"Fatih Çekirge" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Fatih Çekirge" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Fatih Çekirge

Kırmızı kabloyu mu maviyi mi kesecek?

TÜRKİYE büyük bir bilmeceyle karşı karşıya... Ben buna "Litani Nehri bilmecesi" diyorum. <br><br>Biraz daha açarsak...

Türkiye oraya istihkám ve insani yardım maksatlı gitmek istiyor.

Yani fotoğrafta gördüğünüz o köprüyü yapmaya talip.

Ama aynı zamanda büyük bir risk de var.

Suriye ve İran’ın Hizbullah’a askeri destek ve silah yardımı bölgedeki savaş ortamını ısıtıyor. İşte risk de burada başlıyor.

MAKASLI SAHNE/images/100/0x0/55ea262ff018fbb8f86e37e7

Eğer Abdullah Gül Suriye ve İran’ı ikna edemezse, hem bölge ısınacak hem de oradaki Türk askerinin riski artacak.

Bu yüzden Gül’ün Suriye gezisi çok önemlidir.

Türk Dışişleri Bakanı’nın içinde olduğu sahneyi şöyle özetleyebiliriz:

Abdullah Gül’ün elinde bir makas var. Önünde de Suriye, İran/Hizbullah ve İsrail üçgeninin oluşturduğu patlamaya hazır büyük bir saatli bomba duruyor. Bombanın iki teli var. Biri kırmızı, diğeri mavi. Mavi BM’yi temsil ediyor, kırmızı ise kan ve vahşeti.

İşte Gül yapacağı bu son gezide elindeki makası kullanarak doğru teli kesmeye çalışacak. Doğru tel kesilirse bu hem Türkiye’nin hem de bölgenin başarısı olacak. Öteki durumda herkesi çok zor günler bekliyor.

Bu yüzden Gül’ün hangi teli keseceğini nefesimizi tutarak bekleyelim.

GEZİNİN DETAYLARI

Şimdi bu önemli gezinin detaylarına inelim.

Abdullah Gül’ün önce İsrail sonra Suriye görüşmeleri belki de bu bölgenin en kritik ziyaretleridir.

Gezilerin Ankara’daki "kozmik karşılığı" şu cümleyle özetleniyor:

"Azami derecede hassas temaslar."

Gül Suriye’ye çok önemli bir mesaj vermeye gidiyor.

Özeti şu:

"Tahran’la birlikte dünyanın karşısına geçmeyin. Uluslararası zemini kaybetmeyin. Kurallara uyun. Gelin, savaşın daha fazla körüklenmesini ve yayılmasını önleyelim." Yani Hizbullah’a askeri yardım yapmayın.

GÖRÜNEN MANZARA

Şimdi bu gelişmelerin şifresini çözebilmek için tarihleri takip ederek perdenin arkasına geçelim.

Abdullah Gül’ün Lübnan’da gördüğü manzara şuydu:

- Lübnan ordusu göstermelik bir yapıda. Etkin güç Hizbullah. İsrail öylesine nokta atışlar yapmış ki; örneğin bir caddenin birçok evine bir şey olmamış; ama daha önceden elektronik tespitle belirlenmiş bazı evler nokta atışıyla çökertilmiş.

- Yine Hizbullah’ın eğitim alanı, cephane yuvaları da istihbaratın elektronik işaretlemesiyle hedef haline getirilmiş.

- Örneğin; havaalanı pistinin 2400’üncü metresinden itibaren değişik yerleri vurulmuş. Hem de yeraltı bombalarıyla büyük yarıklar açılmış. Peki, neden 2400’üncü metre vurulmuş? Çünkü pistin o bölümden sonrası kullanılmaz hale geldiği için büyük uçaklar, kargo uçakları inemiyor. Yani Hizbullah’a askeri yardım gelemiyor.

YETERİNCE BOMBA

İşte burası çok önemli.

İsrail o havaalanına İran ve Suriye’den büyük uçaklarla füze ve mühimmat gönderildiğini biliyor. İşte bunu engellemek için pisti yalnızca küçük uçakların inebileceği yere kadar temiz bırakmış. Gerisini bombalamış.

Nitekim Gül, Ata uçağıyla oraya inen ilk sivil uçak oluyor.

Şimdi İsrail’in büyük uçakların inmesini engelleyen bombardımanıyla, Türkiye’de Diyarbakır’a indirilip füze aranan İran ve Suriye uçakları arasındaki bağı kurabiliriz.

FÜZE TAKVİYESİ

Perde arkasında kalan, ancak kesin olarak bilinin gerçek şu:

- Savaş sırasında Hizbullah İsrail’e 2 binin üzerinde füze atmış. Hesaplara göre stokların bitmesi gerekiyor. Ama bakmışlar ki füze saldırısı devam ediyor. Bunun üzerine İsrail istihbaratı, Hizbullah’ın füze takviyesi aldığına karar vermiş.

Ürdün hattı kapalı. Geriye Türkiye üzerinden İran, Suriye hattı kalıyor. İşte bu amaçla Türkiye özellikle İran-Suriye kargo uçaklarını indirip aramaya başlamış.

ÇOK ÖNEMLİ ÇOK

Tahmin o ki, bu operasyonlar öncesinde bazı uçaklarla Hizbullah’a füze gönderilmiş.

Evet, Lübnan’daki savaşın İran ve Suriye’ye sıçramaması için Hizbullah’a yapılan silah yardımının durması gerekiyor. İşte bu nedenle Abdullah Gül’ün Suriye gezisi çok önemli...

Ya birileri ateş açarsa ne olacak?

ARTIK iyice netleşti. Ateş hattına Türk askeri de gidiyor.

Kolay değil. Gidenlerin ana babaları var. Herkesin evladı var. Bu yüzden kolay değil. Bu nedenle Türkiye, azami hassasiyeti gösteriyor.

Karar şu:

Türk askeri hiçbir şekilde Hizbullah’la karşı karşıya gelmeyecek. Giden güç, insani yardım, lojistik ve istihkam özellikli olacak. Yalnızca zorunlu durumda silah kullanılacak.

ZORUNLU DURUM NEDİR?

Ama sorun şurada. Nedir bu zorunlu durum. Orası belli değil. Yani kendimizi bir oldu bitti ateşi içinde de bulabiliriz. İşte buna dikkat. Çünkü o bölgede kontrol kimsede değil.

Kontrol her türlü kötülüğe ve karanlık ilişkiye açık. Hariri suikastı daha unutulmadı. Türkiye İran ve Suriye ile İsrail arasına sıkışıp kalabilir. Bu görüntü karşısında ellerini uvuşturanlar var. Örneğin PKK...
X