GeriKitap Sanat ‘Dürüstlük gibi görünen yalanlarını sorgula’
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

‘Dürüstlük gibi görünen yalanlarını sorgula’

‘Dürüstlük gibi görünen yalanlarını sorgula’

Sait Faik Hikaye Armağanı ödüllü yazar Yekta Kopan, ilk romanı ‘Sıradan Bir Gün’de takma isimle kişisel gelişim kitapları yazan bir yazar karakteri üzerinden hayatımızdaki yalanlarla yüzleştiriyor. Kopan, “Kendi yaptıklarınla bir hesaplaş, kahramanlık gibi görünen acizliklerini, dürüstlük gibi görünen yalanlarını sorgula. Bu hoyrat dinamikte hatalarımızı kolayca rasyonalize ediyoruz. Önce bunlarla yüzleşmeye çalıştım” diyor.

Sıradan Bir Gün’ün kahramanı bir yazar. Yazmak üzerine de bir kitap bu. Bir yazarı yazmanın zorlu ve avantajlı tarafları nedir?
Tabii ki bildiğiniz, çalıştığınız yerden yazmanın büyük avantajları var. Dolayısıyla bildiğim bir yerden devam etmek bir avantaj. Ama onun kurmaca bir karakter olduğunu, onun siz olmadığınızı anlatmak bir dezavantaj olabilir. Yılların deneyimi, o avantajla dezavantajı dengeliyor ve bir yazar olarak da elimi rahatlatıyor.

Kitapta geçen yazıyla meşgul herkese olumsuz bir yerden bakmışsın. Biri hayalet yazar ve yazdıklarına yabancılaşmış, siyasi nedenlerle sürekli tavır değiştiren bir köşeyazarı var, para için ilkelerini unutmuş bir senarist...
Aslında karakterleri değil, karakterleri çevreleyen dünyayı olumsuz bir yerden gördüğümü söyleyebilirim. Kimliklerin arkalarına saklandığı ikinci kimlikler, bu karakterlerin kendi gölgelerinden korkar hale gelmelerinin nedenleri beni ilgilendiriyordu. Bunun sonunda olumsuzluklar üzerinden bakmış olabilirim.

Biraz mevcut ortamın insanları nasıl yozlaştırdığını da gösteriyorsun...
Kimliklerin sahteleşmesini mesele edindim. Bunun sert, kırıcı, incitici bir izdüşümü de düşünen, yazan insanlar üzerinde oluyor. Ben de bildiğim dünyanın bireyleri üzerinden bunu anlatmaya çalıştım. Kaygan bir zeminde yürümeye çalışıyor bütün bireyler. Düşünerek, yazarak üreten bireyler ise bu kaygan zeminde istedikleri yolda yürüyemiyorlar. O yol nereye kayıyorsa oraya yürüyorlar.

Armağan aslında sisteme karşı tepkili ama içten içe öfke duymakla yetiniyor...
Cesareti yok. Bir başka arkadaşı ise düzene uymak zorunluluğuyla çoktan barışmış; “Ne güzel, işte sen de bir yerinden tutmuşsun hayatın, tuttuğun yere bak” diyor. Bu da bugünün bir gerçeği. Belki senin de sıklıkla karşılaştığın bir durum. Birçok insan tanıyoruz, “Ben burada yazmak istemiyorum ama hayat gailesi be abi” sözleri kapı aralarında söyleniyor. İnsanların zihninde sarsıcı bir erozyona yol açıyor bütün bunlar.

Bu aynı zamanda bir arkadaş grubunun da hikâyesi. Kendi arkadaş grubundaki benzer çözülmeleri mi aksettirdin bu romanda?
Bugün 25’inden 60-70’ine kadar bu coğrafyada üretmeye çalışan bütün insanlarda, arkadaşlık gruplarında yaşanan bir şey. Tanıdığımız insanlar beklemediğimiz şeyler yaptıkları için şaşırıyoruz. Ama hemen durumu kabul ediyoruz çünkü bu dünyanın dinamiklerinin bugün insanları nereye sürüklediğini de görüyoruz.

Yılmış ve teslim olmuş karakterler var burada. Bir şekilde kendini gerçekleştiremeyen insanların çektiği sancı hissediliyor.
Kesinlikle, bu sancıyı hepimizin hissettiğini düşünüyorum. Bu kitap kafamda oluşmaya başladığında önce kendimle hesaplaşmaya çalıştım. Kendi yaptıklarınla bir hesaplaş, durduğun yeri sorgula, kendi kahramanlık gibi görünen acizliklerini, kendi dürüstlük gibi görünen yalanlarını sorgula. Tabii bunu ne kadar başardığımı ya da ne kadar dürüst olduğumu bilemem. Bugün bu hızlı, hoyrat dinamikte hatalarımızı kolayca rasyonalize ediyoruz. Ben önce bunlarla yüzleşmeye çalıştım. Bu da karakterlerin dünyalarına nüksetti. Nüksettikçe de senin yılgınlık diye tanımladığın durum ortaya çıktı.

