GeriKitap Sanat ‘Eksantriklik özgünlük değildir’
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

‘Eksantriklik özgünlük değildir’

‘Eksantriklik özgünlük değildir’

47. İstanbul Müzik Festivali, 11 Haziran’da TEKFEN Filarmoni’nin konseriyle açılıyor. Orkestranın solisti 2015’teki son Chopin Yarışması’nın birincisi Seong-Jin Cho. Beethoven’in birinci piyano konçertosunu seslendirmek üzere İstanbul’a gelecek 25 yaşındaki Koreli müzikçinin yıldızı ödülden sonra aniden parladı. Yılda 120’ye yakın konser veriyor, önde gelen orkestralar, şeflerle sahneye çıkıyor. Prestijli Deutsche Grammophon firmasından birbiri ardına CD’leri yayımlanıyor. Washington konserinden dönüşte Berlin’deki evinde, Berlin Filarmoni salonunda vereceği iddialı resitale hazırlanırken yakaladığımız Cho, piyanistin kişiliğini gösterme çabasını tehlikeli buluyor, “Özgünlük doğal olarak ortaya çıkmalı” diyor.

Krystian Zimerman’ın sahnedeki spontanlığı, icralarındaki ton zenginliği, zamanlama ve denge kurma becerisi, konser repertuvarının çeşitliliği...
Radu Lupu’nun eserleri dev bir tablo gibi dinleyicisinin önüne serip detayları işleme hüneri, gökyüzünden gelen ilahi sesi andıran özgün tonu, ifade gücü, berraklığı...
Grigory Solokov’un kontrol gücü, notalara sadakati, icralarında yarattığı hafif karanlık atmosfer...
Cortot’un Chopin, Edwin Fischer ve Artur Schnabel’in Mozart icraları...
İşte Seong-Jin Cho’ya ışık tutan virtüozlar ve ilham veren özellikleri... Sahnede fırtına misali esen Vladimir Horowitz’in izinden yürümek yerine filozof ruhlu üstatları örnek alıyor. Aralarından ikisini ‘guru’ seçmiş. Zimerman ve Lupu’yu belirli aralıklarla ziyaret ediyor, icralarını dinletiyor, fikir alıyor. “Ne zaman şüpheye düşsem dünyanın herhangi bir yerinden Zimerman’ı arayıp fikrini sorarım. Sevecen yaklaşımıyla bana yol gösterir” diyor.

30 YAŞINDA 32 KONÇERTO
Geçen hafta bir sabah Berlin’deki evinden aradığımda Cho, yeni Mozart CD’sinin ABD’deki tanıtım konserinden dönmüştü. Sesi yorgun gelmekle birlikte her zamanki gibi sözcükleri özenle seçip, tane tane vurgulayarak, sükûnet içinde konuşuyordu. Ocak ayında New York’ta Carnegie Hall resitaliyle noktalanan ABD turnesinden sonra bu kez başkentte Ulusal Senfoni Orkestrası eşliğinde üç gece sahneye çıkmıştı. Berlin Filarmoni’nin salonunda vereceği iddialı resitale hazırlanıyordu. Sekiz konserlik mayıs programı Leonard Slatkin yönetiminde Monte Carlo Orkestrası’yla seslendireceği Prokofiyef’in ikinci konçertosuyla noktalanacaktı. Barselona’da Chopin konçertolarını seslendirirken doğum gününü kutlayıp ardından İstanbul’a gelecekti.
Facebook sayfasına mart başında “Küçük bir sakatlanma nedeniyle birkaç hafta sahneden uzak kalacağım” yazmıştı. 1.5 yıl önce Lang Lang benzer sorunla karşılaştığında son dakikada onun yerini alıp Berlin Filarmoni’yle Asya turnesine çıktığı hatırlanırsa, aşırı çalışmaya bağlı sorun bu kez onun başına gelmişti. Tükenme sendromundan söz açıldığında “Chopin ödülünün ardından 70 konser verdim. Ertesi yıl 90 küsur, 2018’de 120. Bu yıl ise şimdiden 80’i buldum. Artık 90’ın üstüne çıkmak, 70’in altına inmek istemiyorum. Çünkü konserler aynı zamanda büyük deneyim kazandırıyor” dedi.
Kendine yeterince zaman ayıramamaktan şikâyetçi olsa da hedeflerinden vazgeçmemeye kararlıydı: “Yılda iki yeni konçerto ve bir resital programı öğrenmek... Repertuvarımdaki 24 konçertoyu 30 yaşında 30-32’ye çıkarmak. Hepsinden önemlisi iyi, daha iyi çalmak.”

