe, bize yaşamayı öğreten felsefedir!

Kitapta sorulara cevap vermekten çok çocuklara soru sormayı öğretiyorsunuz. Günümüz eğitim sisteminin dayattığı teste ve başarıya odaklı sistemde bu tür bir yaklaşım nasıl bir farklılık yaratıyor sizce?

Felsefede asıl önemli olan sorulardır! Felsefenin binlerce yıllık tarihi içinde belli sorulara verilen sayısız yanıt var. Bu yanıtların çoğu, bugün için eskimiş, aşılmış düşüncelerden oluşuyor. Örneğin, büyük filozoflar Herakleitos, Platon ya da Aristoteles'in özgürlük, kölelik ya da kadın hakları konularındaki düşüncelerini bugün yalnızca acı birer gülümsemeyle okuyoruz. "Özgürlük düşüncesinin öncüsü ve bayraktarı" olarak göklere çıkartılan ünlü filozof John Locke, aslında köle ticareti yapan bir şirketin ortağıydı, vb. Felsefe tarihi içinde felsefi yanıtlar sürekli olarak yenilenip yeniden üretilirken, felsefi sorular varlıklarını bugün de sürdürüyor. Demek ki kalıcı olan yanıtlar değil, sorulardır!

Günümüz eğitiminin dayattığı teste ve başarıya odaklı sistem, aslında temel bir yanılgı üzerinde şekilleniyor. Bu yanılgı, eğitimi yalnızca bilgi edinme/edindirme süreci olarak ele almaktan kaynaklanıyor. Bu sistem, çocuğu boş bir çuval olarak görüyor ve onun içine olabildiğince çok sayıda bilgiyi, bilgi denilen odun parçalarını tıkıştırmayı hedefliyor. Oysa felsefe ve filozof, insanlara bir şeyler öğretmez. Filozof, bilen ve öğreten değil, sorgulayan/sorgulattıran, eleştiren/eleştirten ve insanları farklı yönlerde düşündürtendir. Felsefeyi aşırı soyut bir kavramlar denizine çevirip karmaşıklaştıran ve bu yönüyle bir bakıma istismar eden bazı filozofların tersine olarak, hiçbir büyük filozof, insanlara kendi doğrularını dayatmaya ve öğretmeye çalışmamıştır. Onlar yalnızca belli felsefi sorulara, kendilerince yanıtlar vermiş, bu yanıtları oluştururken nasıl bir düşünme sürecinden geçtiklerini ortaya koymuşlardır.

Uzun sözün kısası, eğitim, esas olarak insanlara yeni bilgiler edindirme süreci olarak görülmemeli; eğitimde amaç, aklın ve düşüncenin geliştirilmesi olmalıdır. Günümüzün dijital dünyası bu söylediklerimin bir kanıtı durumunda. Herkes elindeki bilgisayar benzeri  telefonlardan her türden bilgiye kolayca ulaşabiliyor. Geometrik hızla artan inanılmaz bilgi hacmini öğrenmeye, ezberlemeye, hatmetmeye ne gerek var? Gerektiğinde onlara ulaşmak hiç de zor değil... Zor olan, bütün o bilgi bombardımanı içinde gerçeği bulmak, doğruyu yanlıştan, iyiyi kötüden, başarıyı başarısızlıktan ayırabilmektir. Eğitimin bize kazandıracağı asıl yeti, işte bu olmalıdır.

Felsefeyle tanışmaya var mısınız

 

 

Yorumları Göster
Yorumları Gizle