Olan bitene karşı çıkmaya çalışan bir kişi var. Armağan, onunla karşılaşınca bir kırılma yaşıyor.
O aslında yolun başında. Armağan da diğerleri de gençken öyleydi. Gençken söyleyebildiğimiz, cesaret edebildiğimiz, yapacağımızı söylediğimiz şeyler o karakterin cümlelerinde vücut buluyor. Ama onun da 10 sene sonrasını bugünden hareketle tahmin edebiliyoruz. Gençlik cesaretine, dürüstlüğüne hayranlıkla bakıyoruz. Ama bir yandan da sen-ben, bizden önceki kuşaklar biliyoruz ki onu da ne yazık ki böyle bir dünya bekliyor.
Bu romanda sadece bulunduğumuz şartlara ve yazarlığa bir eleştiri yok. Okur da eleştiriden payını bir hayli alıyor. Özellikle kişisel gelişim furyası söz konusu olduğunda...
Aslında kişisel gelişim kitapları değil de o isim altında raflara dizilen ve insanlara ‘Hayatınızı bir cümleyle değiştirebiliriz’ denilen kopyala-yapıştır kitaplara bir eleştiri diyebilirim. O hayatı değiştiren cümlelerin altında yatan ise başarı, hız, büyüklük. Dünya ve özellikle burası ‘bir numaralar coğrafyası’. “Bir numara olmanın bir cümlesi var, onu da biz sana vereceğiz” diyorlar.

Bu tarz kitapların, okuyanda ‘Ben diğerlerinden daha akıllıyım’ hissini yarattığını savunuyorsun...
Bu okurun işine geliyor. Oysa herkes farklıdır. Herkesin tek bir parmak izi var dünyada. Herkesin okuduğu cümleden bile aldığını farklı bir şekilde aktaracağı bir evrende yaşıyoruz. İnsan olmak bu zaten. Okur, “Benim elimde bir bardak su var, bu bardağın içine hemen eriyecek ve içtiğimde beni değiştirecek o sihirli drajeyi at. Erisin, hemen içeyim ve ben diğerlerinden daha başarılı ve üstün olayım” istiyor. Çünkü dünya ondan bunu bekliyor. Hemen işinde bir numara olmalısın, hemen çocuğu okulda dört yabancı dil bilen aile siz olmalısınız. O yüzden kendisi bir analiz yapmadan hızlıca o tek cümleye, o formüle ihtiyacı var. Oysa dünya formüllerle ilerlemiyor.
Anlamlı ve derin gözüken ama aslında hiçbir anlam ifade etmeyen kalıplarla sıklıkla karşılaşıyoruz. Onları çok güzel derlemişsin. Nasıl bir yöntem izledin?
Kitabı yazarken uzun bir süre kişisel gelişim kitabı okumadım. Beni bir yere doğru çekmelerini istemedim. Ama belli bir noktaya geldiğimde bir kitapçıya gidip raflardan 10-15 tane bu tarz kitap alıp gün boyunca orada incelemeye başladım. Nietzsche’nin bir cümlesini alıp bağlamından koparıyorsun, sonra o cümleyi iki-üç defa daha çevirince zaten anlamını kaybediyor. Benim kitapta kullandığım yöntem de buydu. Kişiliklerin dönüşümü, cümlelerin dönüşümü ve düşüncenin de dönüşümüyle hesaplaşan bir kitaptı benim için.
Armağan Gündoğdu senin arkadaşın olsaydı ve o sıradan günü yaşadıktan sonra, olan biteni sana anlatsaydı, ona ne derdin?
Diğer karakterlerin cümlelerinden bir karma sunardım herhalde. Armağan’ın bundan sonra ne karar vereceğini ancak her okur, onun macerasını okuduktan sonra kendi kafasında tamamlayacaktır. Armağan’ın ne kadar hesaplaştığına okur karar verecek.

‘Dürüstlük gibi görünen yalanlarını sorgula’

SIRADAN BİR GÜN
Yekta Kopan
Can Yayınları, 2018
184 sayfa, 23 TL.


Yorumları Göster
Yorumları Gizle