GeriKitap Sanat ‘Ama eksik ama fazla hatırlamak güzel şey!’
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

‘Ama eksik ama fazla hatırlamak güzel şey!’

‘Ama eksik ama fazla hatırlamak güzel şey!’

“Gülmekten gözlerimizi yaşartırken içimizdeki o eski yaraya dokunuyor” diye tanımlanan Başak Buğday’ın bir üçlemenin ilk kitabı olan ‘Gücenmedim Dersem Yalan Olur’u İthaki Yayınları’ndan çıktı. Buğday’la ilk romanı konuştuk.

“Anlatıcının yaşı benimkine yakın olduğu için yazmak başlangıçta tanıdık mahallede dolaşmak gibiydi. Fakat biraz ilerledikten sonra işin rengi değişti. İpek şahsiyet sahibi bir anlatıcı çıktı, üstelik de inatçı. Ve uslu uslu arkamdan geleceğini düşündüğüm karakter, önce elimi tutup yanımda yürüdü, sonra bağımsızlığını ilan edip, canının çektiği her ara sokağa dalmaya, anlatmanın tüm imkânlarından göz hakkını almaya başladı. Önceleri direnecek gibi olduysam da götürdüğü yerler hoşuma gidince sessizce takip ettim. Fakat bir yerden sonra o kadar güçlendi ve hızlandı ki peşinden koşmak zorunda kaldım…”

2014’ten bu yana OT Dergi’deki yazılarından aşina olduğumuz Başak Buğday, bu yazılarını topladığı ‘Ihlamur Günlükleri’nin ardından yayımlanan ilk romanı ‘Gücenmedim Dersem Yalan Olur’un yazma serüvenini böyle tanımlıyor.

“İki insan ayrılınca bütün o hatıralar ve hayaller ne oluyor? Uzayın sonsuzluğunda mı kayboluyor, ‘Biri sana biri bana,’ diyerek her iki tarafa taksim mi ediliyor?” Romanın anlatıcısı İpek’in sorusunu, biz de size yöneltsek?

Bence güzel olan hiçbir şey yok olmuyor, sadece şekil değiştiriyor. En kadim yöntemi ise uydurmak. Kabul, zamanla uydurduklarımızı gerçeklerle karıştırmaya başlayabiliyoruz. Fakat İpek’in de dediği gibi; “Yeniden yazmak, tamamen kaybetmekten iyidir. Ama eksik ama fazla, hatırlamak güzel şey.”

Bu ilk romanınız, heyecanını nasıl tanımlıyorsunuz?

İlk kitabım ‘Ihlamur Günlükleri’, ânın fotoğrafını çekip gördüklerini ve hissettiklerini kısa cümlelerle anlatıyor, yolda karşılaştığı okur ile dertleşip, hayatın koşturmacasında ufak delikler açarak nefes alacak minik ama kıymetli anlar yaratıyordu. Zamanla bu kısa süreli görüşmeler ne bana ne okura yeter oldu. Sonunda misafirlerimi evde ağırlamaya, oturup geniş geniş anlatmaya karar verdim.

Kitabın öznesi İpek’ten bahsedecek olursa; geçmişten günümüze nasıl bir fotoğraf çıkar ortaya?

Eskiden, yani çocukların daha geniş evlerde ve aile büyükleri ile birlikte yaşadıkları zamanlarda nesilden nesile kıymetli bir aktarım vardı. O dönemin çocukları anneanne, babaanne ve dedeler sayesinde dilden hitâba kadar bambaşka bir algı, hassasiyet ve zenginlikle büyüdüler. Derken ekonomik koşullar sebebiyle her kurum gibi aileler de küçülmeye gitti. Artık anne-baba-çocuktan oluşan küçük aileler ve hayatın koşturmacası içerisinde kenarda unutulan şaşkın çocuklar görüyorum etrafta. İpek gibi 80’li yıllarda doğmuş olanlar, şimdi özlemle andığımız çoğu güzel şeyin sonuna da olsa yetiştiler. Sokakta oyun oynamanın yarı sevimli yarı vahşi öğreticiliği ile bir mahalle çatısı altında büyümüş olmak değerli bir şey. Velhâsıl şanslı bir nesildik. Evvelimizden az, sonramızdan çok!

İpek, şimdi bu masada oturuyor olsaydı, ona ne söylemek isterdiniz?

“Bizi de çok gücendirdiler be İpek! Ama senin kadar sağlam duramadık, duramıyoruz da. Cesur kadınsın. Helal olsun!”

 
Kitaptaki anlatım ve dil sadeliği okuyucuyu bir anda kucaklayan türden... Bundan sonraki yazım sürecinizde önceliğiniz ne olacak?

‘Gücenmedim Dersem Yalan Olur’, bir üçlemenin ilk kitabı. Büyüme hikâyesi, dönemin dinamiklerini gözümüze sokmadan tatlı tatlı hissettirirken söze ilk girdiğinde henüz altı yaşında olan anlatıcının dil imkânlarıyla ilerliyor. Ama bilirsiniz, doğan büyür! İpek de payını alacak elbet. Bunun için ikinci kitabı bekleyip, neler olacağını hep birlikte göreceğiz.

Stephen King kendi yazma sürecini bir tür arkeolojik kazıya benzetiyor. Sizin için yazma süreci nasıl gelişti?

Anlatıcının yaşı benimkine yakın olduğu için yazmak başlangıçta tanıdık mahallede dolaşmak gibiydi. Fakat biraz ilerledikten sonra işin rengi değişti. İpek şahsiyet sahibi bir anlatıcı çıktı, üstelik de inatçı. Ve uslu uslu arkamdan geleceğini düşündüğüm karakter, önce elimi tutup yanımda yürüdü, sonra bağımsızlığını ilan edip, canının çektiği her ara sokağa dalmaya, anlatmanın tüm imkânlarından göz hakkını almaya başladı. Önceleri direnecek gibi olduysam da götürdüğü yerler hoşuma gidince sessizce takip ettim. Fakat bir yerden sonra o kadar güçlendi ve hızlandı ki peşinden koşmak zorunda kaldım. Laf aramızda bazen yavaşlaması için hainlik edip çelme taktığım, yazmaya ara verdiğim de oldu ama kız geveze. Yazmadığım zamanlarda da benimle konuşmaya, olur olmaz yerlerde karşıma çıkıp kendini hatırlatmaya devam edince teslim oldum ve her seferinde masaya geri oturdum. İyi ki de oturmuşum.

 

GÜCENMEDİM DESEM YALAN OLUR ‘Ama eksik ama fazla hatırlamak güzel şey’

Başak Buğday
İthaki Yayınları, 2018
280 sayfa, 25.93 TL

Yorumları Göster
Yorumları Gizle