Kitap Sanat Haberleri

KİTAP SANAT

    Kıpırdayan galeri

    ERMAN ATA UNCU ermanata64@gmail.com
    06.04.2017 - 13:12 | Son Güncelleme:

    Sanatçı Ayşe Erkmen’in Dirimart Dolapdere’de açtığı yeni sergisi ‘Kıpraşım Ripple’da ‘yer yerinden oynuyor’. Dirimart’ın alçıpan duvarları ile planlarının heykellere, Dolapdere dükkânlarının ise bir müzik eserine dönüştüğü sergiyi Erkmen’le konuştuk.

    FOTOĞRAF: HADİYE CANGÖKÇE

    Şimdiye kadar mekânlara müdahalede bulunduğunuz işlerin birçoğu bulundukları bölgeyle ilişki içinde şekilleniyordu. Son serginiz ‘Kıpraşım Ripple’ ile sergilendiği Dirimart’ın semti Dolapdere arasında nasıl bir bağlantı var?
    Aslında ‘Kıpraşım’ işinin ortaya çıkışının temelinde Dolapdere bulunuyor. Büyük bir ‘iyileştirme’ projesi (gentrifikasyon) var Dolapdere’de. ‘Kıpraşım Ripple’ da bu iyileştirmenin kimin için iyi olduğu üzerine düşünmeye çalışan bir sergi. Benim için mekânlar önemli. Mekânın boyutu, politik çerçevesi, tarihi, hatta o mekânda çalışan kişiler bile önemli. Burada da benim için bu mekânın en önemli özelliği Dolapdere’de bulunuyor olması, yeni bir mekan olması. İçinde bulunduğumuz galeri de aslında bu iyileştirme projesinin bir ürünü sayılabilir.
    Sergide iki tür iş var. Bunlardan ilki, doğrudan galeriyle ilgili. Bildiğiniz gibi galeriler için en önemli mimari elemanlardan biri duvar. Bu sergide; işte bu duvarlardan iki tanesinin üzerindeki alçıpan sıyrılıyor ve yine galerinin mimarisinin tavan parçaları olan kirişlere asılıyor. Yani yine mimari dokunun içerisindeler ama yerlerini kaybetmiş durumdalar veya yerlerini değiştirmiş. Duvardan kopan parçalar tavanda, koptukları yerin arkasındaki ahşap duvar ise görünür olup beyaz duvarın yerini almış, ahşaptan koparılma işlemi ise belirgin izler halinde üzerinde duruyor. İkinci iş, tamamen ve doğrudan Dolapdere’yle ilgili. Bu iş Pangaltı ile Dirimart arasındaki yokuştaki bütün küçük esnaf, üretici ve tamirci atölyelerinin isimlerinin tek tek okunmasıyla ortaya çıktı. Aşağı yukarı altı dakika sürüyor hepsini okumak. Sonra bu seslerin frekansı alındı ve müziğe dönüştürüldü. Üçüncü grup iş ise mekânın galeri özelliklerini sorguluyor. Burada show-room olarak kullanılan odaya birtakım heykeller ve metalden duvar işleri yerleştirdim, ki bunların çıkış noktası sadece galerinin planı ve heykeller bu galeri planlarının dönüştürülmüş halleri. Burada da bir kıpraşım var. Plan döndürülüyor, buruşturuluyor, rulo haline getiriliyor, birbirinin içine giriyor, üst üste ekleniyor.

    Kıpırdayan galeriFOTOĞRAF: SERDAR TANYELİ
    Serginin başlığı ‘Kıpraşım Ripple’ da Dirimart’la Dolapdere arasındaki ilişkiyle mi bağlantılı?

    ‘Kıpraşım Ripple’ başlığı dışarda ve içerde olan bütün bu değişimi ve kıpırdamayı nitelendiriyor. Aslında negatif bir anlamı, gerginlik içeren bir boyutu da var ama! Dükkânlar yer değiştiriyor, yeni binalar yapılıyor, duvar olan yüzey tavana yapışıyor, başlı başına bir heykele dönüşüyor. Galerinin planı bükülüyor, kırıştırılıyor. Bu sürekli hareketten ve değişimden ve rahatsızlıktan doğuyor ‘kıpraşım’ kavramı.

    Dirimart’la Dolapdere arasındaki sınırlar bu sergi bağlamında nasıl kuruluyor? İşin çerçevesi nerede çiziliyor?
    Örneğin, doğrudan Dolapdere’yle ilgili yaptığım bir iş, galerinin girişindeki büyük odada bir müzik parçasına dönüşüyor, yani okunan isimler bir sesin içine gizleniyor. Bu tür direkt mesajların bir sanat yapıtının içinde gizli olduğu oranda güçlenebileceğini düşünüyorum. Bu dükkânların isimleri tek tek, düz bir biçimde de okunabilirdi, “Aa işte burada kebapçı varmış, öbür tarafta manken satan dükkân varmış, tamirci şuradaymış” deyip işi bitirebilirdik. Halbuki burada bu zamanla yok olacak işyerleri gizli oldukları için bu iş başka yerlerde de olan ‘iyileştirme’ bölgelerine de dikkati çekme kapasitesi kazanıyor. Gizliliğin yok olmasına gönderme yapıyor.

    Bu anlamda kamusal alandaki sanatsal müdahalelerinizle sanat mekânındaki müdahaleleriniz arasında nasıl bir fark var?
    Sanat mekânları, yani müzeler, sanat merkezleri ve galeriler sanat yapıtını bünyelerinde bir süre için barındıran yerler. Galeriler ise ticari mekânlar; oralarda hep geçici işler yer alıyor, bir ya da bir buçuk aydan sonra kaldırılıyorlar. Yani tazeliklerini koruyabiliyorlar ve bu yüzden daha cesur da olabilme imkânınız var. Ama kamusal alanda işler çok uzun süre kalıyor. Beş sene, on sene... Bu kalıcılık biraz korkutucu benim için. Bu durumlarda daha fazla düşünmek, hesap yapmak gerekiyor, işler kurumsallaşabilir, bıkılabilir, eskiyebilir. Bir çalışma kalıcı olacaksa onun bir görev üstlenmesini önemsiyorum. Örneğin Berlin’de yaptığım ‘Sıcak Banklar’da o çevrenin çalışma sistemini kullanmak istedim; banklar kışın sıcak, yazın soğuk. Böylece iş, yıl boyunca değişen bir işe dönüşüyor. Bunun gibi kamusal alanda yaptığım çoğu işin de böyle bir müdahaleye açık olmalasını istiyorum. Yani ya oradaki insanlarla iç içe geçip konuşsunlar, ya fonksiyonlarını değiştirsinler, ya zamanla dönüşsünler, vs. Örneğin Tünel heykeli (Açık Sütun) çevredeki malzemelerden, oradaki balkonların korkuluklarından, kapıların işçiliğinden oluşmuş bir iş, bir kolaj kule. O kadar oraya ait ki oranın malıymış gibi. Ayrıca zaman içinde benim öngörmediğim iyi bir şey oldu. LGBTİ yürüyüşlerinde kendiliğinden bir işlev yüklendi. Üzerine tırmanılan, gökkuşağı bayrakları asılan bir sembole dönüştü ve bugünün güncel politikasına yerleşti.
    Ayşe Erkmen’in ‘Kıpraşım Ripple’ başlıklı sergisi 14 Mayıs’a kadar Dirimart Dolapdere’de.

    Etiketler: kitapsanat , Ayşe Erkmen
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı