"Doğan Hızlan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Doğan Hızlan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Doğan Hızlan

Kitap pazarlamanın patenti Nazım'a ait

<B>NAZIM HİKMET</B>, 1935 yılında <B>Akşam </B>Gazetesi'ne <B>Orhan Selim </B>imzasıyla yayınlanan bir yazısında bakın ne demiş:

‘‘Kitap okunmasını çoğaltmak için vakit geçirmeksizin başvurulacak yollar yok değildir.

İlk önce, kitapçı anlamalıdır ki, bugünkü alışveriş sistemi içinde, kitap da tıpkı kundura, kumaş ve diş macunu gibi bir maldır.

Kunduracı, kumaşçı ve diş macuncusu nasıl malının sürümü için reklam yapıyorsa, kitapçı da her çıkardığı kitap için en aşağı bir tıraş bıçağı satışında yapılan kadar reklam yapacaktır...

Sonra mal satışı her şeyden önce bir organizasyon, bir alıcı ve pazar yerleri bulma işidir.

Mal alıcının ayağına götürülür, alıcı malın ayağına gelmez...

Bu yazımı okuyanlar arasında, bugün kitabı diş macunu, kundura çeşidinden bir mal gördüğüm için belki kızanlar olacaktır...

Ne yapalım, olanı olduğu gibi görmek, gerekir...’’

(Aktaran: Murat Yalçın, kitap-lık, Ocak-Şubat, 2002, s. 33)

* * *

NÁZIM HİKMET, 67 yıl önce bugünü görmüş. Kitap okunması konusunda yapılması gerekenleri, gerçekçi bir biçimde tespit etmiş. Yazar-kitap-okur üçgeninin bağlantısını kurma işini yayıncıya vermiştir.Yayıncı, kitabı çıkarmakla işinin bitmediğinin, asıl ondan sonra işinin başladığının bilincinde olacaktır.

Tahmin ediyorum ki, o gün bu yazıya epey kimse kızmıştır.

Hele kitabı, kundura, kumaş, diş macunu gibi bir meta düzeyine indirgediğinden ötürü, birtakım nazenin edebiyatçılar ona isyan etmişlerdir.

Demek ki bugün yaşasaydı, Orhan Pamuk'un her yerde röportajının yayınlanmasını, eleştirilen medyatikliğini savunur, hatta ona icazet verirdi.

Yarım yüzyıldır kitabın pazarlanması konusunda yaptığımız tartışmaların ardında, yayıncılığın esnaf düzeyinden bir endüstri düzeyine yükselemeyişinin sıkıntısı yatar.

Bazı yayınevleri, kitap yayınlandıktan sonra, ona cami avlusuna bırakılan gayrimeşru çocuk muamelesi yapmaktadır.

Bekliyorlar ki, medya dünyasından bazı hayırseverler bu çocuğa sahip çıksın. İlgi görmeyen kitaplar için de, biz reklam vermedik/veremedik, tanıtımını yapamadık diye özür dileyeceklerine, medya kitaba ilgisiz diye sorunu sırtlarından atıyorlar.

Hani televizyonlara çıkıp da, 12 çocuğum var, bunlara kim bakacak diye soran sorumsuz babalara benziyorlar.

Neşe Düzel'in benimle yaptığı söyleşide (Radikal) aynı tezi savunmuştum, düşüncelerimin özeti başlıkta yer almıştı:

Kitap bugün buzdolabı gibi satılmalıdır.

Amacımız kimilerine göre, kitabı tozlu raflarda saygın yalnızlığına terk etmek değildir.

Ahmet Altan'ın, Orhan Pamuk'un kitaplarını bilbordlarda gördüğüm anda, edebiyat adına, edebiyatçı adına, kitap adına çok sevindim.

* * *

KAR romanı dolayısıyla yapılan tartışmalara, sanırım Názım'ın ileriyi gören bu yazısı kocaman bir nokta koyuyor.
X