GeriKitap Sanat ‘Bedenimi keşfetmem için tepetaklak olmam gerekti’
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

‘Bedenimi keşfetmem için tepetaklak olmam gerekti’

‘Bedenimi keşfetmem için tepetaklak olmam gerekti’

The Times’ın “En yüksek beklentileri de aşıyor” yorumunda bulunduğu ‘Sutra’, 16 ve 17 Eylül’de İKSV ve Zorlu PSM işbirliğiyle İstanbul’da. Marina Abramovic, Alanis Morisette, Beyonce gibi isimlerle de çalışan çağdaş dansın efsane ismi Sidi Larbi Cherkaoui ile çığır açan gösterisini konuştuk: ‘Sutra’ yalnızlık ve bir cemaate olan aidiyet duygusu üzerine derin bir tefekkür gibi...

Sahnede izlediğimiz her eseri Sidi Larbi Cherkaoui’nin ruhunun bir aynası. Dans aracılığı ile gelenekselden güncele dans ekollerinin sentezini oluşturduğu; tüm milletleri, dinleri, ırkları eşit şekilde barındırmayı başardığı kocaman iç dünyasını paylaşıyor bizimle. Yaptığı her şeyde bir araştırma merakı, bir hareket dürtüsü var. 25 yıldır dansçı ve koreograf olan Cherkaoui, çağdaş dans dünyasında devrimler yaratarak tarihe adını yazıyor. Sadller’s Wells, Royal Opera House, Flaman Opera Balesi, Marina Abramovic, Alanis Morisette, Beyonce ve niceleri için koreografiler yaratırken aynı zamanda Eastman adlı kendi dans topluluğunu da yönetiyor... 2008 yılında kendini yenilemek amacıyla gittiği Çin’deki Shaolin Tapınağı’nda ‘Sutra’yı yarattı. Tapınakta yaşayan rahiplerle nesilden nesile günümüze taşıdıkları Sutra, güncelliğini korurken dünyada büyük ilgiyle izlenmeye devam ediyor. Cherkaoui eserin ancak İngiliz heykeltıraş Antony Gormley’nin sahne tasarımı ve Polonyalı besteci Szymon Brzóska’nın müzikleriyle bütünleştiğinde tamamlandığını da vurguluyor. 16 ve 17 Eylül tarihlerinde İKSV ve Zorlu PSM işbirliğiyle İstanbullu sanatseverlerle ikinci kez buluşacak ‘Sutra’ öncesinde ünlü koreografla bu çığır açan yapıtını ve kariyerini konuştuk.

İnanılmaz bir kariyere sahipsiniz. Hayatta şansınız yaver mi gitti, yoksa...
20 yıldır koreograf olarak çalışıyorum. Dansçı olarak 25 yıl oldu. Zaman o kadar hızlı akıyor ki, çılgınca! Geriye baktığımda anları ve hislerimi hatırlıyorum.

‘Sutra’yı yarattığınızda hisleriniz neydi?
11 yıl önce sadece ‘Sutra’yı yaratmak için değil kendimi de yenilemek için tapınağa gittiğimde Shaolin rahipleriyle çok yoğun hisler yaşadım. Orada yaşadığım her şey için minnettarım.

Peki ‘Sutra’ konusunda o zamanki hisleriniz hâlâ canlı mı yoksa bakış açınız değişti mi?
Biraz zamanda geri gitmek gibi benim için. Ama eserin zamansız bir tarafı var. ‘Sutra’ yalnızlık ve bir cemaate olan aidiyet duygusu üzerine derin bir tefekkür gibi. Sanki kendine has Sutra zaman boyutu var ve buraya daldığımda aynı duyguları tekrar yaşıyorum: arayış, yalnızlık, soru işaretleri... Hepsi geri geliyor.

Yaptığım her şey derin bir duygusal deneyimleme ihtiyacından doğuyor. Damien Jalet ile tüm işlerimizde olsun, Japonya’da Tezuka ile yaptığımız ‘Pluto’ olsun veya Diane Paulus ve Alanis Morissette ile çalışmalarımın tamamı gerçekten önemsediğim, derinden bağ kurduğum bir konu veya kişiye bağlanıyor.

‘Bedenimi keşfetmem için tepetaklak olmam gerekti’

Anneniz Belçikalı, babanız Faslı. Bu mirasınız kişiliğinizi ve işinizi ne kadar etkiliyor?
Bana kimlik ve aidiyet konularında bambaşka bir bakış açısı sağladı. İnsan doğasını uyruk, hudut ve dil gibi kavramların ötesinde anlamaya çalışmalıyız. Ben veganım ve Müslüman olarak yetiştirildiğim için de alkol almam, hayatımda hiç içki içmedim. Tapınağa geldiğimde rahipler bu kadar uzak bir kültürden gelip de onlara bu kadar yakın değer yargılarına sahip olmama çok şaşırdılar. Benim içinse ortak bir noktada buluşabilmek ve normalin bir parçası olmak güzeldi. Hayatım boyunca hep sıradanın dışında oldum ama zamanla sıra dışı olan da hep normale dönüşmeye başladı. İnanmak lazım, kalbinin derininden inanmak.

Akademik eğitiminiz modern ve çağdaş dans üzerine ama geleneksel bir kurum olan Flaman Balesi’nin sanat yönetmenliğini sürdürüyorsunuz. Çalıştığınız diğer bale topluluklarını da gözeterek genel olarak bale dünyası için devrim niteliğinde bir değişiklikten bahsedebilir miyiz?
Flaman Balesi’ni 21. yüzyıla taşımaya çalışıyorum. 20. yüzyılda (Rudolf) Laban, (Anne Teresa) De Keersmaeker veya (William) Forsythe’ten hareket anlamında öğrendiklerimizi klasik baleye nasıl uygulayabilirim ve baleyi bugüne ve şimdiki ana nasıl getirebilirim, benim odak noktam bu. Geçmişteki hiyerarşik bakış açısı artık geçerli değil. Günümüzde kadınlar güçlü, erkekler ise hassas olabiliyor. Dişi ve eril arasında var olan kimlikleri tanıyoruz. Günümüzün gerçekliği tütülü bale ayakkabılı kadınlar ve onları taşıyan geniş omuzlu erkeklerin çok ötesinde. Beni en çok Crystal Pite, Ohad Naharin gibi kadın ve erkek bedeninin eşit olduğunu anlayan çağdaş koreograflar etkiliyor. Klasik bale topluluklarıyla çalışırken onları derin insanlık ilişkilerinin var olduğu bir alana geçiriyorlar.

Dansa başlangıç hikâyenize dönebilir miyiz? Dans etmeye ergenlik çağında hareket etme dürtüsünden yola çıkarak başlamışsınız, doğru mu?
Evet, doğru. Bedenimde akan enerjiyi dışarı atma ihtiyacından doğan bir dürtüydü. Aksi takdirde bu enerji donacaktı. Çok entelektüel bir deneyimdi aslında. Çocukken bir adım ileriye gitmek için öncelikle tepetaklak olmam ve kollarımı, bacaklarımı keşfetmem gerektiğini anladım. Dans bana bedenimin hareket kabiliyetini keşfetmeme yardımcı oldu ve sonrasında bedenimi nasıl devşirebileceğimi keşfettiğim ömür boyu bir yolculuğa dönüştü bu.

İdolleriniz var mıydı? Birçok yaşıtınız sanırım o zamanlar Michael Jackson’ın danslarını taklit ederdi...
Evet tabii birçok idolüm vardı. En önemli idollerimden biri de Bruce Lee’ydi. Hareketlerindeki zarafete hayrandım. Prince, Michael Jackson ve Janet Jackson gibi birçok pop sanatçısı da vardı tabii. Şarkılar benim için hareketle birleştiklerinde daha ilginç bir hal alıyordu.

‘Bedenimi keşfetmem için tepetaklak olmam gerekti’

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle