Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Kişilik hakkını mı tercih edersiniz, yoksa suçluların yakalanmasını mı

<B>Y</B>eni CMUK’un bir maddesi adli tıpçıları fena halde sinirlendiriyor:

‘Üst sınırı 2 yıldan daha az hapis cezası gerektiren suçlarda kişiden kan, saç, tükürük, tırnak, cinsel salgı gibi örnek alınamaz.’ Hak ve özgürlükler açısından mükemmel. Peki ama, ya maddede tarif edilen türde bir sanık geçmişte başka bir suç işlediyse, onun DNA profili, eski bir vakayla ilgili olay yeri incelemesinde elde edilen bulgulara uyuyorsa? Bu bulgu sayesinde, geç de olsa adalet yerini bulacaksa? Birçok Batılı ülkede, geçmiş ve gelecek suçlara müdahale ilkesi, kişilik haklarının üzerinde tutuluyor. En basit trafik suçunda bile DNA örneği alınıp veri bankasında saklanıyor. Ve tabii sivil toplum örgütlerinden ‘fişleniyoruz’ sesleri yükseliyor.


42 yaşındaki İskoç, nezarethanede polis memuruna sinirlenip üzerine bir bardak suyu fırlatıvermeseydi, 10 yıl önce bir kadına bıçak zoruyla tecavüz ettiği de büyük ihtimalle ortaya çıkmayacaktı.

Ancak, sinirlendi ve suyu fırlattı. Bir mahkeme emrine uymadığı gerekçesiyle karakola düşmüştü. Memura saldırıda bulununca hemen orada yanak içinden örnek alındı. Bu örnek, faili meçhul vakalardan ulusal veri bankasına aktarılan DNA örnekleriyle karşılaştırılınca, 10 yıl önce 21 yaşındaki bir kadına karşı tecavüz ve gasp suçu işleyen kişi olduğu teşhis edildi.

Geçenlerde Edinburgh’da yaşanan bu vaka, basit bir suç sonucu DNA örneği alınmasıyla faili meçhullerin ortaya çıkarılması açısından önemli bir örnek.

İngiltere’de insanın DNA örneğinden olması an meselesi. Geçen yıl çıkan yasaya göre herhangi bir suçtan gözaltına alınan, içkili araç kullanırken, ya da izinsiz gösteride yakalanan anında örneği teslim ediyor. Şu anda tam 2.5 milyon kişinin profili polisin elinde. Olay mahkemeye gittiği takdirde yeniden örnek veriliyor. Hem bu örnek, hem de örneğin analizinden elde edilen profil ebediyen saklanıyor. Yargılanan kişi beraat etse de DNA fişlemesine maruz kalmış oluyor. Kriminal soruşturmalarda artık en önemli araç haline gelen DNA bankalarının en genişi şu anda İngiltere’de bulunuyor ve yeni yasa sayesinde havuzun 5 milyon kişiye ulaşacağı tahmin ediliyor. Ve bunların büyük çoğunluğunu da temize çıkan bireylerin oluşturacağı biliniyor.

Bundan daha vahimi de var. ABD’nin Louisiana eyaletinde polis, görgü tanıklarının ifadesine göre ‘beyaz’ bir seri katili ararken 1200 beyaz erkekten örnek topluyor. Bu kişilerin şüpheli olabileceğini gösteren tek bir delil yok. Nitekim hepsi de temiz çıkıyor ama tamamının DNA örnekleri data sistemine giriyor.

ABD’de cezaevlerindeki hükümlülerden de sürekli DNA örneği toplanıyor. Ohio eyaletinde Robert N.Patton adlı mahkûmdan alınan örnek, bu kişinin 17 yıl içinde 37 kadına tecavüz ettiğini ortaya çıkarınca, eyalet savcısının emriyle analizlere hız veriliyor ve DNA örnekleri tam 250 suçun faillerini birer birer ele veriyor.

Şimdi Bush Yönetimi’nin hazırladığı yeni yasa tasarısı, çocuk ve yetişkin sanıklardan hüküm giysin giymesin, DNA örneği alınıp, bunun FBI kontrolündeki ulusal veri bankasına aktarılmasını öngörüyor. Mevcut yasa, sadece hüküm giyen yetişkinlerden alınan örneklerin depolanmasına izin veriyor. Geçen ocak ayı itibarıyla da veri bankasında 1.3 milyon örnek bulunuyor. Çocuk ve yetişkinlerin örneklerinin de eklenmesiyle muazzam bir data sistemi oluşacak.

Ve bu birikim, kişilere ait mahrem genetik bilgilerin suiistimalini önlemek üzere yeni yasaların çıkarılmasını da zorunlu kılacak.

AİLE BOYU GENETİK HAK İHLALİ

ABD ulusal DNA bankası baş döndürücü bir başarıya sahip. Tam 6 bin 670 DNA örneğiyle faili meçhul suçlar arasında bağlantı bulunmuş. Önümüzdeki beş yıl içinde data bankasının geliştirilmesi için 1 milyar dolarlık harcama planlanıyor.

DNA örneği bir çeşit parmak izi gibi algılansa da, parmak izinden çok daha fazla sırrı içeriyor. Bireyin etnik kimliğinden en hassas sağlık bilgilerine ve psikolojik portresine kadar bütün mahremini ortaya döküyor. İnsanın kanında, diğer vücut sıvılarında, kepeğinde, deri döküntüsünde bulunan hücresel asit, bireyin genetik şifresini ele veriyor. Ve o şifre, tek yumurta ikizi dışında başka kimsede bulunmuyor.

Amerikan Sivil Haklar örgütü şundan kaygı duyuyor: ‘Dijital DNA profilleri FBI bilgisayarlarına yüklenirken, suçla ilgili ya da ilgisiz yüz binlerce bireyin kan ve tükürük örnekleri federal laboratuvarlarda tutulacak ve çok geçmeden hükümet bunlara el atacak, insanların genetik kodlarıyla oynamaya başlayacak. Canilerden sonra şimdi çocuklara da el attılar. Ayrıca araştırmacılar, kişinin boyu, saç rengi ve diğer özellikleriyle ilgili genetik işaretleri de tespit edebiliyorlar.’

DNA parmak izinin mucidi olan İngiliz bilimadamı Sir Alec Jeffreys de aynı uyarıda bulunuyor. Teknolojiyi 20 yıl önce geliştiren Jeffreys, polis ve adli tıpçıların, sivil özgürlükler açısından çok tehlikeli bir noktaya geldiklerini söylüyor. Ona göre profillerin sadece isim ve barkod olarak saklanması; ırk, eşkal, sağlık bilgileri ve diğer unsurların dışta bırakılması gerekiyor. Oysa Londra polisi şu anda belirli bölgelerde yoğun yaşayan siyahlarla Asyalıların profillerini topluyor ki, bu da bir ayrımcılık suçu oluyor.

Jeffreys’e göre şüphelinin olay yerinde bıraktığı izlerden etnik kökenini bulmak mümkün ve İngiliz polisi bugün bu şekilde iz sürüyor. Ancak polisin bu tür verileri elinde bulundurması bireyin genetik haklarının ihlali anlamına geliyor.

Sadece söz konusu bireyin değil, çocuklarının genetik sırlarını da ele veriyor, böylece adli soruşturmalara ailelerin de dahil edilmesi gündeme geliyor. Genetik verileri saklayan özel şirketlerin, bu bilgileri kişilerin iradesi dışında farklı amaçlarla kullanması ihtimali de mevcut.

BİZDEKİ UYGULAMA NASIL

Ayrıca hükümetlerin, data bankasında örneği bulunan kişileri sürekli gözetim altına alıp, haklarını kısıtlaması da mümkün. Özellikle siyasi gösterilere katılıp gözaltına alınanlar bu riskle karşı karşıya. Bu nedenle İngiltere’de soruşturmanın tamamlanmasından sonra örneklerin imha edilmesini de içeren yeni düzenlemeler isteniyor.

Bizim Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu (CMUK) da işte bu noktada. Öncelikle, üst sınırı iki yıldan az ceza gerektiren suçlarda kişiden DNA örneği alınması yasak. Bir suça ilişkin delil elde etmek üzere şüpheliden örnek alınmasına ise polis değil, savcı veya hakim karar veriyor, müdahale de hekim gözetiminde yapılıyor. Kovuşturmaya gerek duyulmadığı takdirde ise genetik bilgiler yok ediliyor.

Ancak Türkiye’de zaten DNA bankası da yok. İstanbul Üniversitesi Adli Tıp Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Sevil Atasoy, Türkiye’de iyi bir olay yeri incelemesi yapılmadığını, delil teslim zincirinin çalışmadığını söylediği gibi, DNA bankası kurulması gerektiğini de vurguluyor; ‘Türkiye’de polis, jandarma, Adli Tıp Kurumu ve Adli Tıp Enstitüsü’nün elinde illegal DNA bankaları var. Bunlar, insan haklarına ve hukuka aykırı’ diyor.

Gazeteciler, DNA örneğinden ünlülerin genetik sırlarını haber yapabilir

İngiltere, babalık davalarında kanıt olarak sunulmak üzere gizlice DNA örneği alınmasını suç haline getiriyor. Burada Amerikalı iki milyarder, Steve Bing ile Kirk Kerkorian arasındaki babalık davasında yaşananlar örnek teşkil etti. İngiliz model Liz Hurley’in de babalık davası açtığı Bing’in eski sevgililerinden biri Kerkorian’ın karısıydı. Kerkorian karısının çocuğunun Bing’e ait olduğunu ileri sürüyordu ve özel dedektifler çöpten Bing’e ait diş temizleme ipini alıp DNA testi yaptırdılar. Bing ve Kerkorian sonunda mahkeme dışında anlaştılar ve çocuğun kime ait olduğu dışarı sızmadı.

İngiliz Genetik Komisyonu da, DNA hırsızlığını önleyecek yeni bir düzenleme yapılması için teklif hazırladı. Komisyonun özel dedektiflerin yanı sıra dikkat çektiği tehlikelerden biri de şuydu: Bazı ahlaksız gazeteciler, ünlü kişilerin günlük yaşamda kullandığı kahve fincanı gibi objelerden örnek alıp bunu analiz ettirerek o kişinin genetik bilgilerini haber yapabilir.
X