Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Kıbrıs namusu

<B>İSVİÇRE</B>’deki Kıbrıs zirvesinden gelen müjde dolu haberleri izliyorsunuzdur.

Ben son durumu önceki gün ‘bundan iyisi can sağlığı’ diye tanımlamıştım.

Ama, Fatih Altaylı’nın ‘Şam’daki kayısı’ deyimi daha da cukka oturuyor.

Nitekim, Kofi Annan’ın ‘4. Plan’ı öyle olumlu ki, dünkü gazeteler Başbakan Erdoğan’ın en çok, medyamızın zafer havası estirmesinden çekindiğini bildiriyordu.

Başbakan, Rum ve Yunan taraflarını yalayan panik rüzgarı açısından haklıdır. Öte yandan, ben bu satırları yazarken henüz imza atılmamıştı.

Fakat atılması durumunda bile göndere ‘muzaffer sancak’ çekecek değilim.

Sadece, son metnin 1974’ten beri en mükemmel çözüm olduğunu vurguluyorum.

Bunu inkar etmek için ya kör olmak, ya da müthiş kötü niyet taşımak gerekir.

Zaten, aşağıda da konuya değineceğim.

* * *

BENİM gibi ‘sol’ kültür ve gelenekten inen liberallerin iyi bir huyu vardır.

Özeleştiri!

Zira, o korkunç ‘cinnet yılları’nda ‘burjuva kökenli’ olmak affedilmez ‘suç’ addedildiğinden ve de sanki bizler birer tövbekar rahipmişizcesine, totaliter çarkıyla benlik öğüten mikrokozmos yapı ‘günah çıkartmayı’ ruhi şartlanmaya dönüştürdü.

Dolayısıyla da, ‘yanlışı kabullenmek’ bizim varoluşumuza işledi.

Böylesine travma bir olgunun psikanalitik köken ve sonuçlarına girmeyeceğim.

Ama, bu şartlanma son tahlilde bizleri dürüst, namuslu ve etik sahibi kıldı.

Hata mı işledik, fos öngörüde mi bulunduk, engelde mi tökezledik, dobra dobra ve alenen bunları kabullenmekten ne çekinir, ne utanır, ne de korkarız.

Aynı gelenekten inip de, pavyonda ‘vedet dansöz’ gibi fırdöndülüğe rağmen hep ‘doğru’yu bildiklerini iddia edenler ise hálá sahte ‘sol’da gözüken ‘Karanlıkçı Maocular’ veya ‘Cuntacı Kemalistler’ türü yüzsüzlerdir ki, konuma girmiyor.

* * *

KONUMA, başta sözünü ettiğim, Kıbrıs zirvesindeki olumlu gidişat giriyor.

Halep oradaysa arşiv buradadır, bu gelişmeyi, sütunun yazarı dahil Türkiye’nin ‘özgürlükçü liberaller’i, ta 2002 Aralık’ındaki ilk Annan girişiminde öngördüler.

Denktaş’ın derhal masaya oturması gerektiğini; aksi takdirde Güney Kıbrıs’ın AB takviminden ötürü zamanın Ankara ve Türk tarafı aleyhine çalışacağını söyleye söyleye dilimizde tüy, kalemimizde mürekkep, bilgisayarımızda da ‘bayt’ bitti.

Halbuki, son kale bayrağını Ada’nın ‘çözümsüzlük’ burcuna çeken ‘statüko zaptiyeleri’ görüşmeleri engellemek; olmadı, ertelemek için her yola başvurdular.

Üstelik, hayasızlığı ve rezilliği bizleri ‘vatan hainliği’yle suçlamaya vardırdılar.

* * *

PEKİ, eğer İsviçre’de bugün böyle olumlu bir raddeye ulaşıldıysa, demek ki bizler doğruyu öngörmüşüz. Varsayımlarımızda ve perspektiflerimizde haklıymışız.

Oysa sizler müzakerelerin gecikmesini provoke ederek hem Ankara’yı çok zor duruma düşürdünüz; hem de nihayetinde, istisnasız tüm söylediklerinizde yanıldınız.

Artık bir kez özeleştiri yapmayacak mısınız? Günah çıkartmayacak mısınız?

Yoksa, yenilen pehlivan güreşe doymaz misali, artık son çare ‘mevzuat’ diye tutturan ‘nasyonal cumhuriyetçi’ sabık elçi nasıl ki dünkü ‘Radikal’de ‘sakın ha hükümet imzalamasın’ diye bir ‘derunü ihtar’ (!) daha çakıverdi, aynı ceberrutluk yolunun yolcusu olan sizler de yine havaya bakıp ıslık çalmayı sürdürecek misiniz?

Hayır, ben terbiyeliyim ve iftira atmam, tabii ki size ‘vatan haini’ demiyorum.

Ama sizi namus, dürüstlük ve etik sahibi olmaya davet ediyorum, o kadar!
X