GeriKitap Sanat Çakılbudak
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Çakılbudak

Çakılbudak

Öykülerinden bildiğimiz Neslihan Önderoğlu, bu kez romanla çıkageldi. Çakılbudak kamp alanında iki insanın bir budak ve çakıl gibi soğuyup sertleşmelerinin romanı ‘Yeryüzü Yorgunları’.

Bir öykücünün roman yazması şaşırtıcı olmasa da başlangıçta büyük risktir. Öte yandan böyle bir beklenti vardır hep. Ne zaman romana yönelecektir o? Şart değil elbette ama güncel bir basınç oluşturduğu da kesin. Öykü her ne kadar edebiyat olanın tam kalbinde dursa da, romanın kitleye göz kırpan bir cazibesi var. Öykülerinden bildiğimiz Neslihan Önderoğlu, bu adımı attı ve bu kez karşımıza bir romanla çıkageldi.
“Şimdi yan yana yatırılmış iki ceset torbası gibi”, Çakılbudak kamp alanında, geceleyin küçük bir çadırda uyumaya çalışan iki insanın romanı ‘Yeryüzü Yorgunları’. Yazarın, Türkçenin bu iki sert kelimesini bir araya getirerek yarattığı mekân ismini sembolik olarak düşünmemek elbette mümkün değil. İki öznenin bir budak ve çakıl gibi soğuyup sertleşmelerinin hikâyesi çünkü okuduğumuz. Bu sertlik, öykülerinin dünyasında da hep vardı Önderoğlu’nun. “Yolculuğun sonuna gelmiş kişi için artık acı yoktur” cümlesi ile özetlenebilecek iki insan arasındaki derin soğumanın nasıl dile döküleceğinde düğümleniyor mesele. Ve yazar, ana karakter Cihan’ın ağzından bize olayları anlatıyor, kocası (artık kocası mı?) Sedat karşısında kendisini erkeğinin avdan dönmesini bekleyen ilkel bir kadın gibi hissediyor. Oğulları (artık hayatta olmayan) Mert tarafından ‘yanlışlarla beslenen bir adam olarak’ tanımlanan Sedat ise son bir çıkış yolu olarak buraya, Çakılbudak’a sürüklüyor ‘aileyi’!

Romanın en güçlü tarafı, Neslihan Önderoğlu’nun doğa anlatımları. Öz, kaynak, zor ve temizleyici olanla irtibatlandırılan doğa düşüncesi, romanı, geri dönüşlerle, geçmişe, acılara, kent yaşamına bağlarken, kutsal ve kadim metinlerden seçilmiş bölümlerle örülmekte ve böylelikle yöntem ve yazınsal bağlam güçlendirilmektedir. Çünkü “Ormanda ve ırmakta bizim çoktan kaybettiğimiz bir şey var. Bir zamanlar bize ait olan ama zamanla yitirdiğimiz ve bir daha asla yerine koyamayacağımız bir şey.” Buna, Sedat’ın bir zamanlar kaybolduğu mağara da dahildir.
Bir bildik bunalım ve doğaya kaçış öyküsü gibi başlasa da, sonuçta varoluş sebeplerini ustalıkla ören bir roman ‘Yeryüzü Yorgunları’. Romandaki başat şahıslardan Erol’un deyişiyle bir ‘kurtarma gezisi’ değil, içinde çok derin yaraları, insan olmanın soru/sorunlarıyla dolu bir insanlık hikâyesi. Bu arada, romanın anlatılabilirliğini kolaylaştırsa da, Erol’un araya girmesinin tam ikna edemeyen bir zaaf oluşturduğunu söylemek isterim. İşlevselliğine değil itirazım. Tam inandırıcı vazgeçilmezliğine. Bir yandan ‘her şey ihtimaller üzerine kurulu iken’ dünyada, yine her şeyi temelinden sarsacak bir özne gibi gözükmedi bana Erol.
“Bir kuşun sesi insanın kalbini açar”, “Kişi çocuğuna kendi çaresizliğini anlatamaz”, “Dağlar da bir yürüyüş yürür” ve sonunda “İnsan ancak yola çıktığı yerden ve oraya dönmenin mümkün olduğundan emin olursa bir yolculuğa kalkışabilir...” Önderoğlu’nun roman yolculuğu, aydınlık gözüküyor sonuçta. Her tür dönüş(üm)leri, insan ve edebiyat olanın sebepleriyle dolu çünkü.

Çakılbudak
YERYÜZÜ YORGUNLARI
Neslihan Önderoğlu
Can Yayınları, 2018
176 sayfa, 16.50 TL.


Yorumları Göster
Yorumları Gizle