GeriKitap Sanat Buyrukçu’nun insanları
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Buyrukçu’nun insanları

Buyrukçu’nun insanları

Muzaffer Buyrukçu, ilk baskısı 1992 yılında yapılan ‘Dar Sokaklardaki Duman’da Naci’nin cinsellikle harmanlanan ilişkilerini merkeze alarak İstanbul’da yaşayan göçmen bir ailenin hayatından kesitler sergiliyor.

Maddi imkânsızlıklar nedeniyle ortaokulu ikinci sınıfta bırakmak zorunda kalan ve sütçü yamaklığı, kunduracı çıraklığı, inşaat işçiliği, odacılık, frezecilik gibi işler yapan Muzaffer Buyrukçu, ilk hikâyesini yazdığında 14, ilk şiir kitabı ‘İstikbalin Sesi’ni yayımladığı 1945’te 17 yaşındaydı. İlk öykü kitabı ‘Katran’ 1956’da, ilk romanı ‘Gürültülü Birkaç Saat’, 1969’da yayımlanır. 2006’da hayata veda edene dek çok sayıda kitap yayımlayan Buyrukçu, Türk Dil Kurumu Öykü Ödülü, Sait Faik Hikâye Armağanı, Yunus Nadi ve Haldun Taner Öykü Ödülü gibi birçok önemli ödül kazanmasına karşın hak ettiği ilgiyi görememiş yazarlarımızdan biridir.

HAYAT KAVGASI

Buyrukçu, 1968 Sait Faik Öykü Ödülü’nü kazanan ‘Kavga’ kitabındaki hikâyelerle başlamıştı Balkan bozgunundan sonra memleketlerini terk edip İstanbul’a göç etmiş Arnavutluk kökenli ailesinin hikâyesini anlatmaya. Bir yandan geride bıraktıklarının hasretini çekerken diğer yandan yeni geldikleri topraklara tutunmaya çalışan bu aileyi 25 yıl sonra yeniden hatırlamış ve bu kez -yaklaşık 600 sayfalık- ‘Dar Sokaklardaki Duman’ romanının kahramanı yapmış.

Anne, baba, üç erkek, iki kız çocuktan oluşan yedi kişilik aile, akrabaları Bayram’ın da gelip yerleşmesiyle iyice daralan bir evde yaşıyorlar. Avrupa Yakası’nda, banliyö tren hattına yakın, gayrimüslimlerin, göçmenlerin, Çingenelerin, açıkçası yoksulların barındığı bir mahalle. Kesin bir tarih vermemiş Buyrukçu ama olayların gelişiminden 1940’lı yılların sonlarında olduğumuzu söyleyebiliriz.

Aile içinde evin büyük oğlu Naci öne çıkıyor. 24 yaşında, avukat kâtibi olarak çalışan, işinin verdiği deneyimiyle ağzı laf yapan, yakışıklı, gözüpek, kanı kaynayan bir genç. Tekdüze hayatının yegâne heyecanı yaşadığı aşkları. Bir yandan zengin bir dul olan Naciye, diğer yandan genç Yahudi kızı Seta ile ilişkisi var Naci’nin. Ve ansızın çocukluk aşkı Emriye giriyor hayatına. Roman Naci’nin cinsellikle harmanlanan ilişkilerini merkezine alarak ağır ağır ilerlerken kente, mahalleye, göçmenliğe dair yan hikâyeciklerle genişliyor.

Muzaffer Buyrukçu, düşleri ve düş kırıklıklarıyla, aşkları ve cinsel tutkularıyla, gönül zenginlikleri ve bencillikleriyle işlemiş karakterlerini. İyi ya da kötü gibi kesin kategorilere hiç yüz vermiyor. Arzular, maddi çıkarlar, özellikle cinsellik yaratıyor ‘Dar Sokaklardaki Duman’ın gerilimini. Her şeyin sıradan insanların gündelik hayatları içerisinde olup bittiği, hiçbir büyük olaya yer verilmemesine rağmen yine de sürükleyici bir hikâye...

Naci ve ailesinin akıbetini merak edenler sonraki gelişmeleri Buyrukçu’nun ‘Ucu Güllü Kundura’ romanında bulabilirler.

İNSANIN CİNSEL DOĞASI

İlk kitabı ‘Katran’daki öykülerinde Buyrukçu’nun insanlarının ilk örnekleri vardır; serseriler, kimsesizler, bırakılmışlar yalnızlar, orospular... Kendi gençlik yıllarından esintiler taşıyan ve içtenlikle yazılan bu ilk hikâyelerde Buyrukçu’nun -bütün yapıtlarında öne çıkan- gözlem gücü kendisini gösterir. Bakmasını bilen bir yazardır Buyrukçu; dış dünya gözlemlerini kendi içgörüsüyle birleştirerek çok canlı hayat tabloları sergilemeyi başarmıştır. Cemal Süreya’nın ifadesiyle; “Buyrukçu’nun kişilerine iğne batırsan kan çıkar.”

Buyrukçu’nun edebiyatını, yazarın, bir derginin ‘1950 Kuşağı’ soruşturmasına verdiği yanıtıyla özetlemek istiyorum:

“Ben, içinde doğup büyüdüğüm koşulların, ekonomik ve sosyal durumların ezdiği yoksulların, orta hallilerin, memurların yaşamlarını, o yaşamlardan beslenen güzellikleri, çirkinlikleri, iyilikleri, umutları, umutsuzlukları, başkaldırmaları, direnmeleri anlatıyordum. Onların düşlerini, çelişkilerini, aşklarını, tutkularını, tedirginliklerini, her zaman gündemde olan ve sorunların tepesindeki yerinden hiç inmeyen cinselliklerini, mutluluğu aramalarını anlatıyordum. İlk öykülerimde ‘düz’ bir anlatımım vardı, ‘olay’ egemendi. Ama dünya çapındaki klasik ve modern yazarların dev eserlerini okuyunca, bu ‘olay öykücülüğü’ doyurmaz oldu beni. Olayı uzaklaştırmadan, ‘gereksiz’ diye bir yana bırakmadan, ona başka gerçekleri katarak yeni bir doku oluşturdum. Ayrıntılı, görüntülü, musikili ve gözlemlerle yüklü bir öykü çıktı ortaya. İlk değişimi, ilk atılımı, ilk yeniliği ‘Korkunun Parmakları’ kitabımdaki öykülerle gerçekleştirdim. Dış kulvarda koşmayı bir yana bırakmış, içe geçmiştim. İç dünyalarda olan bitenleri, karmaşayı, bilinçaltlarındaki yığılmaları, o yığılmaların baskılarından doğan evrensel sorunları kurcalıyordum.”

50 Kuşağı’nın pek çok yazarı gibi Buyrukçu da Freud öğretisini -cinselliğin insan hayatlarındaki belirleyiciliğini- benimsemişti. Hikâye ve roman kişilerinin iç dünyalarını ve davranışlarını toplumsal olaylar kadar cinsellikle de ilişkilendiriyor. Edebiyat yaşamının ustalık dönemi ürünlerinden olan ‘Dar Sokaklardaki Duman’ın kahramanı Naci’nin kişilik analizinde de böyle bir bakışın izleri var. Bu tespit elbette kadın karakterler için de geçerli. Üstelik erkek egemen toplumda cinselliklerinin çok daha bastırılmış olması onların davranışlarını -mesela Emriye’nin Naci’ye aşkını- çok daha derinden etkiliyor. Buyrukçu, “İnsan cinsel doğasından koparılamaz” fikriyatından hareketle cisimlendiriyor roman kişilerini. Onların sıklıkla düştükleri hatalar bu doğalarını doğal biçimde yaşayamamalarından kaynaklanıyor. Ve doğrusunu söylemek gerekirse, Muzaffer Buyrukçu, ‘Dar Sokaklardaki Duman’da kendisini eleştirenlere inat, erotizmin edebiyatımızdaki en güzel örneklerinden birini sergiliyor.

 

DAR SOKAKLARDAKİ DUMAN Buyrukçu’nun insanları
Muzaffer Buyrukçu
Kırmızı Kedi, 2019
590 sayfa, 38 TL.

 

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle