GeriKitap Sanat ‘En kötü zulümleri yapan insanların bile ikinci şansı hak ettiğine inanıyorum’
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

‘En kötü zulümleri yapan insanların bile ikinci şansı hak ettiğine inanıyorum’

‘En kötü zulümleri yapan insanların bile ikinci şansı hak ettiğine inanıyorum’
José Eduardo Agualusa

Angola’da, evinden dışarı çıkmayan bir kadının duvarlarında yankılanan gerçek bir hikâye, ‘Unutmanın Genel Teorisi’. Angola’nın bağımsızlık öyküsüyle birlikte akan Ludo’nun öyküsünü, Afrika’nın ödüllü yazarlarından José Eduardo Agualusa anlatıyor... Türkçede Timaş Yayınları etiketiyle yayımlanan romanı, gazeteci ve romancı Agualusa’dan dinledik.

Romanın yazılış sürecinden ve kendinizden biraz bahseder misiniz?
Kendimle ilgili olarak söyleyecek çok fazla şey yok aslında, Angola’nın merkez platosu Huambo’da doğup büyüdüm. Lizbon’da toprak bilim ve silvikültür okudum ancak şans eseri gazeteci oldum. Bugüne kadar on beş roman ve kısa öykülerden oluşan kitaplar yayınladım. UNESCO tarafından tarihi miras ilan edilen Mozambik’in kuzeyinde yer alan Mozambik Ada’sında yaşıyorum.
Romana gelince, bu kitaptaki tek gerçek karakter, romanın başkahramanının yaşadığı binadır. Gazeteciyken birkaç yıl boyunca bu binada yaşadım. Siyasi hoşgörüsüzlüğün had safhada olduğu zor bir dönemdi, korku ve büyük bir endişe içinde yaşadım. Bazen kendimi eve kapatıp bir daha sokağa asla çıkmamayı düşündüğüm zamanlar oldu. Sonra yavaş yavaş, bu kadın, Ludo, içimde doğdu. Böylece roman doğdu.

Kitabın başından sonuna kadar Angola’nın bağımsızlığını kazanması sürecinde sosyalist bir devrim ideali olmasına rağmen kısa bir süre sonra kapitalist bir dönüşüm yaşadığına vurgu yapıyorsunuz, bu dönüşümü neye bağlıyorsunuz?
Berlin Duvarı’nın yıkılışı ve sosyalist dünyanın çöküşü en önemli etkenler tabii ki... Angola ile diğer Sosyalist bloktaki ülkeler arasındaki temel fark tıpkı Romanya ya da soyu tükenmiş Doğu Almanya gibi Angola’da da değişimi iktidarda olanların yönlendirmesiydi. Angola’nın 1979’da iktidara gelen başkanı José Eduardo dos Santos, sosyalizm yıllarını bizzat yaşadı ve daha sonra ailesi ile birlikte kendisini hayli zenginleştiren vahşi kapitalizme geçişi de bizzat kendisi başarıyla gerçekleştirdi.

Kitapta Angola’ya özgü birçok kültürel öğeye rastlıyoruz. Mucubal çobanları Kuvale kabilesi, Kianda vb. Angola’nın toplumsal ve kültürel gerçekliğinden uzak ülkelerin okuyucularına Angola’yı anlatırken zorluk çekiyor musunuz?
Elbette, anladıklarına inanıyorum. İnsanlar her yerde insan, benzer korkular ve benzer isteklere/özlemlere sahipler. Angola’nın kendine özgü mitolojisi diğer evrensel mitolojileri de yansıtıyor.

Değişime inanan umut dolu bir kitap okuduğumu düşünüyorum. İnsan karakterinde kökten değişimin varlığına inanıyor musunuz? Romanda birçok karakter değişti, dönüştü, ‘iyileşti’...
En kötü zulümleri işleyen/yapan insanların bile ikinci bir şansı hak ettiğine inanıyorum. Kitabımda, bu ikinci şansı en acımasız karakterlere veya kaybeden ya da daha fazla kafası karışık karakterlere verdim. Bazıları kabul etti, bazıları etmedi. Önyargılarla dolu bir kadın olan Ludo, diğerlerinden korkmak için bir sebep olmadığını anladığında kurtarıldı. Görüşünü ve aydınlığı ona geri veren bir çocuk tarafından kurtarıldı. Bir başka karakter, bir Portekizli paralı asker, deri ve kültür değiş tokuşu ile kurtarıldı.

Kitabın şiirsel dili bir film izlermişçesine sahnelerin zihnimizde canlanmasını sağlıyor. Kitabın filmini çekmeyi düşündünüz mü hiç?
Bununla ilgili birkaç girişimde bulunuldu. Portekizli bir yönetmen çok güzel bir senaryo yazdı ancak ekonomik destek bulamadı. Bunun üzerine ajansım kitabın sinemaya uyarlanmasıyla ilgili Fransız bir yapım şirketiyle görüşüyor. Aslında, yapım şirketi romanı Angola dışında başka bir gerçekliği olan bir ülkeye uyarlamayı düşünüyor , inanıyorum ki bu Türkiye bile olabilir.

Kitabınızın Türkçede yayınlanması sizin için ne anlam ifade ediyor? Türk edebiyatından tanıdığınız yazarlar var mı?
Türkiye’nin köklü bir edebiyat tarihi var. Nazım Hikmet’i ve bazı yazarların Portekizce’ye çevrilen kitaplarını okudum. Orhan Pamuk’un romanlarını gerçekten çok seviyorum. Bu kitapları okudukça, Türk edebiyatında daha keşfedecek çok şey olduğunu hissediyorum. Umarım önümüzdeki yıllarda Portekizce dilinde Türk yazarların daha fazla kitapları yayınlanır. Türkiye, her zaman farklı kültürlerin birleşimiyle ilgimi çekmiştir, bende ciddi bir merak uyandırıyor. Maalesef bugüne kadar hiç ziyaret etme şansım olmadı.

TEK BİR GERÇEK YOKTUR
Kitabınızın çeviri sürecinde Angola hakkında bilmediğim birçok gerçekliği öğrendiğimi söyleyebilirim. Siz dış dünyaya Angola’yı anlatmayı dert ediniyor musunuz?
Bence gerçek düşüncesi biraz totaliter bir kavram. Tek bir gerçek yoktur, gerçeğin farklı versiyonları vardır. Kitaplarımda çeşitli versiyonlara ses vermeye çalışıyorum. Okur kendi sonuçlarına kendi varıyor.

Hangi kaynaklardan besleniyorsunuz? Başucu kitabınız, her okuyuşunuzda size kendinizi iyi hissettiren yazarlarınız kimler?
Büyük romanlar bizi yazmaya iter, bizde yazma isteği uyandırır. Güney Amerika edebiyatı; Borges, Cortazar, Garcia Marquez ve Jorge Amado bende hep derin izler bırakmıştır. Aynı zamanda, Fernando Pessoa’dan Leopold Senghor’a kadar büyük şairlerle dolu bir el hep yanı başımdadır.

Romanın içerisinde Portekiz, Brezilya ve Angola’dan yazarların, şairlerin göndermelerine sıkça rastlıyoruz. Nitekim roman da aslında bu üç ülkeye referans veriyor. Bu göndermeler bu üç ülke dışında sizce nasıl bir karşılık buluyor?
Benim kitaplarım büyük ölçüde bu üç ülke arasındaki, insanların, fikirlerin akışının neticesidir. Bu son dönemde giderek büyüyen bir akış, bir yandan bu akışı gerçekleştiriyor diğer yandan bu akışa katkıda bulunuyorlar.

Çevirmenlerinizle ilişkiniz nasıl, çeviri sürecine dahil oluyor musunuz?
Çeviri sürecine dahil olmaya çalışıyorum ancak her daim mümkün olmuyor. Çok fazla çeviri var ve inanıyorum ki birçok çeviri Portekizce dilinden erek dile yapılmıyor. Çevirmenin öneminin farkındayım, çevirmen kitabı yeniden keşfeden bir kâşiftir, kitabı iyileştirebilir de mahvedebilir de. Benim için önemli olan şey ritm, cümlelerin melodisi, benim metinlerim şiire bulaşmıştır, tercüme edilmeleri çok kolay değil.

Yeni kitabınız hakkında bilgi verebilir misiniz?
Mozambik Adası’nda geçen bir roman yazmaya başladım. Şu anda daha fazlasını söyleyemem, doğrusu kendim bile bilmiyorum ne olacağını. Yazarak anlayacağım romanın nereye varacağını.

UNUTMANIN GENEL TEORİSİ ‘En kötü zulümleri yapan insanların bile ikinci şansı hak ettiğine inanıyorum’
Jose Eduardo Agualusa
Çeviren: Sevcan Şahin
Timaş Yayınları, 2018
272 sayfa, 23.50 TL.

 

 

 


Yorumları Göster
Yorumları Gizle