GeriKitap Sanat Başkomiser Nevzat bu defa zorda: Katilin kurbanı çocuk tacizcileri
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Başkomiser Nevzat bu defa zorda: Katilin kurbanı çocuk tacizcileri

Başkomiser Nevzat bu defa zorda: Katilin kurbanı çocuk tacizcileri
FOTOĞRAF: MUHSİN AKGÜN

Usta polisiyeci Ahmet Ümit, yeni romanı ‘Kırlangıç Çığlığı’nda Başkomiser Nevzat’ı yeniden sahaya sürüyor. Sabıkalı çocuk istismarcılarını öldüren katilin peşine düşen Nevzat’ın yolu bu kez Suriyeli mülteci çocukları kullanan organ mafyasıyla kesişiyor. ‘Kırlangıç Çığlığı’ insan ruhunun en karanlık, en çirkin ve en çıplak suretlerini yüzümüze vuruyor.

Cinayet masasını 2012’de altüst eden katil yeniden sokaklara mı inmişti yoksa? O yıl tam 12 kişi tek tek ve hep aynı şekilde öldürülmüştü: Sağ kulaklarının bir parçası kesilmiş, enselerinden tek kurşunla vurulmuş ve gözleri kırmızı kadife kumaşla bağlanmış halde. Bu yüzden polisler de basın da katile ‘Körebe’ adını takmışlardı. Körebe, cinayetleri hep çocuklarla ilgili bir mekânda çocuk parkı, kreş, okul bahçesi gibi bir yerde işliyor ve yanlarına bir de oyuncak bırakıyordu. Bu imza, kurbanların ortak yönüne işaret ediyordu. Öldürülen 12 kişi de sabıkalı çocuk istismarcısıydı.
Katil 12 sayısına saplantısını başka simgelerle de gösteriyor, geride ne bir mermi çekirdeği, ne kovan, ne başka bir iz bırakıyordu. İstanbul polisi katili yakalamayı başaramamış, dosyalar açık kalmıştı.
Yıllar sonra Kasımpaşa’da bir çocuk parkında işlenen cinayet polisleri yeniden tedirgin eder. Cinayet yıllar önce Körebe’nin işlediklerinin aynısıdır. Maktul yine bir çocuk istismarcısı, hem de görmüş geçirmiş Başkomiser Nevzat’ın ruh dünyasını altüst eden bir kişi çıkar. Üstelik tıpkı yıllar önce olduğu gibi iki gün sonra bir başka çocuk tecavüzcüsü, polisin önlem almasına rağmen, bu defa Tophane’deki Çocuk Müzesi bahçesinde öldürülmüş halde bulunur ve olaylar gelişmeye başlar.

Polisler karışık duygular içindedir. Bir yandan yıllar önce de ellerinden kaçabilmiş bir seri katili daha fazla can almadan yakalama gereği içlerini yakmaktadır. Diğer yandan ise “Belli ki, kötüleri ortadan kaldırmaya adamış kendini” çelişkisi, polislerdeki “Biz yakalıyoruz, çıkınca yine aynısını yapıyorlar” duygusu... Neticede öldürülenler kötü, insanlığın en kötü hallerinin örneği insanlardır ve çoğu kişide “Bir mikrop eksildi” duygusuna yol açması kuvvetle muhtemeldir.
Kötü, kötüydü ne de olsa. Evet, bazı insanları içinde yaşadığı koşullar kötüleştirir, karanlık tarafa iterdi ama bazıları zaten karanlık tarafta mı doğuyordu ne? Neticede insan doğasının da bir istatistik anlamı vardı; nasıl kimileri melek gibi oluyorsa, kimileri de etrafına kötülük saçıyordu işte. Polisler de bu duyguları yaşıyordu, bizler gibi.
Nevzat ve ekibi Körebe’nin peşine düşerken yolları beklenmedik şekilde, hedefinde yine çocukların olduğu bir başka cinayetler serisiyle kesişir. Çaresizlikten ne yapacağını şaşırmış Suriyeli göçmenleri yoldan çıkarıp çocuklarının böbreklerini satmaya ikna eden bir organ nakli şebekesidir bu. “Zenginsen yaşıyorsun, yoksulsan parça parça bedenini satıyorsun!” diye isyan eder bir polis, suç takibinin bir yerinde.

