GeriKitap Sanat Bitmeyen kavga, gerçekleşmeyen umutlar
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Bitmeyen kavga, gerçekleşmeyen umutlar

Bitmeyen kavga,  gerçekleşmeyen umutlar
Oya Baydar

Oya Baydar, ‘Aşktan ve Devrimden Konuşuyorduk’ adlı nehir söyleşide hayatını anlatırken kendiyle ve ülkesiyle hesaplaşıyor. Gerçekleşmeyen umutları anlatıyor. Devrimin edebiyat yolculuğundaki izlerini aydınlatıyor. Gelin dinleyin...

Hadi gelin aşktan ve devrimden konuşalım biraz. Oya Baydar anlatsın, biz dinleyelim. Ebru Çapa da aracılık etsin. ‘Oya Baydar ile Nehir Söyleşi’ kitabı ‘Aşktan ve Devrimden Konuşuyorduk’ yayımlandı. Her ne kadar nehir söyleşi kitapların zor okunduğu söylense de anlatıcı Baydar olunca roman gibi akıp gidiyor. Belki de hayatı roman gibi olduğu içindir Baydar’ın.
Aslında Oya Baydar’ın sadık okuruysanız, onun kitaplarını dikkatle okuduysanız hayatıyla ilgili pek çok bilgiye sahipsinizdir. Çünkü Baydar, kendini sakınmayan yazarlardan. Tüm kitaplarında hayatından izler bırakır. Hadi sondan bir-iki örnek verelim. ‘Yolun Sonundaki Ev’de, halen oturduğu evi ve o evden yani hayatından geçen kahramanların hikâyelerini anlatıyordu yazar. ‘Surönü Diyalogları’, Diyarbakır’a yaptığı gezilerden ona kalanlardı... Ama bu kez derli toplu birinci tekil şahıstan kendini tüm samimiyetiyle, olduğu gibi ortaya koyuyor yazar. Eleştiriyor, eleştirilere cevap veriyor. Doğrularını, yanlışlarını anlatıyor. Kendiyle ve ülkesiyle hesaplaşıyor.

Dünyanın tüm acılarından sorumlu
Onu tanıdıkça yazdıkları yeniden canlanıyor insanın zihninde. Tıpkı yapbozun parçaları gibi oturuveriyor yerine kahramanlar. Romanlarından sevdiğiniz kahramanların ilham kaynaklarını tanıyor, onları yakından tanıdıkça daha da seviyorsunuz. Asıl kahramanımız Oya Baydar ise çocukluğuyla başlıyor söze. Eğitimli aydın bir ailenin zaman zaman maddi zorluklar çeken kolejli kızı olarak başlıyor hayata. En önemli özelliği sorguluyor olması, baş eğmiyor, ona sunulanla yetinmiyor ve kendi için hep en doğrusunu arıyor olması. Ve “dünyanın tüm acılarından sorumluluk hissedip, bu acıları dindirmek için bir şeyler yapmak istiyor” olması. Dolayısıyla sosyalizm çekiyor onu. Ancak hemen belirtelim, kolejli bir kız olarak sosyalist çevrelerde barınmak zor ancak çıtı pıtı fiziğine ters demir gibi sert bir duruşu var Baydar’ın. Hiç yılmıyor, hep mücadele ediyor, kavgadan da aşktan da kaçmıyor...

İlk aşkı çok geçmeden buluyor. Yakışıklı mı yakışıklı bir akademisyen Muzaffer Sencer’le fırtınalı bir aşk ve zor bir evlilikten sonra ayrılıyor, kendi yoluna gidiyor. Yoluna hep sol mücadele çıkıyor ve o, bu mücadelenin hep en cesur insanlarından oluyor. Kısa süren akademik kariyerinin ardından devrimciliğe daha ağırlık veriyor. Ama aşka da sırtını dönmüyor. Aydın Engin’le tanışıyor, evleniyor. Mücadele devam ediyor... Elbette darbeler de. Hapsi de işkenceyi de yaşıyor. Derken yaşı 40’a yaklaşmışken hem de tam 12 Eylül arifesinde hamile kalıyor. Ekimde oğlu Ekim geliyor hayatına. Üç kişilik sürgünleri başlıyor böylece. Uzun yıllar Türkiye’den uzak ama yine sosyalizmin içinde bir hayat yaşıyor. Sonra hesabı kesiyor partiyle ama asla içindeki umutlu, sosyalizmin ona sevdiren insanca yaşama hakkının herkes için olduğu gerçeğiyle değil.

Yıllar sonra dönünce Türkiye’ye mücadelesine yine devam ediyor ama bu kez başrolü yıllardır bir kenara bıraktığı edebiyat alıyor. İlk romanını daha lisedeyken yazan ve o zamanlar Türkiye’nin Françoise Sagan’ı olarak anılan Baydar, sürgünün son yıllarında eline aldığı kalemi hiç bırakmıyor. Devrimin ve aşkın ona kattıkları teker teker roman oluyor. Ödüller alıyor, beğeniliyor. Siyaseten eleştiriliyor Oya Baydar hep. Çünkü o hep insanın yanında duruyor. İnsanın doğuştan gelen özgür, eşit yaşam hakkını savunuyor... Siyasetin üstünde bir yerde birleşmeye davet ediyor herkesi. Bu yüzden çok eleştiriliyor ama dedik ya başta, o, dünyanın acılarını bir nebze de olsun dindirmek için mücadele eden, herkesten, her şeyden sorumluluk duyan bir yapıya sahip, dolayısıyla yılmıyor. Bu kitapta tüm o eleştirilere cevap veriyor. Kırgın mı? Belki biraz. Pişman mı? Asla. Umutlu mu? Maalesef... Ama yine de bizlerin acılarını dindirmek için belki de, kitabı, Nâzım’dan ödünç “Sabahın sahibi vardı. Gün daima bulut kalmaz. Herhal ilerdedir yaşanacak günlerin en güzelleri” diye bitiriyor.

AŞKTAN VE DEVRİMDEN Bitmeyen kavga,  gerçekleşmeyen umutlarKONUŞUYORDUK
OYA BAYDAR İLE
NEHİR SÖYLEŞİ
Ebru Çapa
Ağaçkakan Yayınları, 2018
248 sayfa, 35 TL.


Yorumları Göster
Yorumları Gizle