GeriYazarlar Kim Başkan Olsun
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    2
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Kim Başkan Olsun

Yıllar öncesiydi, nerden bakarsanız bakın 30 sene kadar var.

Babama ve amcalarıma babalarından kalan bir araziyi, şimdi olsa Alzheimerli diyerek kaale almayacağımız yaşlı bir zat-ı muhterem iç etmeye kalkmıştı. Bunu haber alan babam ve 2 amcam, birer kovboy edasıyla otobüse bindikleri gibi Karadeniz'in yolunu tutmuşlardı. İşin ilginç tarafı daha sonra cereyan edecekti. İşi kolayından halletmek isteyen amcalarım, artık yaşlılığının da etkisiyle böyle bir işe tevessül eden ihtiyarın cebine bir miktar para koyarak haklı oldukları davada sulh yoluna gitmişlerdi. Babam ise prensiplerinden taviz vermeden, yıllar süren mahkemelerin tümüne avukatından daha fazla katılarak adaleti tecelli ettirmişti.! Bu arada arazinin değerinin bir kaç katı harcamada bulunsa da olsun, davayı kazanmış, haklılığı ortaya çıkmıştı.!!!

Babam ile amcamlar arasındaki bu olay, Yıldırım Demirören ile Murat Aksu arasındaki başkanlık mücadelesini hatırlatıyor bana nedense. Daha doğrusu başkanı seçecek kongre üyelerinin davranış biçimini. Kongre üyeleri ya amcamlar gibi işin kolayına kaçarak cebinden borç para vermeye hevesli Yıldırım Demirören'i, ya da acı ilacı içireceğini söyleyen Murat Aksu'yu görevlendirecek.

Konuyu biraz daha açarsak ve iki adayın artıları ile eksilerini kantara vurursak;

Yıldırım Demirören'e ne kadar muhalefet ettiğimi önceki yazılarımı takip edenler bilir. Testi kırılmadan önce yaptığım eleştirilere tahammül edemeyen taraftarlar daha yeni yeni “Yeter Demirören yeter” demeye başladılar.

Erdoğan Aksoy yazıyor

Demirören bir kere “parayı veren düdüğü çalar” edalarında. Ne teknik direktör, ne de futbolcu seçimlerinde bir standart tutturabilmiş değil. Yeni yönetime kalacak olan, onca çürük çarık futbolcuya harcanan milyonlarca euro borç olacak maalesef. Borcu şişirip başkanlığa alternatif biri çıkmaması için sorumsuzca yapılan transferler hep Demirören döneminde oldu.

Borç desen üzerinde hala uzlaşılabilmiş değil. Her ne kadar kendileri F.Bahçe'nin, G.Saray'ın, Real Madrid'in, Barcelona'nın borç oranının daha fazla olduğunu söylese de bu kulüplerin kadrolarındaki futbolcuların futbol piyasasında hatırı sayılır bir değerlerinin olduğunu unutuyor. Beşiktaş’ın aldıkları futbolcular ise giderken neredeyse üste para alıyorlar. Öte yandan sanki başka kulüpler borçlu ise, Beşiktaş’ın da borçlu olması gerekirmiş gibi.

Bir de Fulya projesi var, başkanın söylediğine göre Aşçıoğlu ile Beşiktaş arasındaki m2 cinsinden oran, kabaca %30'a karşılık %70 civarlarındaymış. İyi de o halde niye Aşçıoğlu'nun bu %30'dan elde ettiği gelirler daha fazla, açıklayabilmiş değil. “Biz iyi niyetle bir şeyler yaptık, hata yapmış olabiliriz” deseler tek kelime etmeyeceğim ama ısrarla iyi bir iş yaptıklarını bizleri geri zekalı zannederek söylemeleri, rakamlarla oynamaları, sinirimi tavana vurduruyor doğrusu.

Beşiktaş etik değerlerinin ayaklar altına alındığı, sözleşme yanlışlıklarından dolayı kulübün sürekli zarar etmesi hep kendi dönemlerinde meydana geldi. Çarşı’nın üzerine Karagümrüklüleri salması hep kendi yönetimlerinin marifeti.

Öte yandan yine de Yıldırım Demirören Beşiktaş'ı gerçekten seviyor. Biraz koltuk hırsı da var ama yine de seviyor. Tefecilerin kayığına binmeden, kulübü faiz sarmalına sokmadan gerektiğinde finansman sağlıyor. Bu kaynağı iyi kullanamasa da yine de yapıyor.

Daha önce hakkında atıp tutanları bile yönetimine almaya, camiada birlik sağlamaya çalışıyor. Gerçi birliği kendi etrafında sağlamaya çalışıyor ya neyse. Metin Keçeli, Sinan Vardar, Fikret Orman, Hüsnü Güreli, Cemil Kazancı gibi. Gerçi bu zevatın bir kısmı bu durumu hakaret gibi görse de, elini uzatan yine de Yıldırım Demirören oluyor. Bana sorarsanız bu çabaların altında biraz bu kişilerin yaptığı muhalefeti susturmak, biraz da daha önce yönetimine aldığı kişilerin beceriksiz çıkması yatıyor. Biraz da artık daha fazla cebinden para harcamamak isteği ve suça ortak arama telaşı var tabii ki. Yoksa daha önce Levent Erdoğan'ın dediği gibi; “Parasını ben veriyorum kardeşim, futbolcu alırken sana mı soracağım?” yaklaşımından faklı davranmayacaktır kendisi.

Masanın diğer tarafındaki Murat Aksu’ya gelirsek;

Beşiktaş’ı politize edeceğine pek inanmıyorum. En azından Beşiktaş’ın tabanı buna müsait değil.

Öte yandan yönetim kuruluna almayı düşündüğü yöneticiler daha bir cevval gibi görünüyorlar. Bu şartlar altında taşın altına elini sokmak istemesi de takdire şayan.

Ama yine de kendisinden pek tatmin olduğumu söyleyemiyorum. Serdar Bilgili yönetimlerinin gösterdiği performansı, atılımı tekrarlayacağı konusunda da şüphelerim var. Bu konuda iyi niyetle gayret sarfedeceklerine eminim ama Digitürk’ten gelecek parayla bu yükün altından kalkmaları biraz zor gibi görünüyor. Hele Aksu’nun başkan olduğunun ertesi günü Yıldırım Demirören’in borcunu istediğini düşünmek bile istemiyorum. İşte o zaman direniş yapan Tekel işçilerinin yanında Beşiktaşlı futbolcuları da görürüz.!

Ne zamandır kulübü paralı tek adam yerine, parasız ama becerikli genç kadroların yönetmesini hayal ediyordum. İtiraf etmek gerekirse bu seçimi bir fırsat olarak görüyordum. Hatta başkanlık seçimlerinin, bu seneki transfer faciaları olmadan, borç yükü daha da artmadan geçen sene yapılmasını isterdim. Ama geçmişi geri getiremeyeceğimize göre artık önümüze bakmaktan başka çaremiz yok.

Sözün özü olarak; maalesef her iki başkan adayı da beni tam anlamıyla mutlu etmiyor. Bir bakıma ehven-i şer seçilecek. Camianın ileri gelenleri de pek güvenmemiş olacak ki iki tarafa da yeşil ışık yakmadılar. Hüsnü Güreli, Fikret Orman, Cemil Kazancı, Yıldırım Demirören’i reddedenler. Ne gariptir bu kişiler Murat Aksu’ya da rağbet etmediler. İbrahim Altınsay ise Murat Aksu’ya yeterince inanmamış olmalı ki, eşinin girdiği listeye girmemeyi tercih etti. Bu hareketiyle de İbrahim Altınsay, “Yeter Demirören yeter” demiş oldu bir bakıma. Kaldı ki Murat Aksu’ya da pek inanmış gibi gözükmüyor. Muhtemelen kendisi kötünün iyisinin yanında olmak yerine nadasa yatmayı tercih ediyor.

Kafam iyice karıştı doğrusu. İki başkan adayının da seçilmesini istemiyorum galiba. İtiraf etmek gerekirse Hüsnü Güreli’nin, İbrahim Altınsay’ın başı çektiği bir yönetimin işbaşına gelmesini isterdim açıkçası. Ama kaçınılmaz son, Demirören&Aksu ikilisinden biri seçilecek. Beşiktaş ve Türk futbolu için hayırlı olması dileklerimle.

Yorumları Göster
Yorumları Gizle