Kıskançlık zehri

Hürriyet Haber
09.08.2014 - 12:20 | Son Güncelleme: 09.08.2014 - 12:22

KİMSENİN kıskanç olmadığı ama herkesin kıskanıldığı bir dünyada yaşıyoruz. Söylenen bu. Tesadüfen tanıştığım İtalyan psikiyatr Antonio Cirillo’ya hayatta en çok kıskançlarla mücadele etmekte zorlandığımı söylediğimde, ‘Cinderella & Her Sisters’ kitabını önerdi. Üvey anne ve kardeşlerinin hışmına uğrayan Külkedisi’nin hikayesi üzerinden kıskançlık irdeleniyor.Yedi ölümcül günahtan biri de kıskançlık. Kutsal kitaplar bile kıskançlık öyküleriyle doluyken, psikoloji bilimi çok fazla bu konuya eğilmemiş. Kıskançlıkla ilgili sessizliğin nedenini yazar; acı ve yakıcı etkilerine bağlıyor, “İçimizi bir asit gibi yakar, ister kıskanalım ister kıskanılanım” diyor.

Kıskançlık zehri

dcengiz@hurriyet.com.tr

Kıskançlık özünde, ‘iyi’ olana yönelmiş bir saldırıdır. Kıskançlığa teslim olunca, kişi kendiyle ilgili sorunlardan ve ‘iyi’ olandan uzaklaşıyor. Üvey anne ve kız kardeşler kendi ruhlarına, varlıklarına ve cinselliklerine odaklanmak yerine Cinderella’ya eziyeti tercih ediyor. Diğer ilişkilerindeki sorunları, prensten beklentilerini Cinderella’ya yönelen kıskançlıkla yok sayıyorlar.
Kıskanılan kişi neler hissediyor, nasıl bir süreçten geçiyor? Kıskanılmak korkunç bir tecrübe. Öyle ki, düşünün üvey annesi sırf kendisinden daha güzel diye Pamuk Prenses’i öldürmeye kalkıyor. Kişi, şahsi varlığını ortadan kaldırmayı hedefleyen bir saldırı altında hissediyor kendini. Kıskanan kişi, onu bir nesne olarak görmeye başlıyor. Kıskanılan şahsiyetin gerçekliği tarumar ediliyor. Ve kıskanılanın duyguları (acı, kızgınlık, şok) kıskananın umurunda olmuyor. Kişisel tarihindeki hiçbir şey dikkate alınmıyor. Bir nesneye dönüşen kıskanılan için tek referans, kıskananın idealize etmek, zulmetmek gibi tipik savunma mekanizmaları oluyor.
İdealize ederken, kıskanılan “gerçek olamayacak kadar iyi” kategorisine sokuluyor. Ve kıskançlık, her şeyi genelliyor.
Kıskanılan kendini duygularından ve kimliğinden koparılmış, iptal edilmiş, değersizleştirilmiş hissediyor. Kıskanılan kendi köklerinden ve kaynaklarından koparılmış oluyor. Geçmişini ve geleceğine tehlikeye sokan bir düşman işgalinden farksız bu…

Kıskanç-atak

KISKANILAN, kıskananla ilişkisini önemser ve düzeltmek için girişimlerde bulunur. Ama pek çoğu başarısızlıkla sonuçlanır. Kıskanılan etrafına kalın cam duvarlar örülmüş gibi hisseder. Kıskanan onu görüyor ama söylediklerini duymuyor. Aralarındaki asma köprüyü, kıskanan atıyor ve kıskanılanın tamir edebilmesi mümkün değil. Ne kızgınlık ne de anlayış göstermesi sorunu çözmüyor. Cinderella’nın eziyetlerine rağmen kız kardeşlerine iyilikler yapması, onlara istedikleri alanları bırakması da karşılık görmüyor. Kıskanılan, sorunu çözmek için kıskanana iyi tavrını sürdürse de karşılık bulamıyor. Kıskanılan bir nesneye dönüştükten sonra, ikinci aşamada bu ‘kesin acizlik’ hissini yaşıyor. Etrafına kıskananın ördüğü ve çıkışı olmayan duvarları aşamıyor.

Üçüncü aşama ise saldırıya uğrama. Kıskanan aktif bir biçimde zalimlik yapar. Kıskanılan kendini soyulma tehdidi altında hisseder. Kızgınlık ve korku duyar. Kıskanan, ‘iyi olan’a erişmek yerine, buna sahip olanı yok etmek istiyor veya onu aşağıya çekmek. Masalda olduğu gibi, Cinderella hiçbir şeye sahip olmasa da, çok kötü şartlarda yaşasa da hâlâ kıskanmaya devam ediyorlar. Burada hedef olan Cinderella’nın hayata karşı duruşu ve ruhu. Onu ortadan kaldırmak isteyecek kadar yoğun bir kıskançlık ve saldırı… Kendi varlığı bir problem olduğunda kıskanılan daha da çaresiz hissediyor. Kıskanan, her neyi kıskanıyorsa, onu yok etmek, rezil etmek ve bozmak istiyor.
Kıskanılan ilk acı şoku yaşıyor, yaralanıyor ve bir kurban, çöp ve hak edilmemiş bir acı havuzuna düşüyor. Kıskançlığa neden olduğu için suçluluk duyuyor. Kıskanana, bazı alanları terk etmek de işe yaramıyor. Sürekli daha fazlasını isteyebiliyor çünkü. Çekilme, kıskananın daha fazla saldırıya girişmesinin de önünü açabiliyor. Eğer kıskanılan, kıskançlığı görmezden gelirse de sorun çözülmüyor. Soğuk ve mesafeli adlandırılıyor. Hatta bu, kıskananı daha da motive ediyor. Kıskançlığı yok sayan kişi zamanla içe kapanıyor, izole ediliyor ve derin kronik bir yalnızlık içine giriyor. Saldırılar, kıskanılanın emniyet duygusunu da yok ediyor. Saldırılara neden olan ve acı getiren o ‘iyi’ özellikten dolayı dehşete düşüyor. Kim bu kadar çok eziyet getiren bir ‘iyi özelliğe’ sahip olmak ister ki? Daha az yetenekli, daha az faziletli, daha az güzel olmak daha iyi değil mi, diye düşünmeye başlar. Ve böylece belki de ‘iyi’yi terk eder veya hiç var olmamış gibi davranır. Her başarısı güzelliğine bağlanan bir kadının kıskançlıkla mücadele etmek için güzelliğini görünmez kılmaya çalışması buna örnektir. Kıskanılanın yapabileceği çok fazla bir şey yok anlaşılan.
Aynı kitapta, kıskananın yaşadığı travmalara da yer verilmiş ve o da en az kıskanılmak kadar acı dolu bir süreç. Kıskanan ise ‘iyi’ye karşı müthiş bir açlık ve yoksunluk hissiyle boğuşuyor başlangıçta. Kıskançlık, başka birinde gerçek kaliteyi fark etmenin ilkel bir yolu… Bir uzman yardımıyla bundan kurtulmak ise, gerçek bir huzur ve özgürlük demek.

Etiketler:


    EN ÇOK OKUNANLAR

      Sayfa Başı