GeriKitap Sanat 'Amacım bu toprakların zenginliğini müzikle anlatmak'
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

'Amacım bu toprakların zenginliğini müzikle anlatmak'

'Amacım bu toprakların zenginliğini müzikle anlatmak'

Sanatçı Pınar Ayhan, Mustafa Kemal Atatürk’ün hayatını anlattığı 'Kemal' müzikal belgeseli ile 19 Mayıs'ta UNIQ sahnesinde olacak. Sanatçı ile sanat hayatını ve belgeseli konuştuk...

Bize biraz kendinizden bahsedebilir misiniz?

Sanatın, hayatın ve doğanın özündeki cevher olduğunu fark ettiğim zaman tamamlandım. Bugün durduğum yerden geriye bakınca, şu anda yaptığım işler için doğmuşum, okumuşum,  çalışmışım gibi hissediyorum. Sanat hep hayatımın merkezinde oldu. İngiliz Dili Edebiyatı okudum, şarkıcılık, televizyonculuk yaptım. Bu yüzden kendisini sanatla ifade eden şanslı bir kadın olarak tanımlıyorum. 

2000 yılında Eurovision Şarkı Yarışmasında ülkemizi Stockholm’de temsil ettikten sonra, yıllarca TRT’de profesyonel müzisyenlik ve televizyonculuk bir arada yürüdü.

Sonra, bu topraklarda yaşanan tüm zenginlikleri hikâyelerle ve müzikle anlatmak için yola çıktım.

‘Orada Duruverseydi Zaman’ ve ‘Kemal’ adlı müzikal belgesellerini sahneliyorsunuz. Bu proje nasıl gerçekleşti? Kendinizi bu projede nasıl hissediyorsunuz?

Yola çıkarken, yapacağım şeyin adını koymamıştım. Tek amacım, gençlik yıllarımdan bugüne kadar edindiğim bilgileri ve yeteneklerimi birleştirerek kendi içimde bir devrim yaratmaktı. Ezbere yaşadığımız hayatlarımızda idrak edemediğimiz bir şeyler var. Neden-sonuç ilişkisini kuramadığımız hayatlar yaşıyoruz. İçi boş baloncukların rastgele saçıldığı hissini veren cevapsız boşluklarla dolu hayatlar… Geçmişimizi bize hep, başkalarının anlatmasına izin vermişiz. Onlar ne kadar anlatmışsa, o kadarını bilmişiz. Tarihçiler, köşe yazarları, edebiyatçılar, kendi dimağları yettiğince anlatmışlar bizlere hayatı.

Televizyon programcılığım sona erdikten sonra, izleyiciyle göz göze temas kurma isteğim ve odaklı okumalarımın ardından, bambaşka bir ortama evrildim. Kendimi, daha önce hiç fark etmediğim detayları incelerken buldum. Yakın tarihimizde saklı bilincin, bugünümüzü ne denli şekillendirdiğini fark etmek, beni çok heyecanlandırdı. Okuduğum tarih kitapları; ilgimi çeken konular hakkında görüştüğüm insanlar; onların sakladıkları anılar, hikayeler, fotoğraflar… Hepsi de kendimi, tarihin sır gibi saklanan dehlizlerinde yürürken bulmama sebep oldu. Sanki, bugünde aradığım kendimi dünde bulmuş kadar heyecanlandım. Rastgele saçılmış baloncukların içi dolmaya başladı. Taşlar yerli yerine oturmaya; bir puslu deniz üzerinde hayal meyal seyrettiğini gördüğüm geminin limanıma yaklaşması ve rengiyle, cismiyle netleşmesi gibi bir duyguyla tanışmaya başladım. Geçmişten öğrendiğim her bir hikaye, her bir karakter anlatılmayı  istedi sanki benden. Silikleşmiş silüetlerinin yeniden belirginleşmesini; yaşadıkları dönemde sahip oldukları önemin hatırlanıp, hayat dediğimiz ve çekiminde hepimizin payı olan filmde aldıkları rollerinin bilinmesini istediler. Bilindiği taktirde, adeta birer kutup yıldızı, birer pusula, birer deniz feneri görevi gören hayatlar var içlerinde.

Öyle olaylar, öyle insanlar gelmiş geçmiş ki tarihten; zamanın ruhuna kattıkları değere rağmen unutulup gitmelerinin öcünü, bugünümüzü anlaşılmaz hale getirerek; dün ve bugün arasında köprü kuramadığımız için kaybolup gitmemize sebep olarak almışlar.

Tüm bu aydınlanma coşkusuyla, şarkıcılık ve sunuculuk yönlerimi de birleştirince, daha önce yapmadığım bir iş çıktı ortaya. Eğer yeterince kulak verilirse, günlük hayatın detayları arasında müzik de duyulabilir, şiir de. Yani, sıradanmış gibi gelen her gün, bize bir sanat eseri yaşatır aslında. Hayata bu bütüncül anlayışla bakabildiğiniz zaman fonda çalan müzik, sağdan soldan gelen sesler tam bir sahne eserine dönüşür. Sanat dediğimiz şey, bütün bu olguları, belli bir zaman dilimine sığdırıp, kutsal bir ahenk içinde olduğu gibi yansıtmaktır aslında. Benim yaptığım da bu. Şarkısıyla, türküsüyle, şiiriyle, tiradıyla, hüznüyle, neşesiyle bir döneme ait yaşanmışlıkları sahneye koymak…

Bu tek kişilik bir gösteri mi?   

Tek başıma bir hikâye anlatıcısı olarak sahnedeyim; hepsi alanında yetkin sanatçılardan oluşan 6 kişilik bir orkestra da bana eşlik ediyor. Zaman zaman anlatının altına döşenmiş bir müzik, zaman zaman benim hikâyeyi zenginleştirmek adına söylediğim bir şarkı, türkü ve şanson çalan orkestra, esere olağanüstü bir büyü katıyor. Adeta bir film, bir tiyatro oyununa dönüşen müzikal belgeselimiz izleyicinin hem dimağına hem de ruhuna hitap eder hale geliyor. İşte, bu sıradan bir tarih anlatısını, sanatsal bir esere dönüştüren şey de drama, edebiyat, fotoğraf ve müziğin bir araya gelmesi ve tıpkı hayatın kendisi gibi tüm olguları tüm duyularla hissettirmesi.

Bu gösteride bilmediğimiz hikâyeler var mı? Mustafa Kemal Atatürk'ü nasıl anlatıyorsunuz?

Mustafa Kemal’in yaşam öyküsünden az bilinen kesitleri, doğru bilinen yanlışları, çok iyi bilinen ama üzerine fazla düşünülmeyenleri sahneye taşımaya çalıştık. İzleyiciler, sahnede kendilerine benzeyen, kendi bağırlarından çıkmış, adını kendilerinin koyduğu bir “insanla”, Atatürk’le tanışıyorlar. Kahkahalar, şaşkınlıklar ve gözyaşları içinde kalmaları onların, çıkarmak istediğimiz bu gerçek hayat yolculuğundan ne kadar keyif aldıklarını ispatlıyor bize. Üç yılın sonunda artık bizim izleyicimiz pasif okuyuculuktan çıktı. Aktif araştırmacıya dönüştü. Artık herkes tarihi dayatılan değil, tercih ettiği bambaşka kaynaklardan öğreniyor. Benim sunum formatımı kullanan öğretmenler, öğrenciler var artık. Müzik ile, edebiyat ile ama en çok da belge ve bilgi ile öğrenip anlatıyorlar bildiklerini. Bu beni sonsuz mutlu ediyor.

19 Mayıs 1919'un 100. Yıldönümünde “Kemal” gösterimiyle turnedesiniz. Gösteri takviminiz nasıl, hangi şehirlerdesiniz?

Atatürk’ün ulusal kurtuluş mücadelesi için yola çıktığı Samsun’da 7 Mayıs’ta gösterimizi gerçekleştirdik. 16 Mayıs’ta Ankara’da MEB Şura Salonu’nda, 19 Mayıs günü İstanbul UNIQ Hall’de, 20 Mayıs İzmir Bostanlı Suat Taşer Tiyatrosu’ndan sonra 21 Mayıs’ta Denizli’deyiz. Turnemizin sloganı “100.yılda Anlamlı Kutlama, Anlamlı Armağan” oldu. Birçok işyeri, kuruluş ve sivil toplum kuruluşu da gösterilere işçilerine, öğrencilerine, üyelerine hediye toplu bilet alarak katılıyorlar.

Ankara’da ise “Gençlik Önde” gişesiyle farklı bir uygulamaya adım attık. Gençlerin gözünün içine baka baka hayatını, vatanı yapmış bir insanın hikayesini anlatmak benim için heyecan verici. Okullarda, konferanslarda, gösteriler sonrasında yanıma gelip, “biz bunları hiç bilmiyorduk’ diyorlar. Öyleyse anlatmak boynumuzun borcu değil mi? Kendini tanımayan, kökünü bilmeyen insanlar olmamalıyız. Biz kimiz; öğrenmeliyiz. Biz Atatürk’ün gülmeyi öğrettiği çocukların evlatlarıyız. Bunu bilmek bize hem güç hem inanç hem sevgi veriyor. Benim koşuşturmalarımın kaynağı da bu güç ve inanç.

Herkesi bu gösterilerimize gelmeye ve bir bilet de bu çok özel günü paylaşmak istediği değerli bir yakınına armağan etmeye davet ediyoruz. 1919’un 100. yılında bundan daha güzel bir hediye daha olmaz diye düşünüyoruz.

Kemal Müzikal Belgeseli 19 Mayıs'ta UNİQ Hall'da saat 16.00'da sahnede olacak.

 

 




 

 

 

 

Yorumları Göster
Yorumları Gizle