"Osman Müftüoğlu" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Osman Müftüoğlu" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Osman Müftüoğlu

Kilo verme hızı neden zamanla azalıyor

Fazla kilolarınızdan kurtulmaya karar verdiniz ve ciddi bir tıbbi denetimden geçtiniz.

Doktorunuz sorununuzun nedenini (veya nedenlerini) belirledi. Kilo yönetimi ekibinde bulunan diyet uzmanının hazırladığı beslenme listesine, aktivite uzmanının önerdiği aktivitelere ve doktorunuzun tavsiyelerine dikkatle uyuyorsunuz. Başlangıçta her şey yolunda gidiyor. Kilolarınız azalıyor, yağlarınız eriyor. Ama 3. veya 4. hafta gittiğiniz kontrollerde kilo kaybının azalmaya başladığını öğreniyorsunuz. Canınız sıkılıyor, keyfiniz kaçıyor. Sakın üzülmeyin! Bu normal, fizyolojik, beklenen bir gelişmedir. Nedeni vücudunuzun kendini koruma mekanizmalarını devreye sokmasıdır.

SEBEBİ GENETİK HAFIZADIR

Vücudunuz kilo almaya direnmez ama sıra kilo vermeye gelince kısa bir süre sonra direnç sistemlerini harekete geçirir. Bunun genetik ve hormonal temellerinin olduğu düşünülüyor ve belirli bir nedeni değil, birçok sebebi olduğu kabul ediliyor. Buzul çağında yani milyonlarca yıl önce atalarınızın yaşadığı açlık dönemlerinde genetik şifrede oluşan değişikliklerin temel faktör olduğu belirtiliyor. Vücudunuz o uzun açlık, kıtlık dönemlerinden aldığı dersleri genlerine yazmıştır ve genetik hafıza hiçbir şeyi unutmuyor. Siz kilo vermeye başladığınızda kilo kaybını önleyen hormonal ve metabolik sistemleri hemen devreye sokuyor.

BU FİZYOLOJİK BİR DURUMDUR

Kilo kaybını yavaşlatan ilk uyarılar tiroid bezinden geliyor. Tiroid bezi metabolizmanızın birinci düzenleyicisidir. Metabolik hızınızı salgıladığı T3 ve T4 hormonları ile en çok bu küçücük, 25 gramlık iç salgı bezi etkiliyor. Siz zayıflamaya başlayınca tiroid bezinizin T4 hormonunu T3 hormonuna dönüştürme yeteneği bozuluyor. Sonuçta metabolizma hızının temel belirleyicisi T3 hormonunun miktarı azalıyor. Metabolizma yavaşlayınca kilo verme de yavaşlıyor, bazen durma noktasına geliyor. Sonra pankreas bezinden salgılanan insülin hormonu da devreye giriyor. İnsülin hormonun arttığı durumlarda ortaya çıkan açlık duygusu, kilo verme sürecinde diyete uyumu güçleştiriyor, kilo kaybını başarısız hale getiriyor. Ghrelin, leptin gibi hormonlar da bu süreçte etkili.

Kısacası belli bir kilo kaybından sonra vücut dengeyi bulmaya, kilo kaybını durdurmaya başlıyor. Bu fizyolojik cevap karşısında asla gerilememeli, vazgeçmemeli, ümitsizliğe kapılmamalısınız. Sağlıklı beslenme planınızı uygulamaya devam etmelisiniz. Yavaşlayan metabolizmanızı hızlandırmak için egzersizi bırakmak yerine biraz daha artırmalısınız. Buna rağmen kilo vermenizde duraklama sürerse sakın "şok diyetler" filan yapmaya kalkmayın. Doktorunuzla görüşün. Gerekli çözümleri mutlaka bulacaktır.

Sık sık uçuk çıkarıyorsanız

Uçuk çok sık görülen ve can sıkıcı bir sağlık problemidir. Uzmanlar nüfusun neredeyse yüzde 80’inin yaşamında en az bir kez uçuk sorunu yaşadığını söylüyor. Uçuk hakkında yanlış bildiğimiz doğrular ve doğru bildiğimiz yanlışların sayısı bir hayli fazla. Uçuk özellikle bağışıklık sisteminin zayıfladığı durumlarda ortaya çıkan bir sağlık sorunudur. Kolaylaştırıcı nedenlerin başında stres geliyor. Stres dışında yorgunluk, uykusuzluk, travmalar, jilet tahrişleri, hatta güneş ışınları bile vücut direncini veya o bölgedeki defansı kırarak uçuk oluşumunu kolaylaştırıyor veya çok sık nüksetmesine sebep oluyor. Bağışıklık sisteminizi zayıflatan ilaçlar örneğin kortizon kullanırken veya ateşli bir hastalık geçirirken uçukların tekrarlama ihtimali daha yüksektir.

Nasıl korunacaksınız

Uçuğun bulaşıcı olduğunu bilmek gerekiyor. Uçuk öpmekle, dokunmakla bulaşabiliyor. Bu nedenle uçuğa dokunmamakta, dokununca elleri iyice yıkayıp temizlemekte yarar var. Özellikle kadınların makyaj yaparken önceden uçukla temas eden parmaklarını gözlerine deydirmemeleri önemli. Uçukluyken bebekleri, çocukları, kemoterapi yapılan veya yüksek dozda kortizon kullanan hastaları öpmemek gerekiyor. Uçuklu iken kullanılan malzemelerin (bardak, kaşık, çatal) çocuklar ile paylaşılmaması tavsiye ediliyor. En etkili tedavi uçuk daha belirginleşmeden, uçuğun çıkacağı bölgede karıncalanma, kaşıntı gibi belirtiler hissedilir hissedilmez antiviral uçuk kremlerinden birini o bölgeye uygulamaktır. O bölgeye buz tatbiki de yararlı olabilir. Uçuk çıktıktan sonra da antiviral kremlerden faydalanmak uygun olacaktır. "Uçuğun tekrarlamasını önleyen bir besin desteği var mı?" diye soruyorsanız "lizin" isimli amino asidin düzenli kullanıldığında uçuğa karşı direnci artırdığını ileri sürenler var ama bu bilgi bilimsel değildir.

Statinler kas ağrısı yapabilir

Kolesterol yüksekliğinin tedavisinde kullanılan Statin grubu ilaçlar bir süre sonra kas ağrılarına yol açabiliyor. Statin’e bağlı kas ağrıları veya kas güçsüzlüğünün görülme sıklığı oldukça düşük. Eğer böyle bir sorun ortaya çıkmışsa ilacı hemen kesmek gerekiyor. İlaç kesilince problem tümüyle ve kendiliğinden ortadan kalkıyor.

Kas ağrılarının daha ağır şekli kaslarda hasar oluşmasıdır. Bu yan etki Statin’leri fibrik asit türevleri ilaçlarla birlikte kullananlarda daha sık görülüyor. Bir araştırmaya göre Statin alan her yüz hastadan beşi kas ağrısından yakınıyor. Ama bunların çoğu gerçek kas ağrıları olmaktan çok önceden edinilen endişelere bağlı ağrılar. Eğer Statin kullanan bir hastaysanız özellikle Statin ve fibrik asit türevlerini birlikte kullanıyorsanız kas ağrıları konusunda uyanık olmalısınız.

Dr. Evren ALTINEL

Mutluluk veren besinler

Serotonin mutluluk hormonlarının en önemlisidir. Beyinde gördüğü işler ve beyne verdiği keyif, haz mükemmeldir. Beyin kendi serotonin’i kendi üretir. Bunun için triptofan adı verilen bir doğal maddeye ihtiyaç duyar. Eğer bir besin triptofan’dan zengin ise beynin bazı hücreleri bu maddeden serotonin’i imal eder. İşte bu nedenle triptofan’dan zengin besinler biraz daha mutluluk veren besinlerdir. Triptofan’ı bol besinlerin en önemlileri süt, süt ürünleri, hindi eti, balık, yumurta, muz, fasulye, bezelye, fıstık ve ayçekirdeğidir. Eğer triptofan’dan zengin besinleri, triptofan’ın beyne ulaşmasını hızlandıran yani onu adeta beyne pompalayan karbonhidrattan zengin besinlerle tüketirseniz beyninize daha çok serotonin ürettirirsiniz. Triptofan’ın beyne ulaşmasını kolaylaştıran karbonhidrat kaynaklarının en meşhurları elma, armut, üzüm, patates ve maruldur. Kendinizi daha iyi hissetmek istiyorsanız beslenme planınızı yaparken bu önerileri dikkate alın ve yukarıdaki besinleri daha fazla kullanın.

Diyetisyen Seren Aksüs

DİYET GÜNLÜĞÜ

Sorularınız için: Tel: (0212) 236 73 00

Kilo vermek için katıldığım birçok program oldu. Ancak hiçbirini tam anlamıyla tamamlamadım. Kısa sürede sıkılıyorum, artık bir yenisine daha başlamayı göze alamıyorum. Ben de mi yoksa uygulanan uygulamalarda mı bir terslik var?

Yine yeni bir program mı

Yeni bir programa başlamak için başvurduğunuzda aşağıdaki soruları kendi kendinize sorun:

Hazırlanan liste size özel mi?

Başarı oranı nedir?

Her türlü besin grubundan yiyecek seçimi öneriyor mu?

Marketlerden kolaylıkla satın alabileceğiniz ve damak tadınıza uygun yiyecekler dikkate alınıyor mu?

Beslenme alışkanlıklarınızda ve yaşam tarzınızda uygun değişiklikler öneriyor mu?

Mali olarak size uygun mu?

Fiziksel aktivitenizi artırmak için öneriler sunan bir danışman var mı?

Programın devamında motivasyonunuzdaki eksilmeleri destekliyor mu?

Verilen kiloların geri gelmesini önleyici bir koruma programı var mı?

Bir ekip çalışmasıyla mı yürütülüyor? Tüm bu sorulara evet yanıtını verebildiğiniz bir kilo verme programı başarıya ulaşmanıza yardımcı olacaktır.

niluferinceis@yasasinhayat.org

Diyet yapmaya çalışsam da çok acıkıyorum. Yediklerimi azaltamıyorum. Saat başı hiçbir şey yememiş gibi açım. Nasıl diyet yapacağım?

Saat başı açlık hissediyorsanız, yemekten sonra da atıştırma devam ediyor ise, doyduğunuz halde yemeyi bırakamıyorsanız metabolik bir sorun olabilir. Karbonhidrat metabolizmasında (şeker dengenizde) bir sorun var ise bunun için mutlaka bir uzman hekime başvurmalısınız. Yapılacak olan tahlillerin sonucuna göre sorun belli olduktan sonra hekiminiz size uygun tedaviyi başlatırken, diyetisyeniniz de size uygun bir beslenme programı ayarlayacaktır. Özellikle tek besine dayalı ve çok düşük kalorili diyet yapmaktan kaçının. Yediklerinizin kalorisi, içeriği, glisemik yükü sizin için çok önemli. Lif oranı yüksek, karbonhidrat ve yağ oranı iyi ayarlanmış bir diyete ihtiyacınız var.

Diyetin glisemik yükünü azaltmak için öneriler;


Beyaz ekmek yerine esmer ekmek (buğday, yulaf, çavdar...)

Pirinç yerine bulgur

Sade poğaça yerine, peynirli kepekli poğaça

Meyve suyu yerine kabuklu meyve (soymadan)

Unlu çorba yerine sebzeli çorba (sebzeleri bütün bırakın)

Patates püresi yerine fırında kabuklu patates

Bisküvi yerine yulaf kepeği

gunes@yasasinhayat.org

Demir eksikliğini doğal yoldan önleyin

WELLNESS (İYİ YAŞAM NOTLARI)

Eğer demir eksikliği problemiyle sık karşılaşıyorsanız daha çok kırmızı et, tavuk ve balık kahvaltılık gevrekler, ıspanak, kuru üzüm, kuru erik, pekmez, üzüm suyu, erik suyu, kabak ve ayçiçeği çekirdeği, kuru fasulye, mercimek ve barbunya tüketmeye çalışın. Bu besinlere özellikle büyüme çağındaki çocukların, çocuk doğurma çağındaki kadın ve annelerin, periyot dönemlerinde fazla miktarda kan kaybeden kadınların ve demir eksikliği tedavisi görenlerin ihtiyacı var.
X