Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Kırmızı ojen batsın yılan dilli Maskara Hanım sen tekrar klavyeme bir düş...

Kendimi övmek gibi olmasın da, sanal yahut gerçek, "kadın ruhiyatlarına hitáb" (!) konusunda az buçuk doktora tezi kaleme alabileceğimi söyleyebilirim.

Dolayısıyla, havadan sudan değilse bile yukarıda kafamı kurcalayan sorudan hareket ederek, "uvertür"ü bir müddet daha uzatmaya karar verdim.

İŞTE böyle, üç pazardır anlattığım gibi, bu satırlar yazarı önce "postmodern iletişim kültürü"nün internet aracılığıyla yarattığı "chat" sevdasına kapıldı.

Kapıldı ve de Danimarkalı filozof Sören Kierkegaard’dan takma ad; Avusturyalı ressam Moriz Jung’dan kopya portre aşırarak şu "sanal er meydanı"na (!) çıktı.

Anında da, ekrandaki ayak fotoğrafı pek estetik, "profil"indeki kişilik bilgileri ise pek akıllı olan ve "Maskara" rumuzunu kullanan bir "kadın partöner"e abayı yakıverdi.

Çünkü, yine anlattığım gibi, insanı haniyse fetişist kılan o kırmızı ojeli ayak cazibesi bir yana, felsefeden musikiye, buradaki "Maskara Hanım"ın bir "bilgi deryası" olduğu ve inanılmaz zeká fışkırttığı daha ilk anda göz çıkartıyor. Birinci "chatlaşmada" farkına vardım.

Kabul, meslek hanesine yazmış olduğu "sağlık memuresi" ibaresinden işkilleniyorum.

Ama olur a, belki de ıssız dağ köylerine tetanos iğnesi yapmaya giderken walkmen kulaklıklarında Granados senfonileri dinleyen veya revir odalarında nöbet beklerken Hölderlin şiirleri okuyan, epey idealist, tamamen otodidakt ve hepten aykırı bir insandır.

Böyle kadınların çekiciliğine dayanamam ve bir eli yağda, bir eli balda "sosyetikler"e bin defa tercih ederim.

*

TAMAM da, "qwerty" klavye önünde "sanal er meydanı"na çıkmış olmam, herhangi bir kahve masasının; bir bar tezgahının; ne bileyim ben, bir lokanta menüsünün önünde ve bu defa "a" artı "b" somutluğunda bir "baştan çıkartmaya" (!) götürecek midir?

Yani, teori pratiğe ve kuvve fiile dönüşecek midir?

Kendimi tanıyorum, isterse Kafdağı’nın arkasındaki peri kızı olsun, ne öyle uzun uzadıya "flört uvertürleri"ne vakit harcayacak; ne de bu yaştan sonra, platonik aşların hayallerine kapılarak fantazmalar üretecek sabrım vardır.

Hele hele, ekran karşısındaki bir "kırmızı ojeli ’Maskara’ hanım" için hiç olamaz.

Dolayısıyla o ekrana birazdan, "kırmızı ojeli ’Maskara’ hanım, sanal kimliğinizle bendeniz ’Kierkegaard’ı pek, pek, pek cezbetmektesiniz. Buyrun, telefon numaram şudur. Önce ahizede konuşalım, sonra da hemen bir mekánda buluşalım" diye yazacağım.

Háttá, eh deli dolu adamım, ekleyeceğim ki, "taşra şehrinde ikámet ettiğinizi zikretmişsiniz, farketmez. Eğer siz buraya gelemiyorsanız ben ya ilk uçağa atlayarak; ya da bütün gece direksiyon sallayarak anında yanınıza vasıl olmakta tereddüde düşmem".

*

FAKAT tabii, sabırsızım falan ama yine de adábı var ve yukarıdaki "deklarasyon"u damdan düşer gibi yumurtlayıp kadını hemen ürkütecek; yani onun "Kierkegaard"ı anında "chat"ın "istemezük" listesine tıklamasına çanak tutacak kadar da "tecrübesiz" değilim.

Kendimi övmek gibi olmasın da, sanal yahut gerçek, "kadın ruhiyatlarına hitáb" (!) konusunda az buçuk doktora tezi kaleme alabileceğimi söyleyebilirim.

Dolayısıyla, havadan sudan değilse bile yukarıda kafamı kurcalayan sorudan hareket ederek, "uvertür"ü bir müddet daha uzatmaya karar verdim.

"Sizin gibi ’sağlık memuresi’ her hastanın başına! Bu engin kültürünüzle bu harcıalem mesleğinizi bağdaştıran esrarengiz perdeyi bir nebze aralarsanız, merak kumkuması bendenizi bahtiyar etmiş olacaksınız" türünden tumturaklı bir mesaj yolladım.

Daha doğrusu, sanal álem lisanıyla konuşursak, "chat attım".

*

CEVAP, gayet soğuk ve gayet kısa bir, "sizinkisi ne" sorusuyla geldi.

Yalan söyleyecek halim yok ya, "gazeteci" diye yanıtladım.

Ekranda bu defa son derece sinik ve müstehzi, "sumo güreşi müsabakalarını mı izliyorsunuz" satırları belirdi. Buyrun bakalım!

Şeytan "elinin körü" diye değil, "profil"e yerleştirilmiş o ayak fotoğrafından dolayı, "tabanının nasırı" cevabını ver diye dürttü.

Uymadım. Uyar mıyım? Tongaya basar mıyım?

Çünkü, aslında harikuláde bir zeká pırıltısı yansıtan böylesine "meydan okumalar"ı hemen okumak ve ondan geri kalmayacak bir zeká pırıltısıyla taşı gediğine oturmak gerekir.

Ben de tuttum, "Maateessüf, oraya terfi edemedim. Harcıalem tatil beldelerinde, sütyensiz artist numunelerinin paparazziliğini yapıyorum" cümlesiyle "chat attım".

Sonra da hemen, "ama yakında başka gazeteye transfer olacağım. Artık, moda tatil beldelerinde gerçek starları izlemem isteniyor. Çok mutluyum, meslek kariyerimde dev bir sıçrama yapıyorum" diye ekledim.

*

BU defa da, dört beş tane "a" konulmuş "amaaaan ne iyi!" ünleminden sonra, "sağlık memuresi tecrübemle söylüyorum, artık silikonlu memelerin anatomisi hakkında cilt cilt kitap yazararak meşhur ve zengin olursunuz" satırları belirdi.

Ve hemen ardından, "Maskara"nın "chat" devresinden çıktığına dair işaret gözüktü.

İşte çıldıracağım! Hiddetimden hop oturup hop kalkıyorum.

Şeytan şimdi de, al şu kül tablasını ve ekrana fırlat diye dürtüyor ki, parası marası umurumda değil, elektrik kontağından çekinmesem, yaradana sığınıp tuz buz edeceğim.

"Kırmızı ojen" batsın "yılan dilli Maskara Hanım", eğer şu lánet olası "sanal ortam"da (!) sen tekrar benim klavyeme düşersen, bak gör, ben senin o ojeli tırnaklarını paslı kerpetenle yolacağım ve o yılan dilini kör testereyle keseceğim.

Kaçak güreştiğin "chat"ın her bir harfini fitil fitil burnundan getireceğim.

Düştü mü?

Cevabı gelecek pazara kalsın!
X