GeriKitap Sanat Derine daha derine...
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Derine daha derine...

Derine daha derine...
Murat Yetkin

‘Üst aklın hizmetinde olmak’, ‘yabancı güçlerin çıkarına çalışmak’ gibi dedikodu, propaganda ve çamur atmadan ibaret sözlerle yaşadığımız bu çağda; zekâ ve bilgi dolu bir tavırla, ‘üst akıl’ ve ‘yabancı güçler’ deyince ne anlaşılır, onun hizmetinde olmak ne demektir göstermek büyük bir şeydir. Murat Yetkin’in çalışması ‘Meraklısı İçin Entrikalar Kitabı’, neyin ne olduğunu can yakıcı bir biçimde ve net olarak anlatıyor.

Murat Yetkin seksenli yılların sonunda edebiyat dergilerinde yazmayı bırakarak habercilik alanına kaydı ve asıl ilgi alanı uluslararası siyaset oldu. Dönemin sanat dergilerinde bir şeyler yazardı ama kanımca neye yöneleceğini haber veren yazıları Edebiyat Dostları’ndakilerdir. Oradaki yazılarında tekinsiz bir dünya algısıyla uğraşıyordu: Toplumsal bilincin çarpılması, şizofrenik algı ya da nostalji gibi. Oysa o dergide yazanlar ödülleri, sanatta siyaseti, yazarları, şairleri, yarışmaları, imza günlerini tartışıyordu. Bu tartışmalara yazılarıyla katılmayıp, genele, en genele doğru yürüyen Murat Yetkin bir gün dergiden tamamen ayrıldı ve yalnızca gazetecilik yapacağını söyledi.
İşyerlerimiz yakındı, öğle yemeklerinde buluşup onunla büyük gündemi konuşurduk. Doğrusu dünyasal bir değişim yaşanmaktaydı. SSCB’de Perestroyka çökmek üzereydi, Berlin Duvarı yıkılmış, Çavuşesku idam edilmişti, ANAP işbaşındaydı ve Atakule yeni yapılmıştı. Üstelik SSCB enkazından bir yığın devlet doğuyordu ve aslına bakılırsa büyük bir küresel çözülüşün yarattığı endişe dünyayı kaplamıştı.
Murat Yetkin kendi deyişiyle “bir kaleci olarak doğru yerde duruşunu” ilk kez o yıllarda yaptı: Entrikayı çözmeyi ve polisiyeyi seven bir kişinin Türkiye’de dış siyaset habercisi olmasının tam zamanıydı. Çünkü ‘Meraklısı İçin Entrikalar Kitabı’nın yapısına baktığımda bu yılları bir ölçü noktası gibi kullanan Murat Yetkin’in, kendi yaşamının bir problemini çözer gibi geçmişi ve geleceği 1990 yılından ileriye geriye gidişler biçiminde yazdığını görüyorum. Evet tam da bu: Gazeteciliğe başladığı yıllarda önünde bulduğu, derinlerde kalmış, anlaşılamamış bir problemi çözer gibi. Bir laborant soğukkanlılığıyla. Bilimin nesnelliğiyle. Dolayısıyla Murat Yetkin’in bu kitabında can yakan gerçekleri uzaktan ama tanıklık ederek söylemesindeki başarı buradan geliyor.

