GeriKitap Sanat En sıcak altı yıl
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

En sıcak altı yıl

En sıcak altı yıl

1914-1920 arasında Ortadoğu’daki baş döndüren altı yıla odaklanan ‘Osmanlı’nın Çöküşü’, yetkin bir tarih çalışması olmanın ötesinde, bugüne tuttuğu projeksiyonlarla da dikkatle okunması gereken bir kitap.

Kitaptan okurken bile başınızı döndüren ve yer yer nefesinizi kesen altı yılı bizzat yaşamak nasıl bir ruh halidir diye düşünürsünüz ister istemez. ‘Ortadoğu’da Büyük Savaş 1914-1920’ altbaşlığıyla yayımlanan ‘Osmanlı’nın Çöküşü’ tam böyle bir kitap. İngiltere, Almanya, Fransa, Rusya, İtalya başta olmak üzere nice devletin dahil olduğu ve Osmanlı’nın parçalanıp dağılmasına odaklanan bir ‘dünya savaşı’ ortamından bahsediliyor bu altı yılda. Bir yandan Jön Türkler, Osmanlı siyasal hareketlenmesinin yeni aktörü olarak belirirken diğer yandan II. Abdülhamit’in ‘bir reformcudan mutlakiyetçiliğe dönüşen’ kişiliğiyle örülüyor süreç. Sanayi çağı sonrası emperyalist iştahlar, Avrupa içinde de cepheleri belirginleştirip sömürgelere uzanmakta, fakat asıl hâlâ dünyanın merkezindeki siyasal, ekonomik, kültürel ve dini bir merkez olan Osmanlı’nın varlığına odaklanmaktadır. O yaşadıkça yeni çağ pek mümkün gözükmemektedir.
Fransız İhtilali sonrasında bütün dünyayı saran milliyetçilik dalgası çok uluslu Osmanlı birliğini temelinden sarsmakta, Balkanlar’daki ırksal çeşitlilik bu dalgayı daha da yükseltmektedir. II. Abdülhamit ise hep tartışmalı yönetim tarzı ve siyasal kişiliğiyle gücünü koruma mücadelesi verirken, ‘Jön Türklerin yarattığı istikrarsızlık’, Osmanlı’nın Avrupalı komşularına daha fazla toprak ilhak etme fırsatı sunmaktadır. Ermeni meselesinin planlı doğuşu ve trajik dalgalanışı genişlerken Libya’dan Mısır’a, Bağdat’tan Filistin’e kadar cepheler açılmakta velhasıl Osmanlı adım adım erimektedir. ‘Osmanlı’nın Çöküşü’ kitabını okurken, bugüne dönersiniz ister istemez. Suriye, Irak, Libya, Filistin bölgelerinde olup bitenlerin geçmişini hatırlarsınız. Zaten tarih denilen şey kaçınılmaz bir süreklilik değil de nedir?

BARIŞ ŞARTLARI SONUCUNDA ÇÖKÜŞ
Her kitapta anahtar değerinde cümleler vardır ve çokça okuduğumuz kitabın ruhu o bölümlere siner. “Avrupalı büyük güçler ile Jön Türkler gibi birbiriyle çatışan taleplerin arasında kalan Osmanlılar, yenilgilerinin büyüklüğünden ziyade, barış şartlarının sonucu olarak nihayet çöktüler.” Rogan, Osmanlı’nın çöküşünü sonunda diplomasiye bağlar bu sözleriyle. Belki de savaş, asıl savaş, mümkün olan hiçbir sıcak savaşa girmemek, diplomasiyi savaş olarak yürütmektir. Masaya oturmadan bitmiyorsa hiçbir savaş bu sebepten de böyledir. Aynı şekilde, Osmanlı Bağdat’ının ‘sistematik imhasını kendi damından izleyen’ Amerikalı konsolos Oscar Heizer de belki bir yüzyıl sonra kendi dönüş düşlerini kuruyordur.
İngilizlerin Hindistan’dan getirdikleri sömürge askerleriyle işgal ettikleri Bağdat, ‘Binbir Gece Masalları’ndan çıkmış egzotik bir ödül gibi gözükse de bu altı yıl içinde, Çanakkale ve Kut savaşlarında başarı gösteren Osmanlılar, Rogan’ın deyimiyle imzaladıkları barış şartları sonucunda çökmüşler ve çekildikleri coğrafyada Irak, Suriye, Filistin, Libya, Mısır’da -kısa süre önce en az 300 insan camide katledildi- ne yazık ki barışa rastlamak hayalden ibaret kalmıştır. Yıkımı yıkımla tanımlamak en büyük yıkım değil midir?
‘Osmanlı’nın Çöküşü’, yetkin bir tarih çalışması olmanın ötesinde, bugüne tuttuğu projeksiyonlarla da dikkatle okunması gereken bir kitap.

OSMANLI’NIN ÇÖKÜŞÜ/ En sıcak altı yıl
ORTADOĞU’DA BÜYÜK SAVAŞ 1914-1920
Eugene Rogan
Çeviren: Özkan Akpınar
İletişim Yayınları, 2017
477 sayfa, 36 TL.


Yorumları Göster
Yorumları Gizle