GeriKitap Sanat Artık duygu yok, bunun acısını çekeceğiz
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Artık duygu yok, bunun acısını çekeceğiz

Artık duygu yok, bunun acısını çekeceğiz

4 Aralık’ta Zorlu PSM’de sahneye çıkacak elektronik müziğin sıkı grubu Lamb’in solisti Lou Rhodes, “Yeni müzikler keşfetmenin artık çok daha kolay yolları var ama bunların içinde duygu yok. Bir noktada müziğin de bunun acısını çekeceğini düşünüyorum” diyor.

1996 yılında dışavurumcu bir atmosfere sahip olan ilk siyah beyaz fotoğrafınızla hafızalarımıza kazındınız. Saf, çıplak, gizemli ve baştan çıkarıcı... Şimdi tam 21 yıl sonra yeni turnenizin tanıtımı için yeniden bu fotoğrafı kullanıyorsunuz. Hikâyesini dinlemek isteriz...
Sanırım başladığımız noktaya geri dönüyoruz. İlk albümümüzü yayımlamamızın üzerinden 21 yıl geçti. Açıkçası grubun adını taşıyan bu ilk albümü onurlandırmak/kutlamak istedik ve planladığımız özel turne de bunun önemli bir parçası oldu. Akışı ikiye böldük; konserlerin ilk yarısında baştan aşağı sadece bu albümü çalacağız. Daha sonraki bölümde ise günümüze dek uzanan diğer favori şarkılarımıza da uzanıyor olacağız. İlk albümü bu şekilde yeniden ele almak, bizi bu işe yeni başladığımız günlere geri götürdü... Dolayısıyla bu fotoğrafın son turnemizi temsil etmesinin oldukça uygun olduğuna karar verdik.

LAMB nasıl ve ne zaman bir araya geldi? Bunca sene içinde nasıl bir yolculuğu oldu?
Biz Manchester’da, İngiltere’nin kuzey-batı’sında bir DJ dostumuz vasıtasıyla tanıştık. Sonra da bir arkadaşımızın stüdyosuna gidip elimizde hiçbir malzeme yokken kendimizi müziğe bırakıp ortaya çıkan sonucun ne olacağını görmek istedik. Bunun üzerinden 21 yıl geçti... Hala deneyler yapmaya devam ediyoruz ve hala bir yol haritamız yok!

LAMB’in özgün sound’unu farklı türlerden aldığınız ilhamla oluşturdunuz; peki sizi tüm bu türlerden en çok hangisi etkiledi?
En başından beri LAMB’i hiçbir müzik türüyle doğrudan ilişkilendirmedik. Senin de söylediğin gibi, çok sayıda farklı tarzdan ilham aldık; yani bunlardan hangisinin bizi en çok etkilediğini söylemek neredeyse imkansız. Bizi biz ve eşsiz yapan şey herhangi bir türe bağlı kalmadan ilerlemeyi tercih etmiş olmamız...

90’ların ortasında anaakım müzik, neredeyse sadece hızlı tüketilen pop sanatçılarının tekelindeydi. Peki sizi tam da o günlerde tamamen farklı bir sanatsal perspektife yönlendiren; trip hop ve drum ‘n’ bass ilhamlı çarpıcı bir sound ortaya koymanızı sağlayan şey ne oldu?
Aslına bakarsan 90’lar aynı zamanda müzik için oldukça cool bir dönemdi. O yıllarda biz de pop müzik dinlemiyorduk. Ama Manchester’da ve ötesinde olup bitenlerle yakından ilgiliydik. İlk single’ımız Cottonwool, breakbeat veya drum ‘n’ bass programlaması açısından bakıldığında zamanından önce ortaya çıkmış bir macera gibiydi. Merkezinde gerçek bir melodi yer almasına rağmen asla bir türe dahil edilemeyecek bir şarkı... Gold ve Closer gibi şarkılarla caza yaklaştık, Gorecki ise aynı adlı Polonyalı klasik besteciden ilham aldı. Her zaman farklı türlere dalıp çıktık ama kendimizi hiçbiriyle tanımlamak istemedik. Müziğimizi benzemek değil orijinal kalmak üzerine kurguladık. Galiba saksağanlar gibiyiz; gözümüze parlak görünen her neyse alıp onu yepyeni bir şeye dönüştürüyoruz.

Lamb’in sınırları içine giren estetik anlayışı, fikir, felsefe ya da temalar neler?
Hiçbir felsefe ya da tema bizi tanımlayamaz. Açıkça söyleyebilirim ki, ben Budistim. Elbette bu durum yazdığım sözleri de etkiliyor. Önyargılardan sıyrılmış, doğal ve etik değerlere bağlı olarak yaşamaya çalışıyoruz. Sanıyorum bu da içimizde var olan yaratıcılığı hemen her seviyede besliyor.

LAMB’in oldukça doğal/ham bir çizgisi var diyebilir miyiz?
Evet, sound’umuzu mümkün olduğunca böyle tutmaya çalışıyoruz. Kariyerimiz boyunca müziğimizin zaman zaman inandığımız yoldan uzaklaştığı, gereğinden fazla yumuşak ya da karmaşık hale geldiği zamanlar oldu; ama biz her zaman ‘az ama öz’ felsefesine bağlı kalmayı sürdürüyoruz.

2000’lerin ortasında hala müzikle içiçe olduğunuz halde yollarınızı ayırdınız; peki sizi daha sonra yeniden bir araya getiren ne oldu?
2004’te ayrıldık. Tamamen insana özgü nedenlerle yollarımızı ayırmamız gerekiyordu. Kendi adıma konuşmam gerekirse teknolojik seslerden sıyrılmış ve yüzü tamamen akustiğe dönük bir müzik ortaya koymak istiyordum. Bu süreçte üç tane solo albüm kaydettim (dördüncüsü olan Theyesandeye yeniden birleşmemizden sonra yayımlandı), Andy ise seyahatlere çıktı ve diğer sanatçılarla başka prodüksiyonlar ortaya koydu. 2009’da hala arkadaş olduğumuzu fark ettik dahası Andy üçüncü solo albümüm One Good Thing’in kayıtları için stüdyoda bana yardımcı oldu. Tam da bu sıralarda The Big Chill Festival ekibinden tek seferlik bir Lamb konseri için davet alıp bunun ikimiz için de eğlenceli olabileceğini düşündük. Tek konser diye başlasak da sayının önce 10 sonra da 20’ye fırladığını gördük. Bunun böyle olacağını ön görüyorduk aslında. Sonra da yeni bir albüm üzerine konuşmaya başladık. Böylece 2011’de 5, 2014’te ise Backspace Unwind yayımlandı.

Manchester’dan çıkan bir grup olarak kendinizi bu ilginç müzik sahnesine nasıl konumlandırıyorsunuz?
Biz buraya ait olmak için fazla ‘dışarıda’yız...

90’ların ortasından beri müzik endüstrisinin içindesiniz; canlı performanslarınızı taze ve heyecan verici tutabilmeyi nasıl başarıyorsunuz?
Budizm’de Yeni Başlayanın Düşüncesi diye bir terim vardır. Bu kavram etrafımızdaki her şeyi nasıl taze tutabileceğimizi anlatır. İşlerinizi nasıl sürdürdüğünüz üzerine varsayımlarda bulunmamanız gerekir. 20 yıldan fazla bir süredir birlikte çalıyor olmamız bunun sıkıcı ya da birbirini tekrarlayan bir süreç olduğu anlamına gelmez. Her şarkı, her performans hatta her notayı sanki ilk kez deneyimliyormuş gibi kucaklıyoruz.

Çağdaş elektronik sahnesinin ilk yıllarını deneyimlemiş biri olarak bugün artık var olmayan ve özlediğiniz bir şey var mı?
Mahalledeki plak dükkânına gidip orada yeni bir şeyler keşfetmenin ne kadar özel hissettirdiğini biliyor ve bunu çok özlüyorum. Bu oldukça kişisel ve özgün bir deneyimdir ve ne yazık ki günümüzde yok olmak üzere... Öte yandan yeni müzikler keşfetmenin artık çok daha kolay yolları var ama bu metotların içinde duygu yok. Bir noktada müziğin de bunun acısını çekeceğini düşünüyorum.

Bağımsız bir grubun perspektifinden bakacak olursak, bu dünyanın bir parçası olduğunuzdan beri müzik endüstrisinde neler değişti?
İnternet’in devreye girmesinden sonra endüstri sonsuz bir dönüşüm içine girdi. 90’larda tuhaf sesler çıkaran telefon kabloları eşliğinde saatlerce uğraşarak internete bağlanıp stüdyo’ya attığım ilk maili hatırlıyorum. Bugün tüm bunlar tarih oldu artık streaming platformları var. Yaptığınız miksleri kolayca istediğiniz yere gönderebilirsiniz. Her şey kusursuz. Hakkında bir şeyler öğrenmek istediğiniz bir grup ya da müzisyeni Google’da aratabilir, Apple Music, Soundcloud ya da Youtube’da dinleyebilirsiniz. Eskiden bu işi ancak korsan radyolar, plak dükkanları ya da hiç değilse bir arkadaşınızın arşivi üzerinden gerçekleştirebilirdiniz.

LAMB için önümüzdeki yıl neler planlıyorsunuz?
Şu an ‘21 Tour’ ile fazlasıyla meşgul durumdayız. Buna önümüzdeki sene kimi festivaller ve farklı ülkelerde devam etmek istiyoruz. Hala hiç konser vermediğimiz yerler var. Ayrıca yeni albümümüz üzerinde çalışıyoruz. Konser tarihlerinin arasında mutlaka stüdyoya dalmanın yollarını arıyoruz. Oldukça yoğun bir yıl olacak gibi... Ama biz bundan oldukça memnunuz!

 

 


Yorumları Göster
Yorumları Gizle