GeriKitap Sanat Bir aşk senfonisi
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Bir aşk senfonisi

Bir aşk senfonisi

Tahir Musa Ceylan imzalı ‘Diri Aşk’ hayatın kendisi gibi dinamik; inişleri, çıkışları, gürültüleri ve sessizlikleriyle adeta bir senfoni... Kimi yerde şair yazarın cümle kolyelerini takmak, kimi yerde şıngırdayan bilezikler gibi titreşen duyguların ritmiyle dans etmek istiyorsunuz.

Tahir Musa Ceylan’ın ‘Diri Aşk’ı bildik aşk romanlarından farklı. Kuru bir romantizm değil, hayatın kendisi gibi dinamik; inişleri, çıkışları, gürültüleri ve sessizlikleriyle sanki kâğıda dökülmüş bir senfoni. Çoğu yerde dörtnala giden atın ayak seslerini zihninizde duyup o atın peşinden koşup kitabı elinizden bırakmak istemiyorsunuz. Kimi yerde şair yazarın ardışık dizdiği kelimelerle yarattığı cümle kolyelerini boynunuza takmak, kimi yerde bir kadının bileğinde şıngırdayan altın bilezikler gibi titreşen duyguların ritmiyle dans etmek istiyorsunuz. Kitap bir adamın, Kamil’in romanı gibi başlayıp kendi ‘büyülü gerçekliği’ içinde ilerlese de öne çıkan birçok karakter ve aşk var. Bir değil, birden çok aşk öyküsü var, ancak bunların hepsi bir ‘Diri Aşk’ hayvanının bileşenleri gibi. Aslında tek bir aşk var ve romanın geçtiği Adli Tıp Kurumu’nda bu aşka otopsi yapılmış da yazar o aşkın her bir organda nasıl yaşandığını tasvir etmiş sanki... Tek bir aşkın organları, kendi aşk öykülerini yaratmış da hepsi birbiriyle iletişim ve etkileşim halinde adeta. Tıpkı insan bedeninde olduğu gibi... “Beyin kim?” derseniz, Kamil ve Behiye+Ayişe’dir herhalde. Kitabın sonundaki âşıkların birbirine bakarken çekilen EEG’lerindeki senkronizasyon bulguları da bunu destekler nitelikte. Belki de bu yüzden, karakterlerden hiçbiriyle özel olarak özdeşleşmeyebilirsiniz ve fakat her birinde özdeşim kuracak başka bir parça bulabilirsiniz. Tahir Musa Ceylan’ın ‘ortak benlik’ kuramı romanına da yansımış olabilir.

Kitapta Ceylan’ın geçmiş romanlarından farklı olarak mini başlıklar var ki böylece yan öyküler daha iyi seçiliyor. Bu yan öykülerde hem Erdal Eren, Hrant Dink, Kriton Dinçmen, Niyazi Uygur gibi tanınan figürlere selam ediliyor hem de tüm karakterlerin aile ve dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti ya da Osmanlı tarihine doğru minik yolculuklara çıkılıyor. Bu kalabalıkta Suat Derviş’e selam vermek gözden kaçıyor ne yazık ki...Bol yan öykülü, çok karakterli romanda yazar karakterleri elinden kaçırmadığı için okurken siz de karakterleri takip edebiliyorsunuz. Yine de günümüzün dikkati sık bölünen okurunun bir ‘Buendia ailesi soyağacı’na ihtiyacı olabilir.

Bunlarla birlikte asıl odak zaten karakterler değil, aşk ve aşkın sonuçları. Örneğin, büyülü gerçekçiliğinin de bir yansıması olarak, birbirine ters gibi görünen ve belki de bu farklılıkları sebebiyle ve aynı zamanda içlerindeki yoksunlukları ötekinde bularak doldurma arzusuyla birbirine âşık olan Kamil ve Ayişe, aşkın etkisiyle ‘bir’ oluyor. Onların aşkında ikisi de anne, ikisi de bebek. Bebeğin annesine âşık ve muhtaç oluşu kadar anne de bebeğine âşık ve muhtaçtır. Kamil ve Ayişe de öyleler sanki. Köpeğiyle aşk yaşan Zehra, her sarsıntıda bir kemiğini kıracak otobüsün şoförüne âşık cam bebek Kozet, katil olmayı göze alan Agop ise aşkın daha koyu tonlarını veriyor. Cümle yapısı ve kelime çeşitliliğiyle Türkçeye hak ettiği değer verilmiş kitapta. Yazarın felsefeyle ilişkisi, cümlelerin çoğunun üzerinde tek tek durup eserden bağımsız düşünmenize teşvik eden derinliğe yansımış. Birden çok kere okunabilecek ya da rastgele açıp herhangi bir sayfasından okunduğunda da damağınızda hoş bir rayiha bırakacak kıvamda bir roman bu. Yaygın kullanılan metaforlar ve bu metaforlarla kırılıp yeniden örülen ve sonra bir daha kırılıp üst üste gelen bir gerçeklik var. İşte bu, eserin parçalarından gelen estetik zevkin bütünden genele göre öne geçmesine yol açıyor. Ara ara da yazarın belki bilinç akışıyla planladığından farklı yollara saptığı izlenimi ediniyorsunuz. Tıpkı çamurun elleri yönlendirmesi gibi eklenen her cümleyle kendini var etmekte olan metin, süreç içerisinde yazarını yönlendirmiş,sayfalar ilerledikçe yazarına sürpriz doğumlar yaptırtmıştır. Bolca ölüm, hastalık, elektrokonvülzif terapi ve lomber ponksiyon gibi agresif görülebilecek tanı ve tedavi yöntemlerinin ayrıntılı tasviriyle birlikte genel bir iyimserlik ve bolca muzip öykü barındırdığından çoğu yerde gülümsenerek okunan ve aşka dair umut veren bir metin ‘Diri Aşk’. Glikoz şurubu basılmış değil, Yenice’nin kestane ağaçlarından gelen polenlerle üretilmiş bal gibi olmuş bir roman... 

DİRİ AŞK     Bir aşk senfonisi
Tahir Musa Ceylan
Doğan Kitap, 2019    
424 sayfa, 35 TL. 

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle