GeriKitap Sanat Bambaşka bir İran
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Bambaşka bir İran

Bambaşka bir İran

Bugünlerde sadece ‘nükleer silahlar’ıyla gündeme gelse de İran kadim bir medeniyet... Usta edebiyatçı Nedim Gürsel, İran’ın sokaklarında şairleriyle dolaşıyor. Furuğ’un, Hidayet’in, Hayyam’ın, Firdevsi’nin peşinden gidiyor, bize bambaşka bir İran gösteriyor.

Nedim Gürsel, yeni kitabı ‘Mehdi’yi Beklerken: İran’a Yolculuk’ta turistik gözlemlerini aktarmıyor. Bu kitabı okurken keyiflenmenize, orada olmak istemenize neden olan enstrüman edebiyat... İyi bir edebiyat adamı olan Gürsel, tabii ki yediğini, içtiğini, gördüğünü anlatmıyor. Yanında Nâzım Hikmet, Sait Faik’le yazar dostlarını ziyaret ediyor besbelli.
Kitap, İran yolculuğu dönüşü Tahran İK Havaalanı’ndan bir anekdotla başlıyor. Her halinden iş insanı olduğu anlaşılan bir Türk yolcuyla sohbet ediyor Nedim Gürsel.
Ona, İran’a gezmek için geldiğini söyleyince, “Başka gezecek yer bulamadınız mı?” cevabını alıyor. Nedim Gürsel, “Öyle demeyin” diyor. Zira ona göre İran, derinliği olan, çok ilginç bir ülke. Kendine özgü bir yönetim biçimi ve zengin bir tarihsel mirası var. Bu düşüncelerin karşılığında Türk yolcudan duyduğu söz şu oluyor: “Yok canım, altın üzerinde oturup peynir ekmek yiyorlar.”
‘Mehdi’yi Beklerken: İran’a Yolculuk’ kitabını okurken Türk yolcunun da okumasını diledim. Kadim kültürü, emperyal geçmişi, daha iyi tanınmayı hak eden edebiyatını Nedim Gürsel’in dilinden okursa, eminim bir daha bu sözü etmeyecektir.

Gürsel’in durakları var. O durakların hangisinde inmek isterdim diye sordum kendime. Cevabım, kesinlikle ‘Doğu ve Batı arasında sıkışıp kalmış, görünüşte geleneksel değerleri hiçe sayan ama gerçekte bu değerlerle yaşayan ya da tüm çabalarına karşın onlardan kurtulamayan bir marjinal’ Sadık Hidayet ile ‘günahın çekimine kapılıp yasak meyveyi yiyen ve ömrü boyuncu bedelini ödeyen Furuğ’un birlikte yemek yediği o masa olurdu.
Nedim Gürsel, İran’da tanıştığı aydın ve yazarların, özellikle de genç şairlerin, ahlak kurallarına boyun eğmeyen Furuğ ve Hidâyet’i efsaneleştirdiklerini söylüyor. Sadık Hidayet ile Sait Faik’i yakın tutuyor birbirine... İkisinin de yazarlığının toplum nezdinde bir uğraş olarak kabul edilmemesinden şikâyet edişini, ikisinin de kendini lüzumsuz hissedişini anlatıyor.
Anlaşılıyor ki, yazar 15 milyon nüfuslu kadim şehirle ilgili sıkı bir okuma yaparak çıkmış yola... İranlı dostları da bu anlamda iyi rehberlik ediyor.

Yanında Nâzım Hikmet’in “Şehirler, gülüm, caddeleriyle değil, anıtını diktiği şairleriyle büyük oluyor” sözü, edebiyatın sokaklarında dolaşmayı sürdürüyor. O anlattıkça, okura Türkiye’ye bakmak ve iç geçirmek kalıyor. Kendimi, ‘Her sokağında bir anıt olabilirdi memleketimin, ah kıymet bilebilseydik’ derken buluveriyorum...
Bir sonraki durak, çoğumuzun duvar yazısı gibi yanımızda taşıdığı Hayyam’ın şehri Nişabur... Yazar burada yıkımlar, ölümler, ihanetler görmüş, hazlar tatmış, iktidarın nimetlerini elinin tersiyle iterek kendini şiir ve bilime, ille de şaraba veren Hayyam’ın hayaliyle buluşuyor. Sohbetin tadı damağımda kaldı, keşke üstadın hayali bağdaş kurduğu yerden ayağa kalkıp uzaklaşmak için bunca acele etmeseydi.
Durmuyor Nedim Gürsel... Meşhed’e 25 kilometre uzaklıktaki Tûs’a gidiyor. Burası Farsçanın kurucusu ve kurtarıcısı kabul edilen Firdevsi’nin kabrine ev sahipliği yapıyor. Gürsel, burayı anlatırken okuru da Firdevsi’nin dünyasında bir yolculuğa çıkarıyor.
Tahran’ın saraylarından, kutsal Meshed türbelerine, İsfahan’ın camilerinden Şiraz’ın gül bahçelerine İran’ı karış karış gezen yazarın izlenimleri, içinde ciddi bir hesaplaşmayı da barındırıyor. Sansüre, yasaklara da bakan Gürsel, dinsel ve siyasal sorunları da tartışmaya açıyor.
Son tahlilde, Nedim Gürsel’in kitabını okuyunca, insanın ilk uçağa atlayası, peşi sıra İran’a gidesi geliyor...

Bambaşka bir İran
MEHDİ’Yİ BEKLERKEN: İRAN’A YOLCULUK
Nedim Gürsel
Doğan Kitap, 2019
168 sayfa, 26 TL.

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle