GeriKitap Sanat Ankara’da klasikler geçidi
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Ankara’da klasikler geçidi

Ankara’da klasikler geçidi

Devlet Tiyatrosu 'Cimri'den 'Suç ve Ceza'ya, 'Elektra'dan 'Fareler ve İnsanlar'a çok sevilen klasik eserleri ‘Klasikler Haftası’ kapsamında sahneliyor. Devlet Tiyatrosu başrejisörü Hakan Çimenser’le ‘Klasikler Haftası’üzerine konuştuk.

‘Klasikler Haftası’ düzenleme fikri nasıl ortaya çıktı?
Bu aslında başlangıçta Mustafa Kurt’un yani Devlet Tiyatroları Genel Müdürü'nün 2014 yılında ilk genel müdürlük senesinde proje olarak ortaya koyduğu bir şey. Bu şöyle bir proje: Devlet Tiyatroları genelde klasikleşmiş bir oyun mutlaka yapar. O klasikleşmiş oyunları da Türkiye’de en nitelikli şekilde yapabilecek kurum Devlet Tiyatroları olduğu için bütün bölgelerinde bunu gerçekleştiriyor. Bu proje kapsamında bir hafta içinde Ankara’daki 12 sahnemizde seyircinin bütün bu oyunları görme şansı var. Baktığın zaman aynı anda ‘Windsor’un Şen Kadınları’nı, ‘Cimri’yi, ‘Elektra’yı; böyle klasikleşmiş ve dünya çapında oynanan oyunları sahneliyoruz. Bunların en önemli özelliği şu: geçmişten günümüze hiçbir değişim yaşamadan insanın özüne dair bütün gerçekleri anlatan ve hâlâ bugün için de geçerli olan birtakım meseleleri ortaya koyan eserler olması. Klasikler, Devlet Tiyatroları için önemli. Ayrıca dünyanın birçok farklı yerinde yapılmış olan bu klasikleri Devlet Tiyatroları da bir ‘challenge’ yani bir iddia olarak tekrar burada; Türkiye’de, Türk insanına sunabiliyor, anlatabiliyor. Öyle olduğu zaman tabii doğal olarak böyle bir proje gündeme getirilmiş. Mustafa Kurt’un  göreve son gelişinde ben baş rejisörlük konumundaydım. Birlikte çalışma ve paylaşma fırsatımız oldu. Anlaşabildiğimiz, karşılıklı kararlar verebildiğimiz yakın arkadaşım aslında. Devlet Tiyatroları büyük bir kurum olduğu için birtakım projeleri hayata geçirmek istedik özetle. Çok önemli projelere başlamış olduk.

Ankara’da klasikler geçidi

Bu projeler başka hangi başlıklar altında toplandı?
Ankara dâhil olmak üzere 12 tane bölge tiyatromuz var. Bu 12 bölge tiyatromuzda 12 kadın yazarın 12 kadın yönetmen tarafından sahneye konmuş oyununu sahneledik ve bu oyunlar ilk defa sahneleniyor. İlk defa sahnelenen oyunlara ve oyunları ilk defa sahnelenen yazarlara bir teşvik primi verdik. Onları Türkiye’de oyun yazarlığına özendirecek bir çalışma başlattık. Ayrıca bazı okulların yazarlık bölümlerindeki bazı öğrencilerin yazdığı oyunlarla ilgili bir çalışma başlattık. Yazarlık seminerleri düzenledik. Orada çıkan bazı oyunları da Devlet Tiyatrosu’nda sahneleme imkânımız oldu. Mesela İstanbul’daki ‘Radyum Kızları’ gibi. Aynı zamanda biz şunu düşünüyoruz: Devlet Tiyatrosu aslında Türk tiyatrosu.  Türk Tiyatrosu’nun gelişimi açısından önemli bir göreve sahip. Türk Tiyatrosu yalnızca Türkiye’deki yazarlığın gelişmesiyle ayakta durabilir. Biz de yazarlara destek olmak, ilk oyunlarını yazmış bilhassa kadın yazarlara destek olmak açısından bu proje bir şekilde ortaya koyduk. Mesela şimdi de bizim kadın köstüm küratörlerimiz üzerine bir proje başlattık. İçeriği söylemeyeyim sürpriz olsun ama onlar üzerine de bir projemiz var. Genel olarak şöyle düşünüyoruz: Türk tiyatrosu ancak ve ancak Türk yazarların dünya çapında oyunlar yazmasıyla gerçek kalkınmaya sahip olabilir. Çünkü biz aslında dünyanın birçok yerinde tanınan, bilinen büyük bir tiyatroyuz. Dünyanın en büyük tiyatrosuyuz denilebilir. Kadrosu gereği, çalışma prensipleri gereği… Dünyada tanınmış birçok festivalden bizi çağırıyorlar. Dünyada birçok ülkeden bize kültürel ilişkiler kapsamında teklifler geliyor ve biz oraya artık kendi oyunlarımızla gitmek istiyoruz. Baktığın zaman şöyle oluyor: buraya gelen yabancı bir yazarın oyununu biz kendi tiyatromuzda tiyatro sanatını tanıtmak açısından sahneleyebiliyoruz. Neden dünyanın çeşitli yerlerinde Türk yazarlar tanınmasınlar? Neden onlar da bir gün Türkiye’den bir yazarın oyununu yapmak istemesinler? Yapılıyor ama çok kısıtlı, bireysel girişimlerle yapılabiliyor. Bu projeler aslında bu sürecin yolunu açmak için yapılan projeler. Bundan bir yıl önce Mustafa Kurt göreve geldikten sonra biz de bu projeleri düşündük. Çünkü biz bir sezon içinde yaklaşık 160 tane oyun sahneliyoruz. Bir fabrika gibiyiz yani, kocaman büyük bir fabrika… Bu 12 ilimizde sahneye koyduğumuz oyunların sayısı 150-160’ı buluyor. Böyle olunca biz zaten bir oyunu alıp sahneleyebiliyoruz. Dekora, kostüme ait bir bütçemiz de var. İstedik ki bu sadece oyun sahnelemek olmasın, Devlet Tiyatrosu, Türk tiyatrosu için de öncü bir rol üstlensin. Bunu dünya genelinde de tanıtabilecek en güçlü kurum şu anda Devlet Tiyatrosu. Onun için de bu projelere önem verdik. ‘Klasikler Haftası’ da bununla ilgili bir proje.

Ankara’da klasikler geçidi


 
Geçirdiğimiz süreçte geçmişe karşı bir özlem söz konusu. Klasikler de, ‘klasik’ olmalarının dışında geçmişin atmosferini yansıtması ve geçmiş zamanlarla bugün arasındaki benzerlikleri resmetmesi açısından önem taşıyor. ‘Klasikler Haftası’nı bu bağlamda nasıl değerlendirirsiniz?
Dünyada klasik oyunlar dediğimiz daha çok 19. yüzyıl, 20. yüzyılın başlangıcı ve bunların daha öncesi, Antik Yunan’dan beri gelen oyunlar. O zamanlar dünyada var olan insan gerçeği bugün de pek çok şey ifade ediyor aslında. Bildiğiniz Sophkles gibi, Moliere gibi, Sheakspeare gibi yazarlar klasik dönemden kalma eserlere sahipler ama en önemli özellikleri bugünün dünyasının insan fotoğrafını çok iyi anlatan eserler olması. Biz Moliere’de ‘Cimri’ gibi bir karakteri gördüğümüzde aslında biliyoruz ki bugünün dünyasında da öyle bir karakter yaşayabilir. Bugünün dünyasındaki ilişkiler aynı şekilde gelişiyor olabilir. Yani tarihsel bir sürecin bugüne yansıması bu. Tabii ki biz modernize oluyoruz, bir şekilde giyimimiz, kuşamımız, yaşamımız değişiyor ama özetle insan yapısındaki bazı unsurlar değişmiyor. Zaten tiyatro da insan yapısındaki o unsurlar üzerinden yapılan bir şey. Biz insanın özüne bakarız. Öyle olduğu zaman o dönemlerdeki klasik yapısıyla da seyredebiliyor insanlar, bugün modernleştirilmiş haliyle de seyredebiliyor. Hatırlarsan bir ‘Romeo ve Juliet’ filmi vardı. Bugünün olayları, bugünün insanları filmde geçiyor ama tema Romeo ve Juliet. Yani farklı şekillerde yorumlanabiliyor. Devlet Tiyatrosu aslında 70 yıllık serüveninde klasik oyunlar sergilemiş. Bunları kendi çağının özelliklerine göre ya da dönemin özelliklerine göre sergilemiş. Bazen de modernize etmiş. Bütün bu skalayı seyircinin görme şansı oluyor. Baktığında yönetmenlerin o klasik eserlerden anlatmak istediklerini bazen modernize ederek bazen de dönemin koşullarında olduğu gibi sahnelediğini görüyor seyirci. Bir çeşitlilik de görüyor. Yönetmen diyor ki “Aaa, bak! İşte ‘Bir Yaz Dönümü Gecesi Rüyası’ böyle de yapılabiliyormuş. Biraz daha farklı bir anlatım bu, bana has bir anlatım bu.” Ama biliyoruz ki klasik bir eser bu, Shekaspeare yazmış. Shakespeare’in 1600’lerde yazmış olduğu bu oyunu biz bugünün dünyasında aynı karakterleri farklı şekillerde de bulabiliyoruz, keşfedebiliyoruz. Tümüyle o çağa, o döneme özgü anlatıldığı zaman da aynı şeyi bulabiliyoruz. Böyle orijinal bir yanı oluyor. Ek olarak Ankara seyircisi de tanıdığı birçok klasik yazarı, klasik eseri aynı anda bir hafta içinde görme şansına sahip oluyor. Ki biz bunu ileride sadece Ankara için yapmayacağız. Ankara’da sahnemiz çok olduğu için ve tabii Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü’nün çatısı da Ankara’da olduğu için biz bu projeyi orada gerçekleştirmeyi uygun bulduk. Ama ileride sahne sayıları arttığında bu projeyi çeşitli illere yaymaya çalışacağız.

‘Klasikler Haftası’nda sahnelenecek eserleri hangi kriterlere göre belirlediniz?
Bizim burada klasik tanımına karşılık gelen dönemde yazılan oyunları sahnelemek gibi bir derdimiz yoktu. Biz 2019’dan geriye baktığımızda tiyatro tarihi içinde sarsılmaz olan ve az önce anlattığım unsurlar açısından yer bulmuş önemli yazarların önemli eserlerini bu hafta içinde gündeme getirdik. Baktığınız zaman içinde Steinbeck de var. Steinbeck için ’Fareler ve İnsanlar’ dendiğinde biz bunu tıpkı Shakespeare’in ‘Hamlet’i gibi tiyatro dünyası içinde bunu klasik olarak kabul ederiz. Mesela oyunlar arasında ‘Kış Masalı’ da var ama Kış Masalı zaten Ankara’da oynadığı için bu haftanın içine dahil etmedik. Bir çeşitlilik olsun istedik. Bu proje devamlılık kazanırsa başka eserleri de değerlendirmeye alacağız. Ama bakış açımızda sadece ‘Shekaspeare klasiği’ anlamında değil bütün süreç içinde klasik haline dönmüş yani herkes tarafından klasik olarak kabul görmüş eserleri sahnelemek var.  Mesela Moniere’in ‘Cimri’si. Moliere 17. yüzyılda yaşamış biri ama bakıyorsun ki artık klasikleşmiş bir yazar, bize birçok şeyi söyleyebiliyor bugün.
 
Ankara seyircisinin oyunlara geri dönüşü nasıl oldu?
Çok iyi. Şu anda yer yok. Bu çok canlı bir şey. Hatta geçen gün genel müdür söylüyordu, Eskişehir’de oturan da Afyon’da oturan da oyunları izlemek için Ankara’ya gelmiş. Ankara’ya yakın yerlerde yaşayan insanlar da gelip oyunlara bilet almışlar.
 
Şu anda Türkiye'nin tiyatroya olan ilgisini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu iki yönlü bir şey. Türkiye’deki tiyatrolar dünyanın diğer ülkelerindeki tiyatrolardan daha çok doluyor. Tiyatroya müthiş bir ilgi var. Çünkü tiyatro canlı bir şey. Tiyatrodaki o enerjiyi hissettiği zaman seyirci, canlı bir ilişki kurduğu zaman; tiyatroyu televizyona göre tercih ediyor.Çünkü hayatında o anda, o noktada çok canlı bir enerji alışverişi oluyor ve bu onu değiştirmeye başlıyor. Bazen ona mutluluk katıyor bazen soru sormasını sağlıyor. Fakat şu yanıyla bakıldığında biz isteriz ki Türkiye’de 81 ilde de tiyatro binaları olsun. Kültürel olarak bir hareketin başlaması söz konusu çünkü. Öyle baktığın zaman da daha çok tiyatro salonu olsa ve bunlar da doluyor olsa o zaman tabii çok büyük bir mesafe almış olacağız. Mesela ben İngiltere’de çok çeşitli tiyatrolara gitti. Oralarda bazı tiyatro salonları var, bugün İstanbul’da olduğu gibi 20-30 kişilik. Fakat bazıları çok zor dolar. Bazı akşamlar ben 30 kişilik salonda 30 kişi olmadan izlediğimi bilirim o oyunları. Daha zordur yani. Ama bizde seyircinin açlığı var tiyatroya karşı. İnsanlar evden çıkmak istiyor, direkt televizyona kilitlenmek istemiyor. Evden çıkmak istediği için ilk olarak aklına tiyatro geliyor. O yüzden memnunuz yani. Ben Türkiye’de tiyatro seyircisinin hakikaten daha çok olduğunu düşünüyorum. İş ki biz buna yeni salonlar ekleyelim tüm Türkiye’de. Bir de şöyle bir şey var, mesela İstanbul’da bir insan sokağa çıktığı zaman gidebilecek bir sürü tiyatro buluyordur. Ama Türkiye sadece İstanbul’dan ibaret değil. Türkiye öyle geniş bir skala ki… Biz istiyoruz ki Hakkari’de de tiyatro olsun, Edirne’de de tiyatro olsun, Kuzey’de de olsun Güney’de de… İnsanlar zaten kendi illerinde o tiyatro binalarını dolduruyorlar. Bir de Devlet Tiyatrosu bu anlamda 81 ile giden, turne yapan bir organizasyon. Şu an bu kültürel iklimde çok büyük bir görevi yerine getiriyor. Turneler yapıyor, bazı kentlere iki kere gidiyor. Bizim aslında 65 tane sahnemiz var. Samsun gibi, Ordu gibi birçok yerde sahnelerimiz var. Oralara da turne tiyatrosu olarak gelip gidiyoruz. Neredeyse her hafta değişik bir oyun seyredebiliyor seyirci. Biz aylık program yapıp Türkiye’de bu 12 yerleşik bölgemizde yaptığımız oyunları oynuyoruz. Müthiş bir fabrika olarak çalışıyoruz. Özetle aslında seyircimiz tiyatroyu çok seviyor ve sahipleniyor. Ondan beklentisi var. Biz de bu beklentiyi maksimum derecede karşılamaya çalışıyoruz.

Bugün sona erecek ‘Klasikler Haftası’nda sahnelenen eserler şu şekilde:
‘Elektra’ – Sophokles
‘Hastalık Hastası’ – Moliére
‘Windsor’un Şen Kadınları’ – Shakespeare
‘Mösyö de Pourceaugnac’ – Moliére
‘Fareler ve İnsanlar’ – Steinbeck
‘Cimri’ – Moliére
‘Suç ve Ceza’ - Dostoyevski

 


Yorumları Göster
Yorumları Gizle