GENİŞ BİR VİCDAN OKUMASI...
Kitabın 78 kuşağı denen ben yaştakiler için özel bir önemi var. 1960’larda CIA’in Duane Clarridge ve Ruzi Nazar ikilisiyle Türkiye’de yaptığı şeyleri okuyunca 1980 darbesinin mağdurlarından biri olarak yaşadığımız şeylerin acısı, daha önce hiç bilmediğimiz bir biçimde yüreğimize oturabilir. Dileyen o bölümlerde ne yazıldığını okuyup bakar, fakat özellikle Clarridge’in Hindistan Komünist Partisi’ni nasıl böldüğünü ve dünyadaki bütün ML uzantılı partilerin yol açtığı felaketleri (Elbette Türkiye’de de TİP’in bölünmesine varan olayları) hayretler içinde bir kenara not etmesi gerekir.
Polisiyeyi hiçbir zaman sevmedim, casusluk romanları ise bana hep güce tapan ve bu gücün meşruluğunu savunmak için şişinip duran acımasız insanların işi gibi göründü. Bu düşüncemin nedenini önsözü okurken buldum. Casusluk ve polisiye insan hayatıyla oynamanın oyunuydu; giderek, toplumların kaderiyle de. Ben edebiyatın insan yaşamına değer verip onu anlayan tarafında duruyordum, hayatlarla oynayan tarafında değil.
Yaşamı olağandışı bir yerden okumak gerçekten zekâ işi. “O aslında şudur, bu aslında budur” deyip yaftalarla düşünen ideolojik bir ortalama zekâ, Yetkin’in baktığı yerlerde hiçbir şey göremez. Anlattığı konuyu onunla özdeşleşmeden anlatan Murat Yetkin’in çok geniş bir vicdan okuması yaptığını da belirtmem gerek.
‘Meraklısı İçin Entrikalar Kitabı’, edebiyattan payını almış bir yazar tarafından kurgulandığı için olağanüstü bir açılışla başlıyor. 1990 yılından, yani Yetkin’in “Ne oluyor burada” diyerek sorular sormaya başladığı yıllardan öncesine, ‘ruhsal kaynaklarımıza’ gidiyoruz başlangıçta. Nazilere de CIA’e de çalışan bir Özbek’i, Ruzi Nazar’ı ve sonra gerçek bir büyük casus olan KGB ajanı Kim Philby’yi okuyoruz. Bu ikili SSCB-ABD çarpışmasının ve Soğuk Savaş’ın anlatıldığı bir çağı temsil ediyor. Bir bakıma entrikalarımızın bilinçaltını onlarla anlıyoruz. Sonra yavaş yavaş Kıbrıs konusuna yaklaşıyoruz ve İngiliz Gizli Servisi’nin bölünmeyi durdurmak için Makarios’a yaptığı şantajı görüyoruz. Artık yavaş yavaş ülkemize yaklaştığımızı anlayabiliriz. 1968 Missouri Zırhlısı’na karşı protesto ve CIA’in buna karşı yaptıkları, (tabii o yıllarda solculara karşı çıkanların şimdi kim oldukları başka bir konu) çok önemle üzerinde durulması gereken bir mesele. Bu ülkeyi sevenler için dikkatle bakılması gerekiyor hem de.
Buradan Ermeni terör örgütlerine geçiş yapıyor Yetkin. İkinci bilinçaltı karmaşamız olan tehcir ve kıyımın bazı karanlık noktalarına küçük ışıklar düşürüyor, sonra da ASALA konusunu anlamamızı sağlıyor. Burada o kadar küçük ama öylesine çarpıcı ayrıntılar var ki, birini söylemekle yetineyim: ASALA’nın Ermeni meselesinden çok KGB’nin meselelerine dönük bir eylem planı olduğu anlaşılıyor. Zaten intikam eylemleri yaparak meseleyi kangren haline getirmekten başka neyi başarmış olabilirler, ayrı konu. Filistin Halk Kurtuluş Cephesi’nin ikinci adamı Wadie Haddad KGB ajanı ve ASALA’nın ortaya çıkmasında onun payı büyük. Bunun bir yan sonucu olarak Hatay’ı Suriye’nin parçası haline getirmek için Suriye Muhaberatı etkisinde örgütler kurulduğu da anlaşılıyor.

EN BÜYÜK KOMPLO
Bir de yüreğimize oturan şu başlık: ‘En Büyük Komplo: 12 Eylül Darbesi’
Bu bölüm başlı başına bir kitap hacminde tartışılması gereken bir konu. Hayretler veren bir komplo. Şu kadarını söyleyeyim: Darbeyi önlemek için emekli edilen generallerden geriye kalan en güvenilir isim Kenan Evren oluyor! Bu darbe, dönemin CIA Başkanı Stansfield Turner’ın ‘Yeşil Kuşak’ doktrininin bir parçası! Murat Yetkin 1998’de Turner’a Kaide’yi, Taliban’ı örnek göstererek soruyor: “Bu silahların size de döneceğini hesap edemediniz mi?” Turner SSCB’nin hesapta olmayan bir biçimde erken çöktüğünü ve buna yanıt olarak “Yeşil kuşağın İslamcıları zayıflatma dönemine değil de güçlendirme dönemine denk geldiği için işlerin kontrolden çıktığı”nı söylüyor. Yani koca koca ülkelerin kaderi bir hesap hatasına mal oluyor. İnsanlık bunun için çok ağır bedeller ödüyor. Üstelik bizim ‘her şeyi bilen’ askerleri Yunanistan konusunda öyle bir aldatıyorlar ki, şimdi belki de bu yüzden bilmediğimiz bir ülkede yaşıyoruz.
Kitabı bitirdiğimde içimde canlanan şey aldatılmışlık duygusu oldu. Uğur Mumcu’nun yıllarca adını söylediği Ruzi Nazar’ı, Reha Oğuz Türkkan’ı, MHP komando kamplarını ve Rabıta’yı yeniden ve dünya ölçeğinde bir satranç tahtası üstünde gördüm!
“Üst aklın hizmetinde olmak”, “yabancı güçlerin çıkarına çalışmak” gibi dedikodu, propaganda ve çamur atmadan ibaret sözlerle yaşadığımız bu çağda, zekâ ve bilgi dolu bir tavırla, ‘üst akıl’ ve ‘yabancı güçler’ deyince ne anlaşılır, onun hizmetinde olmak ne demektir göstermek büyük bir şeydir. Bu kitap neyin ne olduğunu can yakıcı bir biçimde anlatıyor. Satır aralarını okumayı bilen hamaset tüccarları kendilerini orada görebilirler. Satır aralarını okuyan sezgi ehli ise başımıza gelenlerin nedenlerini.

MERAKLISI İÇİN ENTRİKALAR KİTABI Derine daha derine...
Murat Yetkin
Doğan Kitap, 2017
304 sayfa, 24 TL.


Yorumları Göster
Yorumları Gizle