GeriKitap Sanat Bilge Karasu’yla Yedikule Zindanları’nda
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Bilge Karasu’yla Yedikule Zindanları’nda

Bilge Karasu’yla Yedikule Zindanları’nda

Türk Dil Kurultayı için yaptığım Ankara seyahatleri bütün Ankaralı edebiyatçılarla tanışmamı sağlamıştı. Bilge Karasu da bu isimler arasındaydı. Ankara’da başlayan dostluğumuz İstanbul’da pekişti.

Bilge Karasu edebiyat yaşamımda ayrı yeri olan adlardandır. Eserleri kadar dostluğu da bunu pekiştirmiştir. Bilge ile dostluğumuz da Ankara’da başladı, aramızdaki bağ İstanbul’da gelişti. Ne zaman İstanbul’a gelse buluşurduk.
Yine bir gün, İstanbul’a geleceğini söylediğinde buluşmak üzere sözleştik.
O sırada Hürriyet Gösteri için arşiv çekimleri yapıyorduk ve Bilge’nin geldiğini öğrenen Cengiz Cıva, Bilge’nin fotoğraflarını çekmek istediğini söyledi.
Bilge’nin Ankara’dan dostu Sevgi Sanlı’nın Teşvikiye Yokuşu’ndaki evinde buluştuk. Titizliğini, insanlarla olan medeni mesafesini bildiğim Bilge’ye fotoğraf çekimi ve bilhassa Cengiz Cıva hakkında ön bilgi vermeyi uygun buldum. “İçeri girer girmez sana sarılıp öpecek” dediğimde şaşırarak, “Hiç tanışmadığım biri neden sarılıp öpsün” dedi. Güldüm. Kısa süre sonra kapı çalındı ve Cengiz Cıva içeri girdi. Girer girmez de “Öpeyim Bilge Abi” diyerek sarıldı ve deyim yerindeyse şapur şupur öptü! Bilge’nin hoşgörüsüne tanık olmuştum.
Kısa süre sonra sohbet koyulaştı. Sıra fotoğrafın çekileceği yerin tespitine geldi. Cıva, nedendir bilinmez ‘en uygun yerin’ Yedikule Zindanları olduğunu söyledi. Bilge, başına geleceklere razı bir teslimiyet göstermişti.
Ertesi gün, Yedikule Zindanları’nda eğlenceli bir çekim geçirdik. Yorucu bir günden sonra, Yedikule’deki tarihi Sefa Lokantası’nda hep birlikte yemek yedik. Kahve içmek için Harbiye Divan’a uğradık. Ben kahvemi söyledim. Bilge benim hatta belki garsonun bile takip edemeyeceği hızda ve çeşitte bir dondurma siparişi verdi. Ben dondurmanın çeşidinden çok Bilge’nin yerleşim sırasını tasvirini dinliyordum. İçimi, verdiği çeşitlerin olmaması korkusu sarmıştı. Garson, Bilge’nin sıralamasını birebir servis etmişti. Farklı renklerdeki dondurma topları gerçekten bir sanat eseri gibiydi. Onun fotoğrafını çekmeyi çok isterdim...
Bir zaman sonra Mobil’in Türkiye temsilcisi Savan Zorlu, beni aradı ve gazetede buluştuk. Mobil Şirketi’nin her yıl Pegasus adında bir roman ödülü verdiğini, bu yıl da ödül için Türkiye’nin seçildiğini söyledi. Açıkça bir araştırma yaptıklarını ve bunun neticesinde ödülün jüri başkanlığını ve diğer seçicileri belirlememi önerdi. Ödül miktarı, o dönem Türkiye’de verilenlerin katbekat üstündeydi. Başkanlığını üstlendiğim; Hulki Aktunç, Necla Aytür, Selim İleri, Ahmet Oktay, Tahsin Yücel, Talat Sait Halman’dan oluşan jüri toplandı, oy- birliğiyle Bilge Karasu’nun ‘Gece’si seçildi.
Kitap İngilizceye çevrildi, Bilge Karasu Amerika’da çeşitli konuşmalara katıldı. Bir ülkeyi saran siyasal kâbusun ustaca anlatıldığı bu başyapıtın, belki bu yazı okunmasını sağlar diye düşünüyorum.


Yorumları Göster
Yorumları Gizle