GeriKitap Sanat Eğer yayıncı olmasaydım...
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Eğer yayıncı olmasaydım...

Eğer yayıncı olmasaydım...

Yayıncılık ve yayınevi yöneticiliği yapmasaydım, çevirmenlerin önemini bu derece anlayamazdım. Çeviri ağırlıklı yayın yapan yayınevleri için hayati öneme sahiptir çevirmenler.

Yıllar önce hem Altın Kitaplar Yayınevi’nde hem de Hürriyet Yayınları’nda yönetici olarak çalıştım. Çevirmenler yayınevlerini ziyaret ederler, kitaplar doğrultusunda koyu muhabbetler yapılırdı.

Çok çalışan, çok kitap çeviren çevirmenlerle tanıştım, çalıştım. Çevirmenler bahsi açılınca redaktörlerden, düzeltmenlerden de söz etmeli. Redaktörler çoğu zaman kitabı özgün dille karşılaştırırlar, son halini verirlerdi. Düzeltmenler de sözcük hatalarını önlerlerdi. Türkiye’de redaktöre verilen önemi yetersiz buluyorum. Çoğu yazar, yayınevine teslim ettiği metnin tek bir kelimesine bile dokundurtmama gibi bir hataya düşer. Oysa işinin ehli bir redaktörle karşılıklı çalışılan metinler çok daha mükemmel olur. Hiç kuşkusuz bu tartışmalar düzyazı yapıtları için geçerlidir, şiir için söz konusu olmaz.

Gelelim bir dönem çalıştığım çevirmenlere... Bu adlar arasında Hasan Âli Ediz’i, Özay Süsoy’u, İbrahim Hoyi’yi, Leyla Soykut’u, Ahmet Cemal’i, Burhan Arpad’ı, Adnan Cemgil’i, Hayalet Oğuz’u, Adnan Semih’i, Rasih Güran’ı, Selâhattin Hilâv’ı, Kemal Sungurbey’i, Aydın Emeç’i, Tarık Dursun K.’yı, Rekin Teksoy’u, Gönül - Gülten Suveren Kardeşler’i iyi bir okurun bildiğini, mutlaka bir çevirisini okuduğunu sanıyorum. Çevirmenler sadece verilen kitapları çeviren bir mesleğin mensubu değildiler, kendileri de yabancı kitap dergilerini okurlar, öneride bulunurlardı. O zamanlar çevirmenler, danışmanlık/seçicilik görevlerini üstlenmişlerdi. Ajanstan gelen kitapları editörler onlara verir, okuduktan sonra fikirlerini dikkate alırlardı. Çevirmenler altın çağlarını Nobel Edebiyat Ödülü belli olduğu zaman yaşarlardı. Eğer o yazar Türkiye’de daha önce yayımlanmışsa, kitabı çeviren ve yayımlayan kazanırdı. Eğer telifi daha önce alınmamış bir yazarsa, telif ajanslarına gün doğardı, yayınevi yöneticileri kapılarını aşındırırdı. Telifsiz olanlarda ise çeviri sürati daha da artardı. O telaşlı günlerde eğer yayımlanacak eser uzunsa, iki ayrı ekip tarafından hazırlanarak yayımlandığına tanık olurdunuz. Hasan Âli Ediz, sık sık çalıştığım Altın Kitaplar’a gelirdi. Kitaptan, çeviriden konuşup, Cağaloğlu’ndaki bir lokantada öğle yemeği yerdik. Kitap korsanlığı o zamanlarda da vardı. Yeni yayıncılığa başlayan bir yayınevinin Ediz’in bir çevirisini korsan basmaya başladığını haber almıştık. İlk çeviride Ediz, bir kelime yanlışı yapmış ancak onu sonraki baskılarda düzeltmiş. Mahkemeye verdiği korsan yayınevi nereden mahkûm oldu biliyor musunuz? O yanlışı düzeltmeden bastığı için. Kitap da toplatıldı.

Alman edebiyatının önemli yazarlarını Burhan Arpad dilimize kazandırdı. Şimdi çevirmenliği oğlu Ahmet Arpad sürdürüyor. Arpad, Talât Sait Halman Çeviri Ödülü’nü de kazandı geçen yıllarda.

Suveren Kardeşler, Agatha Christie’nin birçok kitabını dilimize çevirdiler. Rasih Güran’ın Faulkner çevirisi hâlâ zevkle okunuyor. Rekin Teksoy’un Dante’den çevirdiği ‘İlahi Komedya’sı kitaplığınızda mutlaka bulunsun.

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle