GeriKitap Sanat ‘Çağa özgü en büyük açmaz kaderine razı olmak’
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

‘Çağa özgü en büyük açmaz kaderine razı olmak’

‘Çağa özgü en büyük açmaz kaderine razı olmak’
Müge İplikçi FOTOĞRAF: VEDAT ARIK

Yeni kitabında yaşlı bir kadının kaybettiklerini anlatan Müge İplikçi’ye göre 2000’li yılların başındaki insanlığa dair beslediğimiz umutta ciddi fire var: “Çağa özgü en büyük açmaz, kaderine razı olmak... Bunun geçici bir süreç olduğuna inanmak istiyorum ama tanık olduklarım, bu felçliliğin kolay kolay geçmeyeceğini fısıldıyor bana.”

Fehime ya da Feride... Alzheimer’lı yaşlı bir kadın. Unutmakla hatırlamak arasında sıkışıp kalmış, diğerlerinin unuttuklarını hatırlayan, hatırladıklarını unutan bir kahraman. Anılarında pek çok sır saklayan yaşlı bir kadın. Dokunduğu her insanda acıyı tadan, acılardan kaçmaya çalıştıkça yeni acılarla tanışan, ömrü yaşadıklarıyla başa çıkmaya çalışarak geçmiş bir kadın. Tanıdık bir kadın. Bu topraklarda hiç dinmeyen savaşların milyonlarca kurbanından biri; Fehime ya da Feride. Sanki onun yaşadığı bu kurban olma hali çevresinin de kurbanlarla dolmasına yol açmış gibi. Ve herkes onun unuttuğunu düşündüğü için sırlarını sırtına yüklüyor... Müge İplikçi’nin yıllar önce tanıştığı, yıllar içinde olgunlaştırdığı bir kahraman. ‘Kül ve Yel’ işte bu kahramanın hikâyesi etrafında şekilleniyor. Yazar kitapta unutmayı, hafızayı tartışıyor Fehime’nin ya da Feride’nin yaşadıklarına eşlik ederek. Ortaya da hem farklı hem de çok tanıdık bir hikâye çıkıyor.

Bu kitabın farklı bir kaderi, hikâyesi var. Okurla buluşması biraz meşakkatli oldu sanırım, öncelikle bundan bahsedebilir misiniz?
Kanımca her kitabın kendine ait bir öyküsü vardır. ‘Kül ve Yel’ anlattığı öyküyle ilgili bir fişektir benim için. İtiraf etmeliyim ki hayatımda onun kadar beni yoran başka bir kitabım daha olmadı. 2003 yılında onu yazdığımda, unutmak ve hatırlamak üzerine yoğunlaştığım tezimden çok faydalanmıştım. Daha sonra bu çalışma ‘Yıkık Kentli Kadınlar’ olarak önce Metis’te, ardından Everest’te basıldı. Oradaki bellek kaybı kavramının alzheimer gibi bir hastalıkla zihnimde buluşması nasıl bir tesadüftür bilemiyorum. Sonuç olarak şiirsel ve çılgın bir metin çıkmıştı karşıma. Ancak daha da çılgın olanı kitabın ikinci baskısının hemen ardından ticari nedenlerden ötürü tam iki kez mahkemelik olmasıydı! Bu yüzden on yıl kitaba dokunamadım bile! Kısacası kitabı unutmak zorunda kaldım... Can Yayınları, bu kitabı yeniden basmak istediğinde “onu yeniden hatırlamam gerektiğini” ifade ettim. Onu hatırlayış ise bu kitabın 2017 yılında yeniden kaleme alınması anlamına geliyordu. Sekiz ay boyunca kitabı yeniden düşündüm ve bazı bölümlerini yeniden yazdım. Fehime ya da Feride’nin öyküsü böyle bir öykü işte. Unutuş ve yeniden hatırlayışla ilgili bir öykü. Tıpkı kitabın teması gibi!

Kitapta unutmayı irdeliyorsunuz. Alzheimer hastası kahramanınızın ‘gerçek’ hastalığı doğrultusunda unutmanın hikâyesi var. Kitabı okurken bazen sanki bilerek unutuyormuşuz ya da unutmaktan başka çaremiz yok dediğinizi duyar gibi oldum. Var mı böyle bir mesajınız?
Bunu mesaj olarak kabul edersek, evet. Ben kitabımın tümüyle bunun üzerine kurulduğunu düşünüyorum. Olup bitenleri hatırlayan bir kadın var. Bir tek o hatırlıyor aslında. O da alzheimer’lı. Karar size kalmış!

