GeriKitap Sanat ‘Bu bir öfke kitabı’
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

‘Bu bir öfke kitabı’

‘Bu bir öfke kitabı’

Yazar Mine Söğüt, ‘Gergedan - Büyük Küfür Kitabı’nda ‘Deli Kadın Hikâyeleri’nin izinden gidiyor. Farklı ama birbirine ince bir iple bağlı öyküler son bölümdeki ‘Gergedan’da birleşiyor, bütüncül bir anlam kazanıyor. Kitabı Mine Söğüt’ten dinledik...

Son kitabınız ‘Gergedan - Büyük Küfür Kitabı’nda başta ‘gergedan’ olmak üzere çok fazla hayvan metaforu var. Bunun sebebi nedir?
Hayvan metaforları bazı sorunlu meseleleri anlatmak için zengin imgelem olanakları sunarlar. Bu son hikâye kitabındaki güçlü metafor gergedan. Onu Ionesco’nun faşizmi sorgulayan ünlü oyunu ‘Gergedanlar’dan ödünç aldım. Ionesco oyununun sonunda gergedanlaşmayı reddeden, insan olarak kalmakta direnen bir kahraman bırakır. Faşizmin karşısında her şeye rağmen dik duran son ve tek bir insan. Ionesco’nun o güçlü metaforundan yola çıkarak yazdığım son öykü ve diğer öyküler günümüzde yaşanan siyasi ve bireysel faşizmi sorguluyor. Ionesco’nun bundan neredeyse 70 yıl önce sorduğu soruları yeniden soruyor. İnsanlık bu kadar ağır bir iklimde yaşamayı nasıl kabul edebilir? Bu ağır iklimi nasıl benimser? Neden itiraz etmez? Ionesco oyunun sonunda tek bir insan bırakır. Herkes gergedanlaşırken, herkes sisteme ayak uydururken tek bir kahraman kalır ve o, insan olarak kalmaya devam etmek üzere ant içer. Ağır bir anttır bu. Bu kitap, o tek insanın da kendi yaratıcısına isyan ederek girdaba kapılışı üzerine kurgulanmış bir duygu etrafında dönüyor.
İlk bölümde aile kavramı çok yoğun işleniyor. Ailenin bir kapalı kutu oluşu ve ikiyüzlü ahlak anlayışıyla ilgili öyküler var...
Aile benim çok kurcaladığım bir mesele. İlk romanım ‘Beş Sevim Apartmanı’nda da aileyi kurcalıyordum. ‘Deli Kadın Hikâyeleri’nde de... Yazdıklarımın merkezinde o küçük ve sorunlu yapı hep var. Faşizmin, adaletsizliğin, hak yemenin, suskunluğun, gerçek ahlaksızlığın beslendiği, suçun meşrulaştırıldığı, akılsızlığın akılcı kılındığı bir yapı aile. O yüzden, evet, aileyle bir derdim var hep.

Bir romanı ya da öykü kitabını yazma kıvılcımı nasıl oluşuyor?
Benim birçok işi bir arada yapabilen bir bünyem var. O yüzden kapanıp tek bir şeye fokuslanıp, dünyayla ilişkimi kesip o iş üzerine çalışmıyorum. Birçok şey birlikte gidiyor. Bazı ortak kitaplara hikâyeler yazıyorum. Dergilere, dosyalara bazen kendime hikâyeler yazıyorum ve onlar bir çuvalın içinde birikmeye başlıyorlar. ‘Deli Kadın Hikâyeleri’ mesela kadınlık ve delilik teması üzerine yazmaya karar vermiştim ama çok uzun bir süre içerisinde, dört-beş yıl içerisinde ara ara yazdığım hikâyelerden oluşmuştu. Oturup böyle bir kitap yapacağım diye çalışmıyorum. Bu kitap da aynı şekilde doğallığında bir araya gelen öyküleri ortak bir temada buluşturmamla oldu.

‘Bu bir öfke kitabı’


Kitap bir öykü kitabı olmasına rağmen roman gibi sürükleyici. Bu etkiyi nasıl sağladınız?
Çünkü hikâyelerin arasında güçlü bir bağ var. İnsanın vicdanına, tercihlerine ve ahlakına mercek tutan hikâyeler bir gergedan metaforu ekseninde bir araya toplanıyor. Böylece farklı bir öykü iklimi oluşuyor. Bu metinlerin tümü kendisini sorgulayan, sorgulaması gereken insanın diliyle yazıldı. Sanırım kitaba roman etkisini veren, hikâyelerde hep ‘Ben’ diyen bir sesin bulunması ve kendisi üzerinden insanlığa keskin sorular sorması.

'ALIŞKANLIKLARIMIZIN DIŞINA ÇIKMALIYIZ'

Yazma rutinleriniz var mıdır?
Hayır, temel tarifim şu: ‘canımın istediği zaman’. Yazabildiğim zaman yazıyorum çünkü rutinlerde verimli olamayabiliyorum. Şu zamanlarda, şu saatlerde, şu mekânda, şu şekilde yazarım gibi bir şeyim olamıyor çünkü o şartları sağlasam bile yazamayabiliyorum ama ayaküstü kalabalıkların içinde bambaşka bir şey yaparken birdenbire canımın istediğinde bir rutinim var. Rutinim değil aslında kaosum var, bir karmaşam var. Sabah çok erken kalkan, sabah insanıyım. Canımın istediği zamanlar sabahlara denk düşer genelde. Herkes uyurken beşte altıda uyanabiliyorum ben. Hayat başlamadan önce çok verimli çalışırım. Daha iyi zihnim işler. Bir de sadece bilgisayarla yazabiliyorum, elle yazmam mümkün değil. Kafamı toplayamıyorum, yazdığımı okuyamıyorum. Onun dışında hiçbir rutinim yok. Bir serseriliğim var hatta.

Dilinizi çok sert bulanlar olacaktır. Amacınız okuyucuyu sarsmak mı?
Bu bir itiraz dili çünkü. Sorgulayıcı ve şüpheci. Gerçekten mevcut iradeyle, iktidarla ya da kültürle uyum sağlayabiliriz. Ama bunu kendi isteğimizle mi yapıyoruz yoksa bize dayatıldığı için mi, önümüze koyulduğu için mi, sorgulamadığımız için mi? Alışkanlıklarımızın dışına çıkmak ya da korkularımızın üstesinden gelmek için biraz sarsılmamız gerekiyor. Kullandığım dil ve ifade o yüzden sert.

Aynı zamanda hikâyeleri güçlendiren çizimler de görüyoruz, bu bütünlük nasıl yakalandı?
‘Deli Kadın Hikâyeleri’ni de ressam ve karikatürist Bahadır Baruter resimlemişti, bu kitap için de yine o resimler çizdi. Biz hayata aynı açılardan, kaygılardan bakarız onunla. O da yaptığı resim ve heykellerde benim gibi çarpıcı ve hırpalayıcı bir yüzleşme dili kullanmayı sever. Birlikte çalıştığımız zamanlarda işin üzerine çok fazla konuşmayız ama o ortak duyguyu çabuk yakalarız. Mesela ‘Gergedan’ bir öfke kitabı, bir itiraz kitabı... Zaten ‘Büyük Küfür Kitabı’ o öfkeyi, o itirazı dile getiren bir altbaşlık. Bahadır bu kitap için gergedan imgesini çeşitledi ve onu kasvetli, ağır, sert, biraz acılı ve öfkeli bir ortamın içinde çeşitli hallerde çizdi. Resimler hikâyelerle yan yana durduğunda anlatıma derinlik katıyorlar.
‘Bu bir öfke kitabı’

GERGEDAN - BÜYÜK KÜFÜR
Mine Söğüt
Yapı Kredi Yayınları, 2019
120 sayfa, 16 TL.

Yorumları Göster
Yorumları Gizle