Ahmet Ümit’in polisiye romanlarının başkarakteri Başkomiser Nevzat, bir önceki ‘Beyoğlu’nun En Güzel Abisi’ macerasında Gezi protestoları atmosferindeki İstanbul’da kentsel dönüşümle birlikte rant savaşının vazgeçilmez unsuru mafyaların da çözülüp dönüşmesini cinayet soruşturması örgüsünün fonu yapmıştı. Son macerası ‘Kırlangıç Çığlığı’ ise önemi artan cinsiyet eşitliği ihtiyacı ve farkındalığı ile yükselen çocuk istismarı duyarlılığını fon olarak değil, doğrudan konunun kendisi yaparak Başkomiser Nevzat ve suçla savaşmaya çalışan ekibini öne çıkarıyor. Suriye iç savaşının getirdiği trajediler, yine çocukların başka türlü bir istismarına odaklanarak, ana öyküye paralel ve ona yardımcı bir unsur olarak akıyor.
İleride bu romanların Türkiye’nin bugünlerdeki toplumsal gündemini anlamak ve anlatmak konusunda edebi işlevini layıkıyla yerine getireceğini şimdiden görebiliyorum. Cinsel istismar çocukları nasıl ruhen tahrip ediyorsa, organlarının en yakınları tarafından satılması hem ruhen hem de bedenen tahrip ediyor, öldürüyor.
Çocukları korumak hepimizin görevi... Son zamanlarda bu konuda farkındalık arttı; en son ‘Çocuklar Susar, Sen Susma’ sloganıyla başlatılan kampanya ve medya desteğiyle açılan Alo 183 ihbar hattı bu farkındalığın bir sonucu. Kadına, çocuğa uygulanan şiddete karşı da aynı şekilde sessiz kalmamak gerekiyor. ‘Kırlangıç Çığlığı’ bu önemli konuda çıkarılan bir ses olarak da değer taşıyor. Bu sadece Türkiye’de değil, dünyada da çok konuşulan, insanlığın yeni yeni duyarlılık geliştirdiği bir konu, bence Türkiye dışında da tutacaktır.

Ahmet Ümit, ‘Kırlangıç Çığlığı’ romanıyla insan ruhunun en karanlık, en çirkin ve en çıplak suretlerini yüzümüze vuruyor. Tecavüzcüleri öldüren katili yakalamak için ter döken polislerin içten içe onu takdir etmesinden, dünyadan habersiz küçüklerin organlarını kesip karaborsada satan doktorların “Yapmayan mı var?” diye suçlarını meşrulaştırma çabasına kadar. Başarılı bir ayna tutma işi bu.
Öte yandan, romanın olay örgüsü sağlam kurulmuş, açıkta kalan bir uç, görünüp de patlamamış bir silah yok. Hatta küçük tuzaklar da kurulmuş okura birkaç yerde; siz tam “Ama o öyle değil ki...” diyecek olurken soruyu size kasten sordurduğunu, nasıl olduğunu anlatırken fark ediyorsunuz; o da ayrı bir okuma zevki veriyor.
‘Kırlangıç Çığlığı’ zaten bir çırpıda okunup bitecek türden bir roman, her iyi polisiyenin olduğu gibi. Belki okumayı daha da sürükletici kılacak bir küçük tavsiyeyi Başkomiser Nevzat’a vermek daha iyi olacak. Nevzat Bey bir yardımcı olun da Ali ile Zeynep artık ne yapacaklarsa yapsınlar. Sadece kendi dikkatlerini değil, bizimkini de dağıtacaklar bu gidişle!

Başkomiser Nevzat bu defa zorda: Katilin kurbanı çocuk tacizcileri
KIRLANGIÇ ÇIĞLIĞI
Ahmet Ümit
Everest Yayınları, 2018
400 sayfa, 25 TL.


Yorumları Göster
Yorumları Gizle