Gündem Haberleri

    Kıbrıs konusunda kararsızlık

    Hürriyet Haber
    12.11.2001 - 00:00 | Son Güncelleme:

    GEÇEN hafta gerek Dışişleri Bakanı gerek Başbakan Kıbrıs konusundaki iddialı söylemlerinin çıtasını daha da yükselttiler. Bakan Güney Kıbrıs'ın AB'ye üye olması halinde Türkiye'nin ‘‘bedel ödemek pahasına’’ da olsa kesin karar almak zorunda kalabileceğini belirtti. Bedel besbelli ki AB üyeliği. Güney Kıbrıs AB'ye katılırsa biz kendi üyeliğimizden tereddütsüz feragat edeceğiz. Papaza kızıp oruç bozacağız. Başbakan daha da ileri gitti ve KKTC'nin Türkiye'ye ilhakını bir opsiyon olarak ortaya koydu. Bu opsiyon ise Türkiye ile AB arasında bütün köprüleri atmak anlamına geliyor. Demek oluyor ki, Atatürk'ün eserini tamamlayarak Türkiye'nin kaderini tayin edecek bir büyük siyasal modernleşme ve ekonomik ilerleme projesinden vazgeçeceğiz, tarihi bir fırsatı gözümüzü kırpmadan elimizin tersiyle iteceğiz.Okuyucularımızın hiç değilse bir kısmının aklına tabii şu soru hemen gelecek: Peki AB için Kıbrıs'ı feda mı edelim? Denklem bu kadar basit olsa ben de Başbakan ile Dışişleri Bakanı'nı alkışlardım. Fakat işin aslı başka türlü. Tercih AB ile Kıbrıs arasında değil. Belki bu aşamaya geliriz, fakat henüz oraya varmadık. Dengeli ve makul bir çözüm için bütün ümitler daha kaybolmadı. Ankara'daki kılıç şakırtılarına rağmen Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin iyi niyet misyonu devam ediyor. KKTC bu süreçten çekildiğini bildirmedi.Kıbrıs sorununda gerçekleri görebilmek gerek. Türkiye ve Kıbrıs Türkleri için en iyi çözüm, kuşkusuz, KKTC'nin, bağımsızlığının tanınarak ayrı bir devlet kimliği ile AB'ye üye olmasıdır. Bunu sağlamak için bir miktar toprak ödünü de verilebilir. Ne yazık ki bugün artık böyle radikal bir çözüm mümkün değil. 1974 yılındaki müdahaleden sonra sıcağı sıcağına inisiyatifi alabilseydik o zamanın koşulları altında belki ayrı bir devletin tanınmasını sağlayabilirdik. Yapamadık, fırsatı fena halde kaçırdık. Yunanistan 1974 yenilgisini Karamanlis gibi bir devlet adamı sayesinde AB'ye girerek siyasi bir zafere çevirirken Türkiye askeri zeferini politik bir başarı ile tamamlayamadı. Şimdi ise bu zaferin hezimete dönüşmesi tehlikesi belirdi.Önümüzde elan bir yıl kadar vakit var. AB üyelerinin hemen hepsi Kıbrıs'ın bir çözümden sonra AB'ye girmesini tercih ediyorlar. Fakat AB ile Güney Kıbrıs arasındaki üyelik müzakereleri sona erince, çözüme varılamamışsa ve çıkmazın başlıca sorumlusu açıkça Türk tarafı olarak algılanırsa, Güney Kıbrıs'ın bütün Kıbrıs'ı temsilen AB'ye üye olarak girmesi muhakkak gibidir. Bu süpriz değil, 1999 Helsinki AB zirvesinden beri işlerin bu raddeye varabileceği bilinmektedir.Geri kalan bir yılı iyi değerlendirmeliyiz. Bir çözümün parametreleri aşağı yukarı biliniyor. Garanti Antlaşması'nın devamı, Kuzey'de bir miktar Türk askeri mevcudiyeti. Ada'nın silahsızlandırılması, Kıbrıs Türklerinin ve Rumlarının kendi bölgelerinde tam bir iç egemenliğe sahip olmaları, ortak devlet yapısında egemenliğin paylaşılması gibi önemli konularda anlaşmak zor görünmüyor. Kapsamlı bir çözümde başka birçok hassas konuya çözüm bulmak gerekeceği doğrudur. Müzakereler çetin olacaktır. Sonuca ulaşılmazsa ancak o zaman Başbakan'ın ve Dışişleri Bakanı'nın senaryoları gündeme gelir.Farz edelim ki müzakereler akamete uğradı ve AB KKTC'nin iyi niyetini ispatlamasına rağmen Güney Kıbrıs'ı üye olarak kabulü sürecini başlattı. Bu takdirde Kıbrıs'ta bugünkü fiili durum değişmez, fakat AB ve Yunanistan'la ilişkilerimiz olabileceği kadar karmaşık hale gelir. Gerginlik kaçınılmaz olur. Yine de, çok zor gözükmekle beraber, ileride bir çözüme kapı tamamen kapanmaz. Buna karşın Başbakan'ın ileri sürdüğü ilhak opsiyonu geriye dönülemeyecek bir durum yaratacağından Türkiye'nin istikbalini en aşağı 20-30 yıl ipotek altına sokar. Türkiye uluslararası alanda darboğazlara girer. Gelecek kuşakları böyle bir kadere terk etmeye kimsenin hakkı yoktur.
    Etiketler:

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı