Kırşehir yolunda

Hürriyet Haber
26 Eylül 2012 - 12:22Son Güncelleme : 26 Eylül 2012 - 12:22

Ben hayatımda iki sanatçıyı çok yakından tanıdım... 1980’li yılların sonuna doğru Hürriyet’in Köln bürosunda çalışırken, bu sanatçılardan birisi hemen her gün bizim bürodaydı…

Diğeri ise haftada bir uğrardı büroya…

Her gün gördüğüm, derin sohbetler yaptığımız,  güldüğümüz, kederlendiğimiz isim Cem Karaca’ydı…

Haftada bir uğrayan da bugün toprağa verdiğimiz Neşet usta….

Kitaplarda yazmazdı, üniversitelerde okutulmazdı bu iki sanatçıyla sohbetimizde  geçen konular…

Yazacak o kadar şey var ki….

Ama ben iki şeyi unutamıyorum….

Rahmetli Cem Karaca’nın 1987’de ülkeye dönmesinden önce Hürriyet’in bürosunda annesi Toto Karaca ile buluşup elini öpmesi ve o ananın koca evladını sanki yeni doğmuş kundaktaki bebek gibi öpüp, öpüp, bir daha öpüp koklamasını….

O minicik Toto Karaca’nın elini, koca Cem Karaca’nın sırtına götürüp okşamasını, içine atlet giyip giymediğini kontrol etmesini... Cem Karaca’nın, “Amaaan be anne” diye sitem etmesine, Toto Karaca’nın, “Anayım, ben ana… “ diye karşılık vermesini….

Bir de küçücük, kara suratlı, üzerinde pötikare ceketiyle büronun zilini çalan adamı tanıyamamayı, “Neşet Ertaş ben” deyince, utancımdan yer yarılsa da içine gireyim durumuna düşüşümü….

Ne bileyim, hiç hayal edemedim, düşünemedim, yaradanın o  tonlarca demir yığını gibi devasa, dağlara doğru çığrıldı mı zirvelerin bile karşılık vermekten çekindiği sesin, bu kadar küçücük bir bedenden çıkaracağını....

Ama iyi ki ilk bakışta tanımamışım ustayı…

Bu eksiklikle Neşet Ertaş’ı tanımak için O’nun hakkında ne varsa yazılmış okumaya koyuldum…

Okudukça , dinledikçe anladım o küçük bedenin yüreğinin aslında kucağında taşıdığı, boyundan büyük divan sazı olduğunu….

Gurbette geçirdiği yıllarda geçim kaynağı olan düğünlerde çığırabilmek amacıyla her hafta Hürriyet’e ilan vermek için gelmesini bekledim dört gözle….

O ilanı verirken bile gurbette yaptığı işin içine sinmediği yüzüne yansırdı…Çünkü arzuladığı gibi anlaşılamıyordu Usta….Nimet için ekmek için uğraşıydı…”Göyğnü” sitem ederdi ama söze dökmezdi bu sitemini….

İlan parasını o zamanki büro şefi Suat abiye (Türker) verirken bile  sanki suç işliyormuş gibi mahcup bir ifade hakim olurdu yüzüne….

Usta hiç sevmedi gurbeti… Her sohbette de benim kafama işledi....

Uydum onun sözüne…

Döndüm…

Benden iki yıl sonra da Usta geldi vatanına…

Koptum…..

Farkındayım  ayıp ettim, düşmedim peşine….

Bu ayıptan biraz olsun kurtulmak  için Kırşehir yolundayım şimdi son görev için…

Ve huzurluyum…

Çünkü biliyorum ki Usta’nın “Zengin göyğnü” benim gibi kaç kişiyi çoktan affetmiştir…

 

Etiketler:


    EN ÇOK OKUNANLAR

      Sayfa Başı