‘GÖÇ, KİTAPLARIMIN AYRILMAZ PARÇASI’
Kitabınızda bir öncekinde olduğu gibi göç var. Kahramanlarınızın bazıları hayatı göçlerle değişen kimseler. Göçün yanında bir de savaş var bu kez. Kahramanlarınızın hikâyelerinden yola çıkarsak göç ve savaş ayrılmaz ikili mi?
Haklısınız. Göç, kitaplarımın ayrılmaz bir parçası. Orada, yaşadığımız zaman dilimine ait çok önemli gerçeklerin olduğunu düşünüyorum. Bunun içinde kaçışlar da mevcut, yalanlar da. Parçalanmışlık deseniz o da. Yazar olarak yakalamak istediklerim ise orada çıkıyor ortaya. İnsana dair ne var diye sorduğumda karşıma dikilenler ise beni büyülüyor. İnsanın hayata karşı verdiği sınavların son derece billurlaştığı bir süreçtir göç. ‘Babamın Ardından’da küçük bir kız çocuğunun göçle verdiği mücadeleyi ve kazanımları, ‘Kül ve Yel’de ise yaşlı bir kadının kaybettiklerini anlatıyorum. İlkinde umut, ikincisinde umutsuzluk ağır bassa da benim cephemden bakıldığında iki yolculuk da anlatmaya değerdi. Bu arada çocuk kitabım ‘Kömür Karası Çocuk’taki Afrikalı çocuğun İstanbul’a olan göçünü ve gençlik romanım ‘Saklambaç’taki Dersim gerçeğini hatırlatmakta fayda var.

Anlattığınıza göre kahramanınızı yani Fehime’yi ilk yarattığınız zamandan bugüne çok değişmiş. Neden değişti bu kadar? Bu değişimi gerçekleştirirken en çok ne etkiledi sizi?
Gerçeğin algılanış biçimi değişti. Sonra bir de şu: 2000’li yılların başındaki insanlığa dair beslediğimiz umutta ciddi fire var. Teknolojinin gelişmesiyle birlikte atılacağını umduğumuz dev adımlar, sadece belli sınıflar için bir zenginlik kaynağı olarak, kısacası zenginin daha çok zengin, yoksulun daha çok yoksullaştığı bir zemine bıraktı bizleri. Bu hep böyleydi aslında. Ancak çok hızlandı... Ayrıca çağa özgü en büyük açmaz, kaderine razı olmak... Bunun geçici bir süreç olduğuna inanmak istiyorum ama tanık olduklarım, bu felçliliğin kolay kolay geçmeyeceğini fısıldıyor bana, bir yazar olarak.

KAN, ÇÖL VE TOZ HAFRİYATININ İÇİNDEYİZ...
Coğrafya kaderdir derler ya... Bu coğrafyanın tanıdık acıları kitabınızın her bir kahramanında kendini gösteriyor. Ne zaman dinecek bu acı? Kader midir coğrafya?
İşin aslı, bu ülke coğrafyanın bir kader olmayacağını kendine kanıtlamış bir ülkeydi. Bizleri Ortadoğu olmaktan ayıran birçok yan vardı. Hem Ortadoğulu hem de değildik. Şimdi Ortadoğuluyuz. Her şeye rağmen, kısaca yaşanan onca kayba rağmen, ilime, sanata, okumaya ve düşünceye daha yatkın bir hedefimiz mevcuttu. Şimdi hedefimiz nedir? Kan, çöl, toz ve hafriyatın içinde bir şeyleri hatırlamaya çalışır haldeyiz. Üstelik yanlış, hastalıklı bir hafızayla.

Kitapta savaş var, bir yandan gerçek bir savaş, bir yandan güç savaşı, bir yandan kahramanların kendini bulma savaşı... Nedir size savaşı yazdıran?
Öncelikle söyleyeyim; ben pasifist bir insanım. Ancak şunu da biliyorum: Savaşı anlatmak bir yazar için büyük zenginliktir. Bütün duygular en çıplağıyla ortadadır savaşta. Barışı da anlatırsınız elbette. Ancak savaş kadar bereketli midir sorusu burada önemlidir. Öte yandan savaşı anlatarak, usul usul barışa dair son derece kıymetli mesajlar da verebilirsiniz.

Kitapta diyorsunuz ki ‘Yaşamın bir savaş arenası olduğunu akılda tutarsak kim aynı yaşamı bir kez daha yaşamak ister ki?’... Sizin bu soruya cevabınız nedir?
Türkiye’de 2000’li yıllarda bu konular üzerinde düşünen bir kadın yazar olmak... Bir daha mı diye soruyorsanız... Sizden saklamama gerek yok. Cevabım hayır.

‘Çağa özgü en büyük açmaz kaderine razı olmak’
KÜL VE YEL
Müge İplikçi
Can Yayınları, 2017
216 sayfa, 18.50 TL.


Yorumları Göster
Yorumları Gizle