Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Kimse sütten çıkmış ak kaşık değil!

Cüneyt ÜLSEVER

25.1.1999 Pazartesi günü yazdığım yazıda demokrasiyi ‘‘sosyal genlerine’’ nakşetmemiş Türk toplumunda, 28 Şubat'tan 18 Nisan'a giden süreçte, herkesin ama herkesin bir özeleştiri yapması gerektiğini belirtmiştim.

Laiklerin(!) başkaları için de demokrasi ve insan hakları talep etmelerinin, İslamcıların(!) da başlarını artık geçmişten geleceğe doğru yeni projelere çevirmelerinin zamanının geldiğini vurgulamıştım.

Bana göre özeleştiri herkesten önce topluma yön verme iddiası ile yola çıkan siyasi partiler için elzem.

Seçmenden oy istemeden önce bazı partiler niye 28 Şubat'a destek verdiklerini, bazı partiler de 28 Şubat'ı yaratan faktörlere nasıl önayak olduklarını izah etmekle yükümlüler.

Aksi takdirde seçmenin önüne ne kadar yaldızlı demokrasi programları koysalar dahi inandırıcı olamazlar!

* * *

28 Şubat mağduru Fazilet ve DYP, belli ki önümüzdeki seçimlerde topyekûn demokrasi kavramını vurgulayacaklar. Seçmene bu dönemde yaşadıkları sorunları anlatacaklar. Ancak, bu iki partimiz ellerini vicdanlarına koysunlar ve geçmiş dönemlerde başkaları için ne kadar demokrat olduklarına önce kendilerini inandırsınlar.

Faziletliler, tamam artık Refahlı değiller ama, o partiye de kendilerinin neşv ü nema verdiklerinin bilinci içinde, o dönemde topyekûn demokrasi kavramını gözardı ettiklerini, sadece belirli kesimlere çiçek attıklarını kabullenmek, bundan nedamet duymak ve bu duygularını kamuya duyurmak zorundalar.

Bugün oldukça kapsamlı bir demokrasi programına sahip DYP'liler de iktidarları döneminde artan faili meçhullerin bir izahını, bugün aksini savundukları kayırmacı ekonominin bir gerekçesini anlatmak zorundalar.

Hele hele tüm partiler, DEP'liler Meclis'ten kovulurken, takındıkları tavırları hatırlasınlar!

55. hükümete katılan partiler ise ülkenin hangi menfaatleri açısından bu tavrı aldıklarını, aksi halde neler olabileceğini, inandırıcı bir üslupla topluma izah etmek durumundalar. Onlar, kendileri sayesinde, ülkenin hangi uçurumlardan döndüğünü hali ile vurgulayacaklar. Ancak, ortaya gerçek ve somut kanıtlar koymak, hatta belki de o dönemde beraber hareket ettikleri bazı kesimleri eleştirmek zorundalar.

Böyle bir tavrın da mangal gibi yürek istediğini hepimiz biliyoruz!

Seçmenden aldıkları yetki ve halen bağlı bulundukları partiler arasında fark bulunan milletvekillerinin ise özeleştiri konusunda işleri çok ama çok zor. Transferkolik milletvekilleri inandırıcı bir tavırla ‘‘kendileri için isteyecek kadar namert olmadıklarını’’ anlatmak için epey malzeme toplamak zorundalar.

* * *

Hafıza-i enam nisyan ile maluldür öngörüsü ile sadece bir milletvekilinin özgeçmişini(!) hatırlatayım.

Bu sayın milletvekili, ANAP'ta başladığı siyasi kariyerine DYP'de devam etti ve Refahyol hükümeti kurulmadan evvel katıldığı bir toplantıda, sorulan bir soru üzerine, 200 kişilik heyete, ‘‘Şayet partim Refah ile koalisyon kurarsa hemen partimden istifa ederim’’ dedi. Sonra aynı milletvekili Refahyol hükümetinde bakanlık(!) yaptı ve ‘‘siyasal mülahazaların sayısal mülahazaların önüne geçtiği’’ bir dönemde de ‘‘şeriata geçit vermemek!’’ amacı ile DYP'den istifa etti.

Son olarak da aslına rücu etti ve ANAP'a katıldı.

‘‘Topyekûn demokrasi’’yi hak etmek, özümsemek ve yaşamak için iğneyi kendine, çuvaldızı başkalarına batır metodu ile ilk önce işe ‘‘topyekûn özeleştiri’’ ile başlayalım.



X