Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Kırmızı çizgi mi, nesnel gerçek mi

“KÜRT açılımı”na ilişkin varsayımlarda en kalın “kırmızı çizgi”den (!) başlayalım.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti bölünemez! “Ver kurtul” mümkün değildir!

Sınırlarımızdan, siyaseten “Kürdistan” adını taşıyacak bir ülke çıkamaz ve de nokta!

* * *

ÇIKAMAZ ve velev ki ulus-devletlerin aşınma sürecine girdiği şu 21. yüzyıl başında yaşıyor olalım, yukarıdaki alternatifi bir ütopya olarak düşünmek dahi hayalciğin daniskasıdır.

İki marjinal zıt, yani hem talebi dile getiren “ultra Kürt milliyetçiliği”, hem de yukarıdaki “ver kurtul”u bir “ferahlama” sanan “beyaz Türk aymazlığı” boşa kulaç atıyor.

* * *

ÖTE yandan, bu noktadaki
“kırmızı çizgi” belki bir nebze pembemtıraklaşsa bile, federasyon da mümkün değildir. Konfederasyon hiç mümkün değildir.

Her ikisinin de politik, ekonomik, demografik ve jeo-stratejik gerçekçiliği yoktur.

Nedenlerine salı günkü yazımda ayrıntısıyla geleceğim, fakat işin bir de “ancak”ı var.

* * *

O da şu ki, ben “mümkün değildir” diye vurgulasam bile, ayrılıkçılığı savunarak bağımsız bir Kürdistan veya federatif bir Türkiye talep etmek, mutlaka serbest olmalıdır.

Konu, hiç çekinmeden ve açık açık tartışılabilmelidir. Tabular yıkılmalıdır.

Ve bunu sırf Voltaire’nin, “fikirlerinize sonuna kadar karşıyım, ama onları hür biçimde ifade edebilmeniz için ölmeye hazırım” ilkesinden yola çıkan, pür anlamda “saf”; veya bazılarına göre aksine, “saftirik” anlamda saf bir demokrat olduğum için söylemiyorum.

* * *

AMA kabul, tabii ki genel özgürlükçü ilkelerim de yukarıdaki tavrımda rol oynuyor.

Zira düşünün, 9 Mart 1971 cuntasının akıldanesi ve 19 Ağustos 1991 Rus darbesinin şakşakçısı bir Mümtaz Soysal “neo-ittihatçı-ulusalcı” hezeyanı artık, Türkiye Kürtleri’nin Irak Türkmenleriyle takas edilmesini önermek raddesine vardırdı. Hadi 1915 Tehciri’nin değil diyelim ama, 1922 Mübadelesi’nin “etnik temizlik”ini tekrarlamak arzu ve cüretini sergiledi.

O halde insaf, uluslararası hukukta “insanlık suç”u addedilen bu hayasız teklif dahi serbestken, kuvveden fiile geçmediği takdirde ve zaten geçemeyeceği için, “ver kurtul”un da, “bağımsız Kürdistan”ın da dobra dobra tartışılması kadar normal bir şey olamaz.

* * *

ÜSTELİK, böylesine serbest bir tartışma aslında çok sağlıklı sonuçlar doğuracaktır.

Biline ki, bölücüğü falan değil, tam tersine, “bü-tün-lük-çü-lük”ü güçlendirecektir.

Hadi bakalım, Kürt etnisitenin ülke sathına dağılım oranından tutun da; Bursa’nın cebinden kaç para iadesiz vergi alınıp Van’ın cebine kaç para karşılıksız harçlık konulduğu bilançosuna dek,  şu an mevcut durumun nesnel, somut ve
soğuk bir tablosu netleşsin.

Sonra da, aynı “bağımsız Kürdistan” veya federatif yahut konfederatif bir Türkiye ihtimalinde, kimin nasıl, niçin ve ne kadar borçlu-alacaklı çıkacağının hesabı kitabı yapılsın.

“Beyaz Türk” aymazlardaki “ver kurtulculuk”u bilmem ama, kalıbımı basarım ki, “ultra milliyetçi”
Kürtlerdeki “al gitçilik” iştahı çok fena halde hazımsızlığa uğrayacaktır.

* * *

SONRA, özgür tartışma ortamıyla birlikte kırmamız gereken diğer hayati bir tabuyu, telaffuz etmekten paranoyak ölçüde ödümüzün koptuğu “Kürdistan” kelimesi oluşturuyor.

Oysa, siyasi bir antiteyi değil etno-coğrafi bir sathı tanımlayan bu sözcük daima mevcut olmuştur. Ve, bu nesnel gerçeği kabullenmek, Türkiye Cumhuriyeti bünyesinde de politik bir bütün olarak “Kürdistan”ın “doğabileceği” hayalini kabullenmek anlamına gelmez.

Bağımsız veya federatif bir “Kürdistan”ın neden olamayacağını salıya bırakıyorum.

X