GeriKitap Sanat Bir annenin serdiği döşekte uyumak...
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Bir annenin serdiği döşekte uyumak...

Bir annenin serdiği döşekte uyumak...
Oktay Rıfat

‘Yaşayıp Ölmek Aşk ve Avarelik Üstüne Şiirler’, hem şairin hem de onun şiiriyle açığa çıkan yeni hayatın arayış izleriyle doludur. Oktay Rifat kitaptaki şiirlerde Garip anlayışının önemli izlerini bırakırken, sadece orada kalmak istemediğini zarif bir göz kırpmasıyla ima eder.

1940’ların ortasında, Garip Şiiri çoktan kendisini var etmiştir. Bu var ediş bir koldan yeni bir insan tipini imlerken diğer koldan bu insan tipiyle belirginleşen şiir dilini getirir. Ne var ki Oktay Rifat, Orhan Veli ve Melih Cevdet gibi sadece kendi yolunun başında sabit durup beklemez. Dil ve insan arayışlarını sürdürür. Bu bağlamda, 1946’da ilk baskısı yapılan ‘Yaşayıp Ölmek Aşk ve Avarelik Üstüne Şiirler’, hem şairin hem de onun şiiriyle açığa çıkan yeni hayatın arayış izleriyle doludur. Şair kitaptaki ‘Hayranlık’, ‘Yıldızlar’, ‘Uçaklar’, ‘Gelin’, ‘Ekmek ve Yıldızlar’ gibi şiirlerde Garip anlayışının önemli izlerini bırakırken, sadece orada kalmak istemediğini zarif bir göz kırpmasıyla ima eder. İmgeye açık, anlatıma dayalı şiirler de kitaba girer.
İkinci Dünya Savaşı psikolojisi alttan alta devam ederken umut dolu bir yaşama isteği de belirir. Kendisiyle ve dünya ile barışık insan, “Bütün yük benim üstümde” dese bile yaşama arzusunu, hayata ve dünyaya karşı sorumluluğunu ilan eder. Burada dikkat çekici olan şairin, Nâzım Hikmet, Cahit Sıtkı hatta yer yer Dağlarca şiiri ile temasa geçmesi, yaşamak, ölmek, aşk gibi konuları işletirken bu şiirlerin imkânlarından yararlanmaktan geri durmamasıdır. Bu açıdan ileride şiirinde görülecek kimi açılımlar sürpriz olmayacaktır (Perçemli Sokak).
‘Yaşayıp Ölmek Aşk ve Avarelik Üstüne Şiirler’in ilk bölümü Garip akımının içinde, daha karakteristik bir hava taşır. Bu havanın özü Oktay Rifat’ın şiire gidiş yöntemidir. Ayrıntıyı ve insanın sıradan hallerini mevzi edinir bu yöntem. Öylece, kendiliğinden dile döker şiiri. Potinlerine, paltosuna teşekkür eden, yere bastığı için şükür dolu, saçların enseyi geçmeyişinden memnun, yıldızlara bakarken şaşırıp ekmek yerine yıldız yiyen şehirli adam (yaşı belli değildir, erkektir), Polonyalı çocuklar için üzülür, su gibi geçen günlere hayıflanır. Sonra da Oktay Rifat olup karşımıza çıkar.
Sinema yönetmenlerinin filmin bir yerinde gözükmesine benzer bu. Hem de ölümü işaretler. Tersinden bir mantıkla, kendi şiiri/eserinde kendisini yaşatmak arzusudur. ’Karacaahmet’ şiiri, akşamları parka çıkan, şairlerden Orhan Veli ve Melih Cevdet’i, ağaçlardan kavağı seven, en rahat anasının serdiği döşekte uyumayı seven kişiyi getirir bize. Şimdi de burada yatmaktadır. Aslında burası dilin ve şiirin yatağıdır ve bir insan olarak şairi de gösterir.
İkinci bölümdeki şiirleri yine bir arayış ve yöntem genişlemesi diye düşünmekten yanayım. Garip dilinin içine kapanmak istemeyen şair, avarelik edercesine başka sulara yelken açmaktadır. Bu cesaret ve özgüven sonuçta Oktay Rifat toplamının cevheri olacaktır. Olmuştur da.

 

Yaşayıp Ölmek Aşk ve Avarelİk Üstüne Şiirler    Bir annenin serdiği döşekte uyumak...
Oktay Rifat
Yapı Kredi Yayınları, 2019
80 sayfa, 10 TL.

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle