Kime kızmalı?

GENELKURMAY Başkanı Org. İlker Başbuğ’un dünkü asabi ifadeli açıklaması bize 1970’li yılların meşhur "Pentagon Belgeleri" olayını anımsattı.

O belgelere gelmeden önce Sayın Başbuğ’un dün Balıkesir’de yanına Kara ve Hava Kuvvetleri Komutanları ile Jandarma Genel Komutanı’nı alarak yaptığı konuşmayı birlikte okuyalım:

"İlk önce şunu herkesin iyi anlamasını istiyorum. Bayraktepe’de meydana gelen olay, bölücü terör örgütü açısından adeta bir intihar saldırısıdır. Bunu açın okuyun, öğrenin. Bayraktepe’de, çarpışan askerlerimiz açısından ise daha önce de ifade edildiği gibi bu bir kahramanlık destanıdır.

Değerli basın mensupları,

Olayın hemen akabinde, her zaman olduğu gibi, olayın bütün boyutlarının incelenmesi görevi Kara Kuvvetleri Komutanı tarafından, İkinci Ordu Komutanı’na verilmiştir. Kendine güvenen bütün kurumlar gibi, -ki Türk Silahlı Kuvvetleri’nin kendine olan güveni tamdır- bu incelemenin sonuçlanmasını müteakip, elbette kamuoyuyla paylaşılması gereken hususlar kamuoyuna bilgi olarak verilecektir.

Ayrıca bu konulara ilişkin bilgileri sızdıranlar ve bu gizli bilgileri kullananlar hakkında da adli işlemler başlatılmıştır.

Şimdi şu söyleyeceğim hususa dikkatinizi çekmek istiyorum:

Bütün bunlara rağmen, bölücü terör örgütünün yaptığı eylemleri, altını çiziyorum başarılı gibi gösterenler, tekrar ifade ediyorum başarılı gibi gösterenler, akan ve akacak olan her damla kanın sorumluluğuna ortak olurlar. Bunu herkesin iyi anlamasını istiyorum."


Bu tepkiye özellikle Taraf Gazetesi’nin son Aktütün baskını olayı ile ilgili yayınlarının sebep olduğu anlaşılıyor.

Gazete, baskının önceden bilindiği halde gerekli önlemlerin zamanında alınmadığı mesajını içeren haberler ve daha da önemlisi, üzerinde "Gizli" olduğu yazılı askeri haberleşme belgeleri yayınlamıştı. Buna ek olarak adını vermek istemediğimiz iki ayrı gazetenin Türk Silahlı Kuvvetleri’ni yıpratmayı amaçladığı izlenimini veren sistemli yayınları da yukarıdaki sözlerin söylenmesine yol açmış olabilir.

Sayın Başbuğ’un başında bulunduğu kurumu her koşulda savunması elbette hakkıdır, görevidir. Yasaları çiğneyen yayınlar nedeniyle yargıyı tahrik etmesine de saygı ile bakılır. Ama nasıl sivil politikacılara, özellikle Başbakan Tayyip Erdoğan’a anımsatmak zorunda kalıyorsak, Sayın Başbuğ’a da söylemek zorundayız:

"Gazetecinin verdiği haber gerçek ise, gazeteciden davacı olmak çıkar yol değildir. Çıkar yollardan biri, sözü edilen gerçek -özellikle kötü bir gerçek ise- onun değişmesi, düzelmesi ve tüm çabanın bu yönde olmasıdır. İkinci yol da gazeteciye değil o bilgi gerçekten devlet sırrı türünden ise, bunu medyaya verene fatura çıkarmaktır."

Yeri gelmişken yukarıda değindiğimiz olayı özetleyelim:

ABD hükümetinin Vietnam savaşı ile ilgili planlarını, izlediği ve izleyeceği politikaları içeren "Gizli" damgalı bir rapor 1971 yılında The New York Times Gazetesi tarafından yayınlanınca ABD’de kıyamet koptu. Başkan Richard Nixon’un emriyle gazete ve ilgili muhabir hakkında dava açıldı. Ama uzun süren hukuk kavgasını The New York Times kazandı. Böylece kusuru "gazetecide" değil, "kendi kurumunda" aramak gerektiği tartışmasız şekilde kabul edildi.
Yazarın Tüm Yazıları