ÖNYARGILARI KIRACAĞIM
Koreli müziksever mühendis ve hattat çiftin maharetli oğlu Cho, 6 yaşında piyanoya başladı. Seul’deki ilk öğretmenleri Viyana Konservatuvarı ve Eastman diplomalıydı. Wilhelm Kempff, Leon Fleisher’den öğrendiklerini ona aktardılar. Paris Konservatuvarı’nın yüksek bölümünde Michel Beroff’la çalıştı...
12 yaşında satın aldığı, büyülendiği ilk plak Zimerman’ın Chopin yorumlarıydı. Aynı yıl ilk resitalini verdi. 15’inde Hamamatsu Yarışması’nın en genç birincisiydi. 2011’de Daniil Trifonov’un kazandığı Çaykovski Yarışması’nda üçüncü oldu. Aradan dört yıl geçti. Trifonov’un 2010’da üçüncü olabildiği Chopin Yarışması’na girdi. Ve amacına ulaştı.
“Avrupa ve ABD’de aynı anda adımı duyurmak için girdim bu yarışmaya” diyor içtenlikle. “Ayrıca eserlerini çok severim. Basit, yalın görünmekle birlikte gerçekte çok karmaşıktır. Piyaniste deneyim kazandırır. Kimi zaman Bach’ı duyarsınız. Çünkü polifonik yapısı güçlüdür. Kimi zaman su sesini duyarsınız. İçinden şarkılar geçer. Romantizmi anlamak için Chopin üzerine düşünmek, çalmak gerekir.”
Ne stratejik hazırlık ne de plan, program... Yarışmadaki başarısını tek unsura bağlıyor: “Aşırı romantizmden uzak durmak.”
Cho, piyanistin icrada kişilik konusuna odaklanmasını tehlikeli buluyor, yorumu zedeleyebileceğini savunuyor: “Özgünlük doğal olarak ortaya çıkmalı. Eksantriklik özgünlük değildir.”
Klasik müzik dünyasında Uzakdoğulu genç virtüozlara yönelik önyargılardan rahatsız. Teknik mükemmeliyete karşın üslup açısından sığlıkla suçlanmalarını haksız buluyor.
“Duygusal açıdan zengin, derin icralar sunan çok sayıda Asyalı yorumcuyu görmezden gelemezsiniz. Kendimi virtüoz olarak değerlendirmiyorum. Yuja Wang gibi tekniği benden üstün pek çok virtüoz var. Müziğimi, yorumumu sunacak düzeyde tekniğe sahibim, o kadar.... György Cziffra, Vladimir Horowitz gibi virtüoz değilim. Farklı bir müzikçiyim. Hedeflerimden biri de Asyalı müzikçilere karşı önyargının doğru olmadığını göstermek, ortadan kalkmasını sağlamak.”
Cho, Türkiye’den sadece Fazıl Say ve İdil Biret’in ismini duymuş, yorumlarını dinlemiş. İlk konser vesilesiyle ülkemizin kültürüyle de tanışma fırsatı bulmayı umuyor. Repertuvarındaki Beethoven’ın birinci piyano konçertosunu ilk kez 2016’da Polonya’da çalmış. İkinci icrayı İstanbul’da “Sevgili dostum” diye andığı şef Aziz Shokhakimov yönetiminde yapacak olmaktan mutlu. “Tutkulu ve dürüst bir müzikçi. İtalya ve Almanya’da konserler vermiştik, iyi anlaşmıştık” diyor.
(Seong-Jin Cho ve Aziz Shokhakimov’la yapılan röportajların tam metnini www.muziksoylesileri.net’te okuyabilirsiniz.)

Yorumları Göster
Yorumları Gizle