Kitap

Hazırlayan: Çağlayan ÇEVİK- ccevik@hurriyet.com.tr
07 Nisan 2013 - 00:00Son Güncelleme : 06 Nisan 2013 - 21:02

Belgesel / Fotoğraf

Ayıp Şehir
Ali Öz

Fotoğrafevi

Pink Floyd’un The Wall albümünün (aynı zamanda film ve konserlerinde) zirve anı, “Is There Anybody Out There” diye sorduğu andır. Dinleyici için o ses, duvarın öte yakasından geliyordur! Uzaklardan. Oysa tam da bir adım ötemizden gelir... Ne kadar uzakmış gibi görünse de. Yine bir adım ötemizde, duvarı bile olmayan bir yerden duyuyoruz benzer sesi. Tarlabaşı’ndan... Ali Öz sesleniyor, tek kelime etmeden! Hepimiz kurulan uzun cümleleri duyuyoruz. Çünkü daha önce de duyduk. Artık geç kaldık. Daha Tarlabaşı, yani Taksim’in aşağısı. Tarlabaşı Bulvarı’nda ‘Karakol’un olduğu taraf. Eşkıya, Ağır Roman ve diğer filmlerden, dizilerden veya öykülerden bildiğimiz. “Yeraltı dünyası abi oralar,” dediğimiz Tarlabaşı, bugün gerçekten çok uzak bir yerde. Kentsel dönüşüm kıskacından önce  ve kimi iyi gazetecilerin, ortadan kaybolacağını fark ettirmeye çalıştığı Tarlabaşı’na, insanlar “doğal fotoğraf stüdyosu” muamelesi yapmadan önce, Ali Öz Tarlabaşı’nın kendine has dünyasını, an be an kaydediyordu. Evler dozerle yıkılmadan önce, ama zaten virane olduğu zamanlarda oradaydı. ‘Ayıp Şehir’ albümünde, içindeki sakinleriyle birlikte evlerden sesleniyor. Ali Öz tek kelime etmiyorsa da, cümlelerin en güzelini fotoğraftaki mahalleli kuruyor. Meşhur kare: “Fotoğraf çekmelere doymadınız -ali beyler hariç”. ‘Ayıp Şehir’ Mahalleli’nin Ali Beyi’nden, ‘ora’dan karelerle Tarlabaşı’nın şiiri.

Anlatı

Dul
Jean-Louis Fournier
Çev.: Can Belge
YKY

İhtiyar delikanlı Fournier’den mektup var. Biraz üzücü bir mektup ama. Daha önce, 60 yaşını geçip, gerisindeki 60 yıla baktığı anlara dair, büyüleyici bir mektup yazmıştı bize. ‘Son Siyah Saçım’ isimli anlatısında bütün samimiyeti ve kendiyle barışık kalemiyle, Fournier, ihtiyarlığın en berbat ve en olağanüstü taraflarını anlatmıştı. Zaman zaman kahkahalar attırmış, zaman zaman biraz soluklandırmıştı bizi. Yine kendi hayatındaki sarsıcı bir hadisenin etkisiyle kalemi eline alıp uzun bir mektup yazıyor bize. Göz yaşlarını içine akıtarak belki de. ‘Dul’da hayatın, karşımıza çıkması muhtemel ‘karanlık taraf’ını anlatıyor Fournier. Çünkü ihtiyar delikanlının çok sevdiği 40 yıllık eşi, Sylvie ondan önce hayata veda ederek onu yalnız bir dul haline getirmiştir. Fournier, kendisi için sarsıcı ‘dul’ kalma sebebini, yani çok sevgili karısının ölümünü düşünüyor. Sonra onunla yaşadıklarını, onun ölümünden önce yaşadıklarının geride kalan için ne anlamlar taşıdığını düşünüyor. Fournier karısının ölümüyle ve hayatla hesaplaşırken, yine bizim başımıza gelecekleri anlatıyor. Açıkça soruyor Fournier, “öteki taraftaki gerçekten kim?” diye. Büyük finale erken varıp gerisinde bir ‘dul’ bırakan mı yoksa o gerideki yalnız mı? Bu kez kahkahalarla güldürmüyor Fournier. Suratı asık. Ama kendisi ne hissediyorsa, eksiksiz bize de hissettiriyor. Türün ne olduğunun ispatı bir anlatı, ‘Dul’.

Roman

Kün
Sezgin Kaymaz

İletişim Yayınları

Şimdi sözünü edeceğim kitapla ilgili kesinlikle tarafsız olamayacağımı söylemeliyim. Sebebini, Sezgin Kaymaz romanından bahsedeceğim için, şeklinde açıklayabilirim. Çünkü daha üzerinde taşıdığı imza ile okurun ‘beğeneceği’ kitaplar vardır. Zira o imzanın sahibi yazarın, diğer eserlerini de okumuşsunuzdur. Ve yeni cümlelerini merakla beklediğiniz bir yazardır o. Her zaman güvendiğiniz yazar(lar)ın kitaplarından söz ediyorum. Okuduğunuz her kitapta, hedefe tam isabet ettiğine şahit olmuşsunuzdur. İstisnai olarak bazı okları hedefin az kenarına düşse de asla ıskası yoktur. Onların yeni kitaplarını okuyacağınız zaman bir beklentiyle değil, ‘emin’ olmak hissiyle yola çıkarsınız. Halbuki beklentinin yüksek olduğu zamanlarda, hayal kırıklığı da büyük olabilir. Ama bu yazarların kitapları ‘mutlu’ eder sizi. Sezgin Kaymaz’ın ‘Kün’ romanından söz ederken, ölçüyü kaçırarak övmemin sebebi; Kaymaz’ın hiçbir kitabında hayal kırıklığı yaşamadığımdan. ‘Kün’ benim gibi fanatik okurları daha da mutlu eden, haklı çıkaran bir roman.
Kaymaz’ın diğer romanlarında ve öykülerinde karşımıza çıkan ölüler, öte taraflılar, velîler, ermişler, iyi saatte olsunlar, köpekler, konuşan köpekler, köpeklerle konuşan insanlar, buna şaşıran köpekler ‘Kün’de geçit resmi tertib ediyorlar. Rüyanın, gerçeğin, arada kalmış ölülerden panayıra dönmüş araf hikâyesinin, ölülerin, dirilerin, yalanın, insanlık hikâyesinin bir arada anlatıldığı bir masal ‘Kün’. Rüyaların hayatı ve ölümü nasıl etkileyeceğinin, mucizenin aslında ne olduğunun ‘Konyaca’ anlatılışı ‘Kün’. Konyaca dediğim aslında ‘Gonyaca’. Yani, Don Kişot - Sanço Panza veya Turgut Özben - Olric ikilileri, Konya’da yaşıyor ve Konyalı olsaydılar ancak Hüdai Ağa ve köpeği Çeto olurlardı. Ne anlattığından bahsetmeyeceğim, çünkü her sayfası havai fişeklerle dolu bir anlatıma sahip ‘Kün’. Ama, çenemi tutamayacağımı biliyorum. En az 28 yaşında ve Konya ağzıyla sahibiyle konuşan bir köpeğin (Çeto), bu tuhaf köpek evine gelene kadar kekeleyen, ama o günden sonra bir İstanbul Türkçesi ile dili çözülen bir adamın (Hüdai Ağa), üstelik Konya’nın ortasında geçen hikâyesini anlatıyor Sezgin Kaymaz. Sarı saçlı, karanlık kuyular gibi kara gözlü Ömer’in, okuduğu ezanla insanları kendine âşık eden sahtekâr Aşut’un, Nihat, Muzaffer Hoca, Muhtar’ın, yeğenlerinin ve diğerlerinin büyüleyici sıradanlıktaki öyküsü ‘Kün’. Her sayfasından sonra daha da keyifle okuyacağınız bir roman.

Tarih

Sarık ve İstanbulin
Jean-François Solnon
Çev.: Ali Berktay
Doğan Kitap

Bilmeyenler için önce tanımını aktarmalı. İstanbulin, sözlüklerde “Tanzimat döneminden Meşrutiyet dönemine değin kullanılan, yakası kapalı bir redingot türü” diye geçiyor. Redingot ise, resmi tören ya da toplantılarda giyilen, etekleri uzun, arkası yırtmaçlı çift sıra düğmeli erkek ceketi. Yani “Batılılaşma’nın” sokaktaki adama kadar etki ettiği büyük reformların devreye girdiği Tanzimat dönemi (aydınlarının, alafranga züppelerinin) alamet-i farikalarından biri. Herkes toplantıya ya da törene gitmese de, “Batılılık seviyesini ispat için” redingotla Beyoğlu’na, mesire yerlerine giderdi. Dönem yazarlarının  Yani Batı’ya hayrandılar. Peki Batı Osmanlı’ya hayran mıydı? Yoksa “şanlı ceddimiz”den fena halde korkuyorlar mıydı? Topkapı Sarayı Müzesi’ne gidip hediyeleri gören birçok ziyaretçi, bu soruyu soruyordur. Avrupalılar korktukları için mi bu hediyeleri gönderiyorlardı, yoksa hayran oldukları için mi? Belki de tamamen göz boyamak için? ‘Ay çöreği’nin hikâyesinin gerçek sebebi neydi meselâ? Korku mu, hayranlık mı, daha başka bir şey mi? Yani akademik ve entelektüel dünyanın Doğu-Batı sorunsalına bu kadar kafa yormaları boşuna değil. Solnon, Osmanlı ve Avrupa’nın / Doğu ve Batı’nın bir araya geldiği anların ve yarattığı etkinin tarihini anlatıyor ‘Sarık ve İstanbulin’de. Çatışma mı, hayranlıkt mı sorularını yanıtlıyor. Roman akıcılığında bir tarih kitabı.

Din Tarihi / Bilim

Hanok’un Gizemleri Baruh’un Kıyameti
Çev.: Damla Saydam Çizme

CBN Yayıncılık

“Mahkumlar çok vahşiydi. Zalim kornkunç meleklerin elinde silanlar vardı ve insafsızca işkence ediyorlardı onlara. Ve ben şöyle dedim: ‘Ah burası ne kadar korkunç bir yer!’ Adamlar da şöyle karşılık verdi: ‘Hanok, burası Tanrı’ya saygı göstermeyen, dünyada fena işlerle uğraşan, çalan, yalan söyleyen, iftira atan, şeytanca düşünen, adam öldürenler için hazırlanmıştır...” Bu öteki dünya turu gibi görünen cümleler, İlahi Komedya’dan değil. Benzer alegorik eserlerden de değil. Bir kutsal kitabın, çıkartıldığı söylenen bölümünden alıntı. Zira Yahudi ve Hıristiyan din adamlarınca kutsal kitahlardan çıkarılarak, unutturulduğu iddia edilen Nuh Peygamber’in büyük büyükbabası Hanok İslamiyet’te de İdris Peygamber olarak anılır. M.S. birinci yüzyılda, Mısır’da yazıldığı düşünülen sözkonusu çıkarılmış bölümde Hanok, melekler tarafından göğe/’Tanrı katı’na çıkarılır. Hanok oradan âlemi seyreder. Ardından da bunu ve göğün yedi ayrı katında gördüklerini anlatır çocuklarına ve bizlere. Fakat âlemi seyrettiği yer, adeta bir uzay üssü, kimya laboratuvarı gibidir. Üzerine söylenecek çok şeyin olduğu, bilimkurgu metinlerine taş çıkaran bir dinsel metin Hanok’un Gizemleri. İkinci bölümdeki, Baruh’un Kıyameti de, Peygamber Yeremya’nın katibi Baruh tarafından yazılmış iyi ve kötüyü, insanların elinden gelecek olan kıyameti anlatan bir metin. İki önemli kutsal kitap şifresi bir arada.

Etiketler:


    EN ÇOK OKUNANLAR

      Sayfa Başı