Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Kimlerle alışverişe asla çıkılmaz

Bana sorarsanız en iyi alışveriş yalnız başına yapılır, ama bazı istisnai insanlar vardır.

Gezerken size arkadaşlık eder, karar vermenize yardımcı olur, hiçbir şeye zorlamaz, keyfinizi kaçırmazlar. Ama bazıları da vardır ki, insan bakkaldan ekmek almaya bile onlarla birlikte gitmek istemez. İnsanı hem alışverişten hem kendilerinden soğuturlar. Bugün işte bu tipler ve hayatımızdaki etkileri üzerinde duracağız. Ben aşağıda kendimce bir listeleme yaptım ama eminim aklıma gelmeyen daha başka türleri de vardır. Listede bulamadığınız türler varsa, konu hakkında beni bilgilendirmenizi şiddetle rica ederim. İşte alışverişe çıkarken yanınıza asla almamanız gereken tipler:

Alışverişe çıkmayı yalnızca vitrin bakmak sananlar: Asla mağazadan içeri sokamazsınız. Vitrinde sergilenen ürünleri seyretmekle yetinirler. Aslında alışveriş yapmaya niyetleri yoktur, sizin de hevesiniz kursağınızda kalır. Israr edip içeri girseniz bile onlar kapı ağzında beklemeye devam ederler.

Girdiği mağazadan çıkmak bilmeyenler: Yukarıda bahsettiğimiz türün tam zıttı tiplerdir. Tek bir mağazanın içinde saatler geçirebilirler. Tezgahtarla sohbete dalanları vardır. Çay kahve içmek için oturanlarına bile rastladım. Sıkıntıdan morarsanız umursamazlar. Belki anlar diye otuz saniyede bir saatinize bakmanız fayda etmez.

Alışveriş sırasında ortadan kaybolanlar: Bu gibi tipler alışveriş merkezleri ile katlı mağazalarda daha da tehlikeli bir hal alır. Diyelim parfüm reyonundasınız, "Ben ayakkabıların olduğu bölüme bir bakıp hemen geliyorum" deyip uzaklaşırlar. Siz işinizi bitirdiğinizde hala dönmemişlerdir. Ayakkabı reyonuna gidersiniz ama orada bulamazsınız. Sizi bulmak için parfüm reyonuna döndüğünü sanır, geri dönersiniz, yine yok. Siz böyle pinpon topu gibi oradan oraya koştururken nihayet ortaya çıkar, üstüne üstlük "Neredeydin, her yerde seni aradım" diye sorarlar.

Taban tabana zıt zevklere sahip olanlar: Böyle biriyle alışveriş yapıp eve döndüğünüzde, poşetten çıkanlara kendiniz bile şaşırabilirsiniz. Asla giymeyeceğiniz bir dolu şeyin tam söze göre olduğunu söyler, sizin zevkinize değil, kendi zevkine göre alışveriş yapmanıza neden olurlar. Sonra tabii hiç biri giyilmez, dolabın bir köşesine atılır. Benim bu gibi bir deneyim sonucunda aldığım anormal yüksek topuklu iki ayakkabım, bir payetli bluzum, bir de peluş ceketim var.

Kararsızlar: Aynaya bakmak yerine sizi kullanırlar. Üstelik söylediklerinizle ikna da olmazlar. Tek bir tişört almak için tüm rafları aşağı indirebilirler. Sonunda hala karşınıza geçip "Bu renk beni solgun mu gösterdi, olduğumdan kilolu mu durdum" diye sormaya devam ederler. Satın alacakları her şey onlar için hayati bir karar demektir.

Bazı türdeki erkek arkadaş ve kocalar:
Bu başlık altında üç tür bulunmakta ama bana sorarsanız hiçbir erkekle alışverişe çıkılmaz. Ne kendinize, ne de ona birşey almak için... Bırakın başının çaresine kendisi baksın.

a. Herşeyin parasını ödemeye kalkanlar: Ne söyleseniz kar etmez, ille de ben ödeyeceğim diye tuttururlar. Bir süre sonra fiyatı yüksek olan hiçbir şeyle ilgilenmemeye başlarsınız. Beğenmediğiniz halde, sırf ucuz olduğu için alışveriş yapabilirsiniz.

b. Alışverişin kadın işi olduğunu düşünenler: Bu tipler bir alışveriş merkezinin ya da mağazanın kapısından girdikleri an başkalaşım geçirir. Bakışları donuklaşır, yüzleri ifadesizleşir, kas ve sinirlerdeki gerilme nedeniyle boyunlarındaki damarları seçmeye başlarsınız. Bazıları tüm bunlara ilaveten ellerini arkalarında birleştirmek suretiyle yanlarındaki kişi için daha da sinir bozucu bir görünüm arz ederler. Sanırsınız toprak sahibi tarlasındaki ürünü satmış da, parasıyla karısına iki metre basma kumaş almak için kasabaya inmiştir. Biraz fazla oyalandığınızı hissederse öfleyip pöflemeye başlar. Sigara içemediği için başına vurduğunu söyler. İki de bir sigara molası verirsiniz.

c. Sürekli bütçe hatırlatması yapanlar:
Yanınızda sağduyulu birinin olması iyidir ama her zaman değil.

Elinizi neye atsanız almaya değmediğini düşünen anneler: Hele bir de ellerinden iş geliyorsa yandınız. Tüm kazakları örebileceklerini, tüm etekleri dikebileceklerini iddia ederler. Hemen hepsi ceketin modeline değil, kumaşın kalitesine bakar ve "Nerede eski kumaşlar. Bunlar iki günde eriyiverir" diye söylenir. Bir de ürün bilgilerinin bulunduğu etiketlere takanları vardır. Yüzde yüz yün, keten ya da pamuklu ibaresi görmezlerse sinirleniverirler. Ondan sonra "Bunların hepsi sentetik, hiç sağlıklı değil" ile başlayan monologlara sıra gelir.
X