GeriKitap Sanat Ankara’da 'kaybolan' bir İstanbullu
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Ankara’da 'kaybolan' bir İstanbullu

Ankara’da 'kaybolan' bir İstanbullu

‘1951’, senaryosunu Levent Cantek’in yazdığı, Sefa Sofuoğlu’nun çizdiği bir grafik roman. İntihar eden kardeşi için İstanbul’dan Ankara’ya gelen Vedat’ın yaşadıkları dönem atmosferi içinde anlatılıyor. Vedat, kardeşinin ölümünden şüphelenerek araştırmalara başlıyor ve araştırdıkça kendini siyasetin ve hiç alışık olmadığı çevrelerin içinde buluyor. ‘1951’i Cantek ve Sofuoğlu’ndan dinledik.

İlk olarak 1951’in çıkış noktasını sorayım…
Levent Cantek:
Çıkış noktası asla bir tane olmuyor, sonsözde yazdım ama yazmadığım bir tanesini anlatayım. Macera filmlerinde sık olur, yabancı bir ülkede, dilini bilmediğiniz insanlar arasında başınız belaya girer. Derdinizi bir türlü anlatamazsınız. Ben 1951’de, o hengâmede yakın birini kaybetmiş bir yabancıyı düşündüm. Yabancı derken Yakup Kadri’nin kastettiği bir anlamda yabanlığı düşünün…

1951’e siyasi bir polisiye diyebilir misiniz?
Cantek: Polisiye bir devamlılığı var ama polisiye demek doğru olmayabilir. Ben bir dönem aurası anlatmayı seviyorum. Siyaseti, kültürü, çatışmayı o auranın içinden anlatmak hoşuma gidiyor.

Grafik roman vurgusunu soracağım. 1951 neden bir grafik roman?
Cantek: Bu soru bana çok soruluyor, hatta öyle ki grafik romanı benim uydurduğumu iddia edenler bile çıkıyor. Çizgi romanlar bir kahramanın serüvenlerine odaklanırlar, tahkiyeleri iyilerin ve mutlaka ana karakterin zaferine dayalıdır. Her şeyin çözüldüğü finalleri vardır. Sert ve şiddet dolu olabilirler, dilleri argoya dayalı olabilir vs. ama Batman grafik roman olamaz örneğin. Ayrıksı bir serüven yaşaması bu durumu değiştirmez. Yazarı çizeri o kitabı kendi imkânlarıyla yayınlıyor, küçük bir yayınevi çıkarıyor veya tek albümde bitiyor diye bir kitap grafik roman olamaz. Çizgi romanlar, içerikleri ve finalleri gereği ticaridir. Grafik romanlar bu bakımdan bir tepkidir. 1951, sürüklenen bir kahramanı, muğlak hikâyesi, siyasetle kurduğu ilişki ve edebi tavrı nedeniyle grafik romandır.

Ankara’da kaybolan bir İstanbullu

Levent Cantek

Adanalısınız, Ankara’da geçen bir öykü çizmek zor oldu mu?
Sefa Sofuoğlu:
Dönem atmosferi kurmak zordur. Şehir fark etmiyor. O döneme ait belge ve görsellere ulaşıp ulaşamayacağınız daha önemli. Levent Ankara’yı çok iyi bildiği için hikâyenin atmosferinin oluşmasında baş aktör o oldu.

Nasıl başladınız tasarıma?
Sofuoğlu:
Hikâyeyi Levent kurguladı, karakterler vs. onun yönlendirmesi ile şekillendi. Karakterlerin görsel anlamda oluşturulması sırasında epeyce karalamalar yapıp, tartıştık, geliştirdik…

Cantek: İlk olarak Nezihe’nin evini çalıştık. Eski bir Ankara evini, yanlış olmasın Nazım Çerkeş’in eviydi galiba onu modelledik. Ben çalışırken karakterle ilgili aklımdan geçen görsel referanslar veririm çizer arkadaşlara. Sefa onları yorumladı, hemfikir olduktan sonra çizimlere geçtik.

Peki, ne kadar zamanda tamamladınız?
Sofuoğlu: Benden kaynaklanan nedenlerle yaklaşık üç sene sürdü. Çok sayfalı grafik roman çizmenin zorluğunu bir kenara ayırıyorum, benim durumumum vahameti grafik romanı normal işimin dışındaki saatlerde çizmek zorunda olmamdan kaynaklanıyordu. Adana’da reklam ajansımız var ve gün içerisinde onun işleri… Geceleri ve hafta sonları hayatımdan, sevdiklerime ayırmam gereken sürelerden çalarak bitirmeye çalıştım. Tek başıma olsaydım belki de bitiremezdim, Levent çok büyük şanstı.

Cantek: Benimle ilgisi yok, Sefa istediği için bu iş tamamlandı. Türkiye’de çizerler çok sayfalı işlerden kaçıyorlar, üretimi tamamladıklarında alacakları telifi öğrenip ben o kadar zamanda kiramı nasıl ödeyeceğim diye kestirip atıyorlar. Çizgi romanı yapmadıklarında nasıl geçiniyorlarsa aynen onu yaparak geçinecek ve sahiden istiyorlarsa bunun üzerine koyarak başka bir iş yapacaklar. Edebiyatçılar nasıl yazıyor sanıyoruz… Neyse bu çok uzun tartışma. (Gülüşmeler)

Ankara’da kaybolan bir İstanbullu

Sefa Sofuoğlu

Pek çok çizgi romancı tek başına çalışmak istiyor. Levent Cantek’le çalıştınız, bu işinizi kolaylaştırdı mı, birlikte çalışmanın zorluğu ne oldu?
Sofuoğlu: Ben yıllar önce Dıgıl vb dergilere, benim yazdığım bir iki sayfalık kısa öyküler çiziyordum. Sonra çok uzun bir süre reklamcılık hayatım oldu. Yıllar sonra 'Dumankara' projesinde Levent ile çalıştık. Daha sonra yine Kafa dergisi için 'İrem’i Beklerken' ve 'Alayına İsyan' çizgi romanlarını yaptık. Sonra '1951'... Müthiş bir avantajdı Levent ile çalışmak.  Genel olarak ise dönem hikâyesi çizmek maraton koşucusu olmadan, maraton koşmak gibi bir şeydi benim için…

Eskiden 1951 gibi hikâyelerle karşılaşmazdık. Daha hızlı, daha sürprizli çizgi romanlar olurdu. Bir karşılaştırma yaptım ama siz ne düşünüyorsunuz?
Sofuoğlu: O dönemlerde Kara Murat, Tarkan vb. çizgi romanların yanında mizah dergilerinde yapılan kısa ve sürprizli hikâyeler yeni bir şeydi. Galip Tekin, Gırgır’da çizerken bu tarz hikâyeleri dergiye koymak için Oğuz Abi’yi zorla ikna ettiğini anlatırdı. Sonrasında bu tarz hikâyeler sevildi. Şu anda dünyada dergi yayıncılığından çok çizgi roman albümleri, grafik romanlar üretiliyor ve okuyucusunu da buluyor.

Yeni çalışma var mı?
Sofuoğlu: Bir daha böyle çılgınlık yapar mıyım bilemiyorum (gülüşmeler)

1951  Ankara’da kaybolan bir İstanbullu
Levent Cantek, Sefa Sofuoğlu
İletişim Yayınları, 2018
176 sayfa, 22 TL.

 

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle