GeriSeyahat Kış güneşinde Amasra
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi
Kış güneşinde Amasra

Kış güneşinde Amasra

Amasra, pek çok açıdan Tanrı’nın lütfuna mazhar olmuş bir sahil ilçesi. İkiz limanları, Karadeniz sahilleri, tablo güzelliğindeki kalesi, sempatik müzesi, camiye çevrilmiş kiliseleriyle tarih ve doğa meraklılarına hitap ediyor. Balık restoranları zengin çeşitleri, özel salatalarıyla damak tadına düşkünlerin gözdesi. Bartın sahillerinde kısa bir kış kaçamağına ne dersiniz?

Bir zamanlar Amasralılar gemicilik ve çekicilikle geçinirmiş. 1920’lerde bu meslekler önemini yitirince çoğunluk büyük şehirlere göçmüş. Halk, Mareşal Fevzi Çakmak’ın beldeyi ziyaretini dönüm noktası olarak değerlendiriyor. Onun cesaretlendirmesiyle Amasra turizme yönelmiş. Antik yerleşim alanı, tarihi eserlerinin fazlalığı halkın çabalarına destek olmuş.

ROMALI TAŞ USTALARININ MAHARETİ GÖZ KAMAŞTIRIYOR

Anlatılanlara göre, Amasra MÖ 15’inci yüzyılda kurulmuş, çok geçmeden Semaso isminde bir Fenike kolonisine dönüşmüş. Zaman içinde Yunan ve Makedonların eline geçen kent, ardından ona Amastris adını veren Romalıların hakimiyetine girmiş. Bizanslılar ilk önce iki liman arasındaki burnu ve Romalılar zamanından beri ana karaya Kemere Köprüsü ile bağlanan küçük bir adayı korumaya almış. Cenovalılar bu surları 14 ve 15’inci yüzyıllarda daha da uzatmış. Bugüne ulaşan kale, bütün azametiyle limanın üzerinde dimdik yükseliyor. Surların restore edilip bir de yürüme yolunun yapılması Romalılar zamanındaki taş işçiliğinin kıymetini anlamamızı sağlıyor. Ne yazık ki bugün duvarlarda görmek istemediğiniz rengarenk çirkin yazılar da yer alıyor.
/images/100/0x0/55ead788f018fbb8f89a3197

Kalenin Zindan bölgesinde evlerin bir kısmı surlara yapılmış. Romalılar yaptığı kale Bizans, Ceneviz ve Osmanlı dönemlerine de tanıklık etmiş. İki ana bölümden oluşuyor: Zindan ve Somagir kaleleri. Kemere Köprüsü’nden geçip kaleye Zindan tarafından girerken sizi saran manzarayı aklınıza nakşedin, zaman zaman dünyadaki cenneti hatırlamak için kullanabilirsiniz. Bir kısmı yıkık olan kalede Fatih Camii ve Kültür Sanat Evi (eski şapel) görmeniz gereken yerler. Cami 9’uncu yüzyılda Bizanslılar için kilise olarak adım atmış dünyaya, 1460’da Fatih Sultan Mehmet’in camiye çevirdiği yapı 1887’de büyük bir restorasyon geçirip bugüne taşınmış. Şapel camiyle yaşıt, 9’uncu yüzyılda yapılmışlar. 2002’den beri Kültür ve Sanat Evi olarak kullanılıyor. Bir kısmı zamanla yıpranmasına rağmen “Hz. İsa’nın Göğe Yükselişi”ni anlatan fresk hâlâ görülebilir. Akşam aydınlatılınca romantik bir atmosfere bürünüyor. Kalenin iç kale bölümü aslında Ceneviz Şatosu ve kapısını Amasra’da hüküm sürmüş Cenevizli ailelerin armaları süslüyor.

KALENİN EN ROMANTİK KISMI

Kemerdere Köprüsü, Roma dönemi eserlerinden. Ayaklarındaki Pontus-Roma savaşlarını anlatan kabartmaları bugün bile görmek mümkün. Kaleyi gezenlere göre, en romantik kısım Kemere Köprüsü’nden geçerek ulaşılan Boztepe. Tabelaları Ağlayan Ağaç Café’ye kadar takip edin, kendinizi Tavşan Adası ve “sonu olmayan deniz”in kıyısında bulacaksınız. Roma döneminden bugüne gelebilmiş eserlerden biri de Bedesten. Zamanında Eyalet Meclisi Sarayı olarak yapılmış, daha sonra pazar yeri olarak kullanılmış. “Bugüne ulaştığına şükür”mü demeli, “Ne oldum değil, ne olacağım” sözü için iyi bir örnek olarak mı gösterilmeli, yorum sizin...
Amasra’nın en görkemli yapılarından biri olan Edhem Ağa Konağı 19’uncu yüzyılda Karadağ Prensi Nikola’nın sarayı örnek alınarak yapılmış. Ev ilk haliyle günümüze ulaşmış ama ne yazık ki muhteşem avlusu kamulaştırılarak pazar yeri yapıldığından görüntüsünün bir kısmını yitirmiş.

BAŞSIZ HEYKELLERİN SIRRI

Amasra’nın küçük müzesi Romalılardan kalan eserleri muhafaza ediyor. Özellikle bir temel kazısında ortaya çıkan, ikinci yüzyıldan kalma başsız heykellerin kasten gömüldüğü düşünülüyor. İddiaya göre bu, o zamanlarda Hıristiyan ve Paganlar arasında süren kıyasıya mücadelenin göstergesi. Koleksiyonun en özel parçası ise Roma zırhı giymiş imparator heykeli. Zırhı süsleyen tasvirler başlı başına incelenmeyi hak ediyor; karın bölgesinde sarmaşık dalları, üstünde Romus ve Romulus’u emziren bir dişi kurt, onun da üzerinde, iki yanında Nike tasviri olan Tanrıça Athena. Hepsinin üstünde Medusa ve arslan başları var. Müze pazartesi günleri kapalı.
Zemindeki Roma ve Bizans dönemi heykelleri arasında Cenevizlilere ait kalıntılar yer alıyor. Müze binasının kendisi bile özel ilgiyi hak ediyor. 1884’te bahriye mektebi yapılacakken, masrafı ödeyecek hayırseverin ölmesi üzerine yarım kalmış. İkinci kat için kullanılacak taşlar yağmalanmış! Bina 1982’de restore edilip müzeye dönüştürülmüş.
Kentte iki heykel dikkatinizi çekecek. Biri bütün bölgenin (özellikle hemen yakınlardaki Zonguldak’ın) kömür bakımından çok zengin olduğunu hatırlatan bir maden işçisine, bir diğeri trafik kazasında hayatını yitiren sanatçı Barış Akarsu’ya ait.

1950 YILLIK DİLEK

Bartın’a doğru giderken yolda tahminen 41-54 yılları arasında Romalı Gaius Julius Agullia için yapılmış Kuşkaya Yol Anıtı’nı göreceksiniz. Merdivenlerle tırmanabileceğiniz anıt, sütuna tünemiş bir kartal heykeli ve bir yazıtın altında yer alan başsız bir heykelden oluşuyor. Buraya gelip de Anadolu’da eşi, benzeri olmayan bu anıtı görmeden dönmek olur mu? Roma döneminde şehrin valisince yaptırılan anıt, çeşmesi hariç günümüze kadar ulaşmış. İki kitabe, bir kral figürü ve Roma hakimiyetinin simgesi kartal figürünün oluşturduğu anıt, kitabelerinde bugün dahi özlemini duyduğumuz bir şeye dikkat çekiyor: “Devletlerarası barışın ve dostluğun anısına, İmparator Cermanicus’un yüceliği için.” Yazın yeşil yapraklara sarılmış mor güller burayı seyri doyumsuz bir hale getiriyor